Trafik kazalarında yine rekora koşuyoruz.
Her gün önemli sayıda kaza meydana geliyor ülke genelinde ama önlenmesi için elle tutulur, gözle görülür mesafe alınamıyor.
Çok sayıda insanımız yaşamını yitiriyor, yaralanıyor ama hala önleyici kararlar almak ve en önemlisi uygulamak konusunda ciddi eksiklikler yaşanıyor.
En önemlisi tabii ki kaybettiğimiz canlar ama yaralanıp da sakat kalan kardeşlerimiz, onların sağlıkları için harcanan paralar, yitip giden milli servet çok önemli bir sorun oluşturmasına karşın bunu yeterince anlayan, gereğini yapan yok.
Çok endişeli ki böyle giderse yakında KKTC’deki trafik kazaları ve bunların yol açtığı ölümler, yaralanmalar, maddi zararlar önümüzdeki süreçte 2’ye hatta 3’e katlanacak.
Neden?
Çünkü nüfusumuzda ciddi bir artış ve ciddi bir demografik değişim vardır.
Turist, öğrenci, iş gücü olarak ülkede bulunan insan sayısı KKTC vatandaşlarının sayısını her halde aşmıştır.
Aşmasın demiyorum; Aşabilir ama bunun için gereken alt yapının tamamlanması, hizmete konulması da en az bu artıştaki sürat kadar hızlı olmalıdır.
Ben 62 yıldır bu ülkede yaşıyorum, Lefkoşalıyım. Hayatım boyunca pandemi sürecinin atlatılmasından bu yana Lefkoşa trafiğinde gördüğüm kadar çok yabancının araç kullandığını görmedim.
Hayatımda Lefkoşa sokaklarında tanımadığım, yabancı olduğu net olan insana rastlamadım.
Ve bu insanların çoğu düzgün, tehlikesiz araç kullanmasını, yolda seyahat etmesini, hatta yürümesini bilmiyorlar.
Bir de buna Lefkoşa başta olmak üzere Gazimağusa, Girne yollarının perişan hali, kaldırımsızlık, ışıksızlık, denetimsizlik eklenince kazasız belasız seyahat etmek nerdeyse imkansız hale geliyor bu üç önemli kentimizde…
Belasız da diyorum çünkü yaşanan sıkıntılar sonucu insanların bazı kazalardan sonra kavga ettiklerini de görüyorum son zamanlarda.
Yol yapıyoruz veya yolumuz var ama yapılan sanki de kaza yapmak, yaptırmak için vardır veya yapılmıştır.
Örnek mi?
Girne –Alsancak yeni yolu.
Evet iki gidiş, iki geliş bir yol yapılması iyi oldu, oluyor ama bu yolda kaza yapmadan seyahat etmek oldukça zor.
Pazar akşamı bunun canlı şahidi oldum.
Çember diye yapılan bir düzeneğin hemen öncesinde bir kazaya şahit oldum.
Nasıl olur da bir yolun bazı yerlerine “çember”, bazı yerlerine trafik lambası konulur?
Nasıl olur da koca koca marketlerden ana yola geri geri çıkılmasına izin verilir?
Nasıl olur da bir yol yapılırken bu kadar karanlık bırakılır.
Örnek mi?
Dr. Fazıl Küçük Bulvarı’ndaki durum?
Nasıl olur da şehrin en yoğun trafik akışının olduğu yol 10’larca dükkandan, işyerinden yola doğrudan çıkış yapılır?
Nasıl olur da böylesi bir yolun iki tarafında tali yol, kaldırım olmaz?
Nasıl olur da ana yolun kenarı araç park yeri haline gelir ve buna kimse ses çıkarmaz?
Daha önceleri de yazdım ama kendimi yeniden yazmak zorunda hissediyorum; KKTC’DE YAŞAMAKTA OLDUĞUMUZ SORUNLARIN EN BAŞTA GELEN SEBEBİ DEVLET OTORİTESİNİN KENDİSİNİ YETERİNCE HİSSETTİRMEMESİDİR. DEVLETİN YETERİNCE ALT YAPI İŞİNİ HALLETMEMESİDİR.
Bence bizim yollarımızda yeterince denetim yapacak, vatandaşın hata yapmasını engelleyecek polis yoktur.
Polislerin çoğu masa başı işlerdedir.
KKTC Devleti’nin bir an önce yapması gereken polis sayısını, nüfusun geldiği nokta göz önünde bulundurularak artırmaktır..
Hükümetimiz, Türkiye, Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığımız polis alımı ve polisimizin araç gereç yönünden takviyesi konusunda bir an önce gereğini yapmalıdır.
Alt yapı konusunda da Türkiye’miz ve KKTC hükümetine büyük görev düşmektedir.
KKTC’nin yol sorununu çözmek Türkiye için basit bir olaydır.
KKTC hükümeti daha fazla gecikmeden, ivedi olarak bir otorite oluşturmalı, bir veya birkaç bakanı görevlendirmeli, gereken yasaları yapmalı, istimlak olayını halletmeli ve Anavatan Türkiye’nin desteği ile yol, kavşak, yol aydınlatması sorunlarımızı halletme yoluna gitmelidir.
Aksi takdirde kazaları durduramayacağız, üzüleceğiz.
Aksi takdirde hem üniversite hem de turizm sektörümüz bundan olumsuz yönde etkilenecektir.





Yorumlar kapalı.