Hasan Hastürer

Özellikle kendi dünyamızda, düşmansız yaşam,  neden olmasın?





Yaşadığımız coğrafyada, düşmansız bir yaşamı hayal bile edemeyen anlayışa, sıkı sıkıya sahip olanlar var.

Onlar için düşmansız yaşam, neredeyse imkansızdır.

‘Düşmanın yoktur’ diyecek olanı – feministler kızmasın- adam yerine koymayanlar çok.

Bu anlayışta olanlar, bireysel ilişkilerinden öte, özellikle siyasette, bu anlayışa sıkı sıkıya sarılır.

Siyaset yapılırken, öncelik ‘düşmana’ saldırıdır.

Kendilerini, kendi politikalarını anlatmak yerine, karşısındakini yerden yere vurma çok daha verimli, çok daha işe yarar görünür.

Bu yapılırken, doğru bilgiye hiç ihtiyaç yoktur.

Yalandan kim öldü, denilip, sınırsız yalan ‘hakkı’ kullanılır.

Bizim dünyamızda, YALANI DEĞİL, GERÇEĞİ SÖYLEMEK İÇİN CESARET GEREKİR.

Dahası, bir konuda gerçek tek, yalan becerisi gelişmiş olanlar için ise sonsuz yalan var.

                                                          ***

   Kendinden olmayanı düşman sayan anlayışın bizim toplum yapımız içinde de yaygın örnekleri çok var.

Yalana dayalı propaganda etkin sayılan bir yöntemdir. Hem de yelpazenin oldukça geniş dilimleri için… Zaten bu yazdıklarımı, olabildiğince geniş bir kaplama alanıyla yazıyorum.

Yarası olduğu için gocunacak olanları da, kendi tercihlerini kullanmış sayarım.

                                                    ***

   Gazetecilikte evrensel kurallardan biri, haberleri, – ne, neden, nasıl, nerede, ne zaman ve kim sorularına yanıtla- 5 N 1 K kuralına uygun verirken, objektiflik ve tarafsızlık ilkesine saygı duymaktır.

Haberi yapan gazeteci, şahsen taraf tutabilecek konumda olsa da, haberini gazetecilik kuralına göre yapmayı becermelidir.

Sıra köşe yazarlığına geldiği zaman, köşe yazarının, engelsiz düşünce özgürlüğüyle makalesini yazması vazgeçilmez kuraldır.

Tam bu noktada akıllardan geçen bir soruya yanıt olsun diyerek yazayım.

Bu satırların yazarı olarak yazılarımı, BARIŞ, DEMOKRASİ, İNSAN HAKLARI, HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ VE KIBRIS TÜRK HALKININ, ÇIKAR VE DUYARLILIKLARINA ÖZEN, SAYGI GÖSTEREREK YAZARIM.

Rahmetli Rauf Denktaş, bir gün bana, ‘ Hastürer, ince bir çizginin üzerinde gidiyorsun. Bir gün düşeceksin’ demişti.

Ben yazdığım ilkelerimi anımsatıp, gülerek ‘ Çok beklersiniz’ demiştim.

                                               ***

   Üst taraftaki ilk üç ***’ın sonrasında belirttiğim gibi, toplumsal yaşamımızda, kendinden olmayanları düşman sayan anlayış, her dönemde var olmuştur.

Yanıt vermek değil, düşünceye, farklı düşünceyle bir anlamda katkı koymak çağdaş bir yöntemdir.

Kıbrıs Türk basınında, aktif gazeteciler içinde en uzun geçmişi olan gazeteciler arasındayım.

Fincancı katırlarını ürküttüğüm zaman, özellikle 2000’li yılların başında maraton gibi, çok uzun bir saldırıya hedef olmuştum.

Bana yönelik yazılanlar, gerçek üzerine inşa edilmemişti.

Sonunda yargıya başvurmuştum..

Siyasi nitelikli bir davaydı açtığım dava.

Mahkemeye gelip yazdıklarını savunacaklarına, yazdıklarında hedef alınanın ben olmadığını söyleyinceler, hakim bile sözlerini ağızlarına tıkamıştı.

   Bunları neden yazıyorum?

Düşmanlık duygularına kapılmadan, insanca, biz Kıbrıslılara da yakışan tarzda neden konuları ele alamayalım?

Bunu başarsak, kazanan Kıbrıs Türk Halkı ve KKTC olacaktır.

Mücadeleden uzak, kavga gibi yaklaşımlarla asla bir yere varamayız.

Özellikle kendi dünyamızda, düşmansız yaşam,  neden olmasın?
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.