Mağusa’da, hâlâ ayakta ve hayatta olan, kullanılır değerde sapasağlam bir kilise… Türkçe söylemde “Aikserinos” olarak anılan kilisenin tam adı, “Ay. Georgios Xorinos”.
‘Nasturyan’ bir kilisedir ve yazılı kayıtlara göre de adı, 428-431 yılları arasında Konstantinopolis Patriği olan, Nestorius’tan gelir.
Ve yine yazılı kaynaklardan okumaktayız ki Nestûrîlik, İsa Mesih’te biri ilâhi biri de insani olan iki hipostazın bir arada olduğunu savunan Mesihsel doktrindir.
Tarihsel yaşı ise (1360-1369) günümüzden 663-670 yıl önceye uzanır…
* * *
Rum tedhiş ve terör örgütü EOKA’nın ilk sabotaj bombalarını ada genelinde patlatmaya başladığı 1 Nisan 1955 gününe değin, Mağusa kale içerisinde Türk ve Rum halkları birlikte yaşamakta, ancak Türk nüfus, Rum sakinlerine göre biraz daha fazlaydı.
EOKA tedhiş ve terör olaylarının giderek yoğunlaşması üzerine, Rum sakinler, insani bir endişe ve kendi kararları sonucunda 1957 yılında Mağusa kale içerisindeki evlerinden ayrılarak, başka yerlerde yaşamaya başlarlar…
* * *
Bu tarihten sonra ne Mağusalı Rumlar ne de başkaca yerlerde yaşayan hiçbir Rum vatandaşı, araya giren toplumlararası silâhlı çatışmalar (1958, 1963 ve sonrası) süresince Mağusa kale içerisine giremez…
Çünkü TMT sonrası “Mağusa Sancağı” oluşturulmuş, Mücahitlik başlamış, kale içerisine giriş çıkışlar askeri kontrol altına alınmıştı.
Kıbrıslı Rumların 1957’den sonra kale içerisine girişi, ancak 46 yıl sonra, Annan Plânı referandumunun bir yıl sonrasında ve ada genelindeki sınır kapılarının açıldığı 23 Nisan 2003’te gerçekleşmişti.
* * *
1957 yılının üzerinden (ilginç bir tarihleme ile), 57 yıl geçer…
Ve Kıbrıslı Rumlar, 57 yıl sonra ilk kez, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yetkililerinin verdiği izinle, 2013 yılının 8 Aralık Pazar günü sabah saat 8.30’da yoğun bir katılımla kale içerisine girerek, yaklaşık iki saat süreyle” Ay. Georgios Xorinos Kilisesi”nde ayin yaparlar.
Bu kilise, aynı zamanda, Doğu Akdeniz Üniversitesi’ne bağlı Sanat ve Tasarım Merkezi olarak da kullanılmakta idi.
* * *
1960 yıllar içerisinde çocukluğum, bu kilisenin hemen yanındaki evde yaşandı…
Kilisenin giriş kapısının açıldığı yokuş yol, 1980’lere değin “Kemal Zeytinoğlu Yolu” adını taşırken, hemen kapı komşumuz olan ve Mağusa tiyatro tarihi ile Mağusa Türk Gücü Kulübü’ne önemli hizmetleri geçen, çok sevilip saygı duyulan Necip Tözün büyüğümüzün vefatı sonrasında onun adını aldı.
* * *
Hem Necip Tözün Yolu üzerinde ikâmet eden hem bu yola açılan çıkmaz sokak Pertev Paşa’nın çocukları; Kâşif, Ufuk, Atalay, İsmet, Turgut, Mete ve diğerlerimizle oldukça kalabalıktık…
Kilisenin Güney cephesinde biz, Kuzey tarafında ise adaşım Bülent Panter, kardeşleri, az ötede ise Necati ve Necmi Felek kardeşler yaşamaktaydı…
Aikserinos Kilise avlusu bizim en güvenilir oyun yerimizdi…
O yılların en yaygın oyunları lingiri, saklambaç, çukura badem atma, askercilik, kuş lastiği ile cam şişe kırma ve elbette futboldu…
* * *
Çocukluğumuzun 60’lı yılları, ‘Beatles’lar denilen dört Liverpollu delikanlının üç gitar bir bateri ile dünyayı sarsıp, silkelediği yıllar…
Ve mahallemizden liseli abilerimiz de hemen, önce ‘Feveranlar’ sonra ‘Apaçiler – Bozoklar’ adlarıyla, müzik topluluklarını kurarlar…
O kanlı – barutlu 60’lı yılları düşündüğümüz zaman, insan aklını çatlatacak kadar mucizevi bir hızda; Baf’ta, Lefke’de, Limasol’da, Lefkoşa’da ve Mağusa’da otuza yakın müzik grupları – toplulukları kurulur..
Onca yokluk ve yoksunluk bir yana; Öğrenci – Mücahit’liğinde yaşandığı bu zor yıllarda değil elektronik gitar, cihaz, bateri; mikrofon ayağı bulmak bile gerçekten imkânsızdı…
Bulundu işte… O kanlı ve karanlık günlerde, Kıbrıs Türk halkına moral ve motivasyon sağladı bizim de henüz 15, 18, 20 yaşlarındaki övgüye değer, kendi ‘Beatles’larımız…
* * *
Mahallemizin ‘Feveranlar’ ve ‘Bozoklar’dan abilerimizin müzik çalışmalarını kapı, pencere aralığından izler, biz çocuklar da hemen onlara özenir, gruplar kurardık kilise avlusunda…
Elektrik ve telefon kablolarının üzerindeki plastiği söker, tellerini çıkarır, ince kontrplâklardan gitar gövdelerini keser, gövdenin ucuna da dar ve uzunca uygun tahtaları çaktıktan sonra, söktüğümüz telleri üzerlerine gererek kendi gitar imalâtımızı boynumuza asardık…
Elimizden az çekmedi, Aikserinos Kilisesi’nin yola bakan avlusu…
* * *
Bir olayı hiç, unutmuyorum…
Nedense, o yıllarda ve başka mahallelerden gelen kimi tanıdık ya da daha önce hiç görmediğimiz bazı kadınlar, genellikle akşamüzerini geçip de hava karardığında, gizlice, saklana saklana kilise avlusuna gelir ve kilisinin farklı köşelerinden birkaç avuç toprak alıp giderlerdi…
Zamanla öğrendik ki; bu kadınların yanlarında getirdikleri ve ‘hartuç’ dediğimiz kese kâğıtlarına, tülbentlere, mendillere sarıp sakladıkları – alıp gittikleri bu topraklar üzerine büyü yapıyor, adak tutuyor ve her ne ise muratları, gerçekleşiyormuş…
Çocukluk işte…
Bazı geceler arkadaşlarla gizlenir, bu kadınlardan birinin gelmesini ve kilise etrafında döne döne toprak almasını bekler, sonra da “büyücü geldi büyücü geldi” diye bağırarak mahalleyi ayağa kaldırır, onları, zor durumlara iterdik…
Böyle de bir özelliği vardı, Aikserinos Kilisesi’nin…
* * *
Kıssadan hissesi…
Dünkü pazar günü, yoğun bir katılımla, bir büyük ayin gerçekleştirildi yeniden, Aikserinos Kilisesi’nde…
Dünkü ayin, 55-60 yıl gerilere, eski hatıralara taşıdı beni…
Ve ben, şimdi, hayatta olanlarla olmayan o ‘Kadınlardan’, 64 yaşımla beraber kendim ve mahalle arkadaşlarım adına, manevi huzurlarında çok özür diliyorum…
Sana da, kahrımızı çok çektin çocukluğumuzun, teşekkürler, Aikserinos Kilisesi…
Bülent Fevzioğlu
Diğer Yazıları
Köşe Yazarı





Yorumlar kapalı.