Daha önceleri de yazdım, paylaştım bu köşemde, yineleyeyim…
Ben; son üç yıldır KIBRIS Gazetesi’nde, haftada dört gün, gazete yönetiminden değer vermişler, lütfetmişler, köşe yazıları yazıyorum…
Buna göre:
Haftada üç gün; pazartesi, perşembe, cumartesi olmak üzere fikrimin yettiği, içimden geldiği ve altına, naçizane imzamı attıktan sonra da mutlak surette sonuna değin savunabileceğim “köşe yazıları” yazmaktayım…
Ve bir de; haftada bir gün olmak üzere, yalnızca pazar günleri bana ayrılan bir tam sayfa var, orada da yine ülkemiz kültür – sanatı adına eski veya yeni, ya yazınsal arşivlerimizde çoktan yer almış ya da naçizane fikrimle almaya aday gördüğüm kimi kitaplar üzerine, tanıtımlar yapıyorum…
Özetle:
“Köşe yazılarımı”; haftada üç gün yazdığım ve de bu nedenle, bazı güncel konuları basınımızda veya sosyal paylaşım sitelerinde yer aldığınca kimi haber ve tartışmaları aslında günü gününe takip etmeme karşın, içimden geleni – aklımdan geçeni günü gününde yazamıyor, paylaşamıyor ve de birkaç sonraki günlere bırakmak zorunda kalıyorum…
Haa…
Çok mu önemlidir Bülent Fevzioğlu’nun o, bu, şu konudaki fikri ile yorumu?
Değil elbette…
Ve elbette okurlarımızla ilgilileri yola sokağa dökülmemiştir, “Bülent Fevzioğlu bu konuda ne düşünüyor, ne yazdı acaba?” diye, meraklara düşecek…
Uzatmayayım…
Kırk yıllık bir gazeteci ve köşe yazarı olarak, kendi adıma tek derdim, gündemi, günü gününe takip etsem de yine günü gününe yazamamak; pazartesi, perşembe, cumartesi gününü beklemek ve de en sonunda, “ben de böyle düşünüyorum” diyebilmekten ibaret…
Ve şimdi gelelim, gündemimdeki, ol hasbihale…
* * *
Şimdi; bu yazımı yazarken, bir kez daha kontrol ettim…
Sn. Serdar DENKTAŞ; 4 Haziran 2025 akşamı, deneyimli gazeteci, haber – söyleşi TV program yapımcısı ve sunucusu, Sn. Mustafa ALKAN Bey’in youtube üzerinden yapmış olduğu televizyon yayınında, söz, Cumhurbaşkanımız Sn. Ersin TATAR’a geldiği zaman, aynen şöyle dedi:
– “Yahuuu, benim cumhurumun başı olarak orda oturan insan, her konuştuğunda, benim başım öne eğiliyor… Utanıyorum… Kızıyorum kendi kendime… “Nasıl olur?” bu diye… “Bu hakarettir Kıbrıs Türk tarihine” diye… “Geçmişimize” diye… Böyle bir durumda ya ortaya atılacaksınız, Cumhurbaşkanlığı için aday…”
Burada, Sn. ALKAN araya giriyor ve şu anımsatmada bulunuyor, Sn. TATAR’ın sıklıkla altını çizdiği, şu cümlesine:
– “Ama; “ben Denktaş’ın öğrencisiyim, onun yolundan giderim” der….”
Sn. Serdar DENKTAŞ, son derece öfkeli ve kızgın bir ses tonuyla, şöyle der, Sn. TATAR için:
– “Nerden öğrencisidir? Beş defa konuşmuşluğu, altı defa konuşmuşluğu yoktur (Sn. Rauf DENKTAŞ’la) oturup böyle karşılıklı… İnnellâhim messabirim artık… Yok öyle bir şey…”
* * *
Yazılı ve görsel medyamız ile sosyal paylaşım sitelerimizden de izleyebildiğimce, Sn. Serdar DENKTAŞ; önümüzdeki ekim ayı içerisinde yapılacak olan “cumhurbaşkanlığı seçimi” için aday…
Yakışır mı kendisine?
Elbette yakışır…
Sonuçta; Kıbrıslı Türkleri cematten alarak bir devlete ve bir cumhuriyete taşıyan Kurucu Cumhurbaşkanımız Sn. Rauf Raif DENKTAŞ’ın oğlu…
Babadan gelen bilgi, birikim ve zihinsel donanım, vardır elbette…
Cumhurbaşkanlığı seçimimizdeki yolu, elbette; yalnızca kendisinin değil, bu yola çıkan ya da çıkacak olan tüm diğer adaylarımız gibi, açık olsun…
Ancak, dön dolaş, naçizane fikrime gelince…
Her şeyden önce; Sn. Serdar Bey’in, Sn. TATAR’ın “Denktaş’ın öğrencisiyim” demelerine göstermiş olduğu şu tepki:
Ne diyor Serdar Bey?
– “Nerden öğrencisidir? Beş defa konuşmuşluğu, altı defa konuşmuşluğu yoktur…”
Şimdi; bu cümle üzerinde mutlak surette duralım ve eskilerin dediğince de bir zahmet, “eğri oturup, doğru konuşalım!” lütfen…
Benim arşivim çookk iyidir, arşivimden konuşacağız, lütfen…
* * *
Sn. Serdar DENKTAŞ, 1959 doğumlu…
Sn. Ersin TATAR, 1960…
Aralarında, neredeyse, bir yıl farkı bile yoktur, yaşıttırlar…
Şimdi gelelim 1960’lı yılların, o en; kanlı, barutlu, felâketli, kayıplı ve de çokça tabutlu yıllarımıza…
“Milli Mücadele Yılları”mıza…
Sn. Serdar DENKTAŞ da 8 – 10 yaşlarında idi, Sn. Ersin TATAR da…
Sn. Serdar DENKTAŞ unutabilir…
Anımsatayım…
Sn. Serdar Bey; siz, o en kanlı barutlu kayıplı ve tabutlu yıllarda Rauf Bey’in oğluysanız, ne der eskiler, “Sezar’ın hakkı Sezar’a”…
Yaşıtdaşınız Ersin Bey de tam da o yıllarda, Sn. Rüstem TATAR’ın oğlu idi…
Lütfen dikkat:
Kıbrıslı Türkler; önce, efsanevi halk liderimiz Sn. Dr. Fazıl KÜÇÜK, sonra, Sn. Rauf DENKTAŞ’ın liderliklerinde, Sn. Rüstem TATAR, günün sosyal ve siyasal gelişmelerine karşın, sırasıyla;
– Kıbrıs Türk Genel Komitesi (21 Aralık 1963 – 27 Aralık 1967)
– Kıbrıs Geçici Türk Yönetimi (27 Aralık 1967 – 21 Nisan 1971)
– Kıbrıs Türk Yönetimi (21 Nisan 1971 – 1 Ekim 1974)
– Otonom Türk Yönetimi (1 Ekim 1974 – 13 Şubat 1975)
yılları boyunca; 1967’den 1975’e değin, aradaki kabinelerde tüm bakanlar (Üye’ler) değişse bile, Sn. Rüstem TATAR, hiç değişmeden, o en zor ve o en karanlık süreçlerde, yokluğun ve yoksunluğun içerisinde Kıbrıslı Türklerin İLK “Maliye ve Bütçe İşleri Bakanı” olarak görev yapmadı mı?
Her zaman saygıyla, minnetle, hürmetle andığımız babanız; Sn. Rauf DENKTAŞ, sekiz yıl boyunca kabinesini kaç kez değiştirmesine karşın, Sn. Rüstem TATAR’ı hep yanında, en yakınında tutmadı mı?
Siz; biyolojik olarak ve de çocukluk yıllarınızda Kurucu Cumhurbaşkanımız Sn. Rauf DENKTAŞ’ın oğlu olarak ne kadar yanında olmuşsanız, kusura bakmayınız fakat, çok sıkı bir ülküdaş – gönüldaş ve de nihayetinde sağlam bir aile dostu olarak da babanız, Sn. Rüstem TATAR’la yol yürümedi mi?
O en zor, o en karanlık, o en çok yokluk ve yoksunluk içerisinde babanız, Kıbrıs Türk halkının (karınca kaderince, varını yokunu), MALİYE olarak Sn. Rüstem TATAR BEY’ e emanet etmedi, bir ona güvenmedi mi?
Siz; babanızdan etkilendiniz, O’nun ışığından yol buldunuz, fikirlerini kendinize rehber edindiniz de….
Sizle aynı yaşta olan, babanızın en yakın ve en güvendiği (Maliyeyi teslim etmiş!) çalışma arkadaşının oğlunun, kendi evinde, yemekte – sohbette kaç kez gördüğü, yakından izlediği, duyduğu, dinlediği bir liderden etkilenmemesi, mümkün olabilir mi?
* * *
Kıssadan hissesi:
Serdar Bey, şöyle diyor:
– “Kaç kez bir araya geldi babamla, 5 mi altı mı?”
Ben de diyorum ki:
– “Serdar Bey; 1960’lı yılların başından, kültüre, sanata ve özellikle şiire ilgi duyan ve sonraki zamanlarda da kendilerini Türk edebiyatında kanıtlamış nice şairimiz; ne Nazım Hikmet’i ne Orhan Veli’yi ne Necip Fazıl Kısakürek’i ne de başkaca efsaneleri hiç görmediler, konuşmadılar, tanışmadılar…
Sinemada Yılmaz Güney, romanda Yaşar Kemal, öyküde Bekir Yıldız, tiyatroda Muhsin Ertuğrul, müzikte Ergüden Yoldaş’la da hiç görüşmediler meselâ…
Bırakınız; dediğinizce beşi altıyı, hiç görüşmediler meselâ, hiç tanışmadılar, yüz yüze gelmediler bile…
Eeeee, ne yapalım şimdi Serdar Bey?
Kendini; (örnek) yukarıda adı geçenlerden düşünsel ve yüreksel olarak besleyenleri, O’nlardan her hangi birini kendine rehber edinenleri, onur ve gururla her zaman ve her yerde “Öğrencisiyim” diyenleri yok mu sayalım, çöpe mi atalım?
Kendi adıma; çok üzüldüm bu öfkenize – tepkinize – alaycı yaklaşımınıza…
Son söz…
Hiç kimseye değilse bile…
Yalnızca Sn. Ersin TATAR’a bile, “Ben, Denktaş’ın öğrencisiyim” dedirtmişse babanız, ne mutlu babanıza!
Ya; Sn. Ersin TATAR da bunu, söylemeseydi?
O zaman; onlarca yıllık kavgasına, sevdasına, davasına ve Kıbrıslı Türkler için adanmış yüreğine, emeğine, alın teri ve göz nuruna devasa bir yazık, devasa bir hayıf, olmaz mıydı babanıza?
Cumhurbaşkanlığı yarışında yolunuz, açık olsun, Serdar Bey…
Bir seçmen olarak benim; ikiniz arasındaki oy’um, Sn. Ersin TATAR’ın…
Çünkü…
Son kırk yıldır; naçizane, benim de ülkem, devletim ve cumhuriyetim adına yazdıklarım, yaptıklarım ve yayınladıklarımın tümü, Kurucu Cumhurbaşkanımız Sn. Rauf Raif DENKTAŞ okulundan gelen ve bu okulu da ayakta ve hayatta olduğum sürece bitirmeyi hiç istemeyen, kendi öğrenciliğimdendir…
Siz; “Öğrencisiyim” dediği nedeniyle, Sn. TATAR için;
– “İnnallahe vessabirine” dediniz…
Ben de babanız için:
– “Bizi; cemaatten alıp, devlete – cumhuriyete taşıdınız… Sizin yolunuzda, ilke ve inançlarınızda, rehberliğinizde ‘Öğrenciniz olmak!”, onurdur, gururdur… Yattığınız yer nur, mekânınız cennet olsun Sn. Kurucu Başkanımız” diyorum…
Rahmetle, Saygımla…





Yorumlar kapalı.