Hasan Hastürer

Filistin, bu kadar yalnız olmasaydı…





Cumartesi erken saatlerde Hamas’ın İsrail’e 20 dakikada 5 binin üzerinde füze fırlatması ve sonrasında yaşananlar.

Dün akşam 21.15 gibi haberlere bir göz attım.

“…İsrail Başbakanı Netanyahu, Hamas’ın saldırısına verecekleri yanıtın ‘Orta Doğu’yu değiştireceğini’ söyledi.

… İsrail ordusu, Hava Kuvvetleri’nin “Gazze’de Hamas’a karşı şimdiye kadarki en büyük hava saldırılarından birini” düzenlediğini söyledi.

Sosyal medyadan yapılan paylaşımda yalnızca dün akşam saatlerine kadar en az 2 bin 400 Hamas hedefinin vurulduğu söylendi.

Hedefler arasında silah depolama ve üretim tesisleri ile komuta ve kontrol merkezlerinin de bulunduğu belirtildi.

… Hamas’ın silahlı kanadı El Kassam Tugayları, “İsrail’in önceden haber vermeksizin sivillerin evlerini bombalamasına karşılık olarak bir İsrailli sivili infaz etmeye başlayacağını” duyurdu.

El Kassam sözcüsü Abu Obaida, Telegram’da yayınladığı bir mesajda, bu kararda “İsrail’in, çocukları, kadınları ve yaşlıları evlerinin içinde bombalayarak öldürmesini” neden gösterdi.

Obaida, “bundan sonra top onların [İsrail’in] sahasında” dedi.”

Yazımın burasında durdum.

Ellerimi başımın arkasına bağladım ve düşünmeye başladım.

21 Aralık 1963’e gittim.

Çatışma dediler ilk.

Sonrasında, Rum saldırılarıyla yüzleştik.

Göçmen olduk.

Küçük bir çocuktum ve çok korktuğumu anımsarım. K. Kaymaklı’dan her şeyimizi bırakarak kaçmıştık.

EOKA’cılar evlerimizi yakmıştı.

1974’e kadar adanın pek çok yerinde, EOKA’cıların saldırıları nedeniyle Kıbrıslı Türkler çok ağır bedeller ödedi.

Nereye kadar?

20 Temmuz 1974’te Türkiye Barış Harekatı olarak isimlendirilen Askeri Müdahaleyi yapı, adaya etkin askeri üstünlük elde edene kadar.

Türkiye demek, Türkiye Cumhuriyeti devleti ve Türk ulusu demektir

Kıbrıs Türk halkı, her zaman Türkiye ile kader birliği isimlendirmesini hak eden iyi ötesi ilişkiler içinde olmayı istemiş, farklısını asla düşünmemiştir.

Siyasiler arasında iyi yönetilemeyen iki ilişkiler bu kanaati değiştirmez.

Asıl olan kalıcı Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk Ulusu, Anadolu insanıdır.

Kıbrıs sorununa yaşayabilir bir çözüm bulunmasını, dün savundum, bugün savunuyorum, yarın da savunacağım.

Yaşayabilir çözüm,  Kıbrıs Türk Halkı’nın hassasiyetlerini de kapsamalıdır. Bu nedenle YAŞAYABİLİR ÇÖZÜM, tanımlamasını, klasik tüm tanımlamalara tercih ederim.

Bir zamanlar, harita düzenlemesinde son oransal sınırın ne olabileceği sorusuna muhatap oldum.

“Toprak önemsizdir, demek istemem ama, toprakta makul sınırlarda düzenleme yapılabilir ve bu savunulup anlatılabilir. Savunulamayacak olan, TÜRKİYE’NİN ETKİN GARANTÖRLÜK HAKKININ GERİLETİLME DURUMUDUR” demiştim.

Rumlar kendilerine güvenmedikleri için garantörlük sistemine karşıdır, Kıbrıslı Türkler ise Rum fanatiklerine, ya da yeni nesil EOKA’cılara güvenmediği için Türkiye’nin garantörlüğünden yanadır.

Rumlar kendilerine güvense, garantörlük sisteminde endişe duymaz.

“Senin bir Türkiye’n var, devletin var. Benim bir Türkiye’m olmuş olsaydı, şimdi bu çektiklerimi çekmezdim”

Rahmetli Filistin lideri Yaser Arafat, söylemişti bu sözleri, Rahmetli Rauf Denktaş’a…

Arafat’ın bu sözlerini, içinden geçmekte olduğumuz bu günlerde bir kez daha sorguluyorum. Filistin bu kadar yalnız olmasaydı, İsrail, tahrik unsuru ne olursa olsun, bu kadar orantısız bir güçle karşılık verip, saldırır mıydı?

Dün akşam saatlerinde Kıbrıs TV’deki yayında da söyledim. Türkiye’nin dışında, hiçbir İslam veya Türk devletinden işe yarar, yüksek nitelikli bir beklentim, bu güne kadar olmadı, bundan sonra da olmaz.

Filistin, bu kadar yalnız olmasaydı…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.