Çok az insanın, günlük tutma alışkanlığı var.
Keşke olabildiğince çok insan, yaşadıklarını, gördüklerini, duyduklarını yazsa.
Özellikle seçim süreçlerinde çok ilginç gelişmeler yaşanır.
Yaşananların çoğu, duyulması istenmeyen türündendir.
Seçim dediğimiz zaman, sadece Cumhurbaşkanlığı, genel ve yerel seçimleri algılamayın.
Spor kulüplerinden, her türden sivil toplum örgütüne, oradan sendikalara ve siyasi partilerin bünyesinden yapılan seçimlere kadar tüm seçimler, genel geçer seçim kurallarına uyumlu olmalıdır.
Hukukun üstünlüğü ne denli vazgeçilmez ise, seçim kuralları da en az o kadar vazgeçilmezdir.
Kimse, farklı yönde, büyük büyük laf etmesin.
Biz demokrasi kurallarına uygun seçim yapmaya başladığımız ilk günden bugüne bir türlü göğsümüzü gere gere savunacağımız seçimleri, her kademe maalesef yaşayamadık.
1970’te daha siyasi partiler olmadan seçim yaşadık.
Leymosun’da sandık kurulunun dinlenmeye ihtiyacı var gerekçesiyle, sayıma ara verildi. O arada, sandıkların konulduğu okul dersliğine arka pencereden giren “birileri” sandıkları değiştirdi. Bunu yapanların bazıları hâlâ hayattadır ve Girne’de yaşıyor.
1973 Cumhurbaşkanı Muavinliği seçiminde yaşananları, o günlerde hazmedenler oldu ama şimdi kimse savunamaz.
1978’den itibaren çok partili seçimler başladı.
Seçimlerin en önemli kuralı, tüm adaylara, tüm partilere fırsat eşitliği sunulmasıdır. İlk başlarda fırsat eşitliği hiç olmadı. Muhalefet sayılacak partilerin, köy gezilerinde kahvehaneler kapatıldı, elektrikler kesildi.
Bir ülkede demokrasi sorunluysa, orada her türlü seçimde ciddi sıkıntılar yaşanır.
23 Ocak Erken Genel Seçimi için, partiler kendi bünyelerinde aday belirlemek için seçim yaptı. Bazı partiler dar çaplı organlarda seçim yaparken, bazıları tüm üyelerin oyuna başvurdu.
Genel geçer yaklaşımla, doğrudan demokrasi ne kadar geniş uygulanırsa, müdahale o kadar az, doğal olarak da şaibe de aynı oranda az olur.
Nasıl oturursak oturalım, ama doğru konuşup, doğru yazalım.
Parti içi hizipler, parti içi hesaplaşmalar, seçimlere gölge düşmesinin kaynağıdır.
Daha güçlü olanlar, parti içi demokrasinin değil, kendi hesaplarının bekçiliğini yapıyor.
“Kol kırılır, yen içinde kalır” diye yaygın bilinen bir söz vardır.
Parti içi seçimlerde, hatta genel seçimlerde, bu anlayışla, çok rahat hareket edenler var. Böyle davrananların unuttuğu bir başka söz var.
“HER KIRILAN KOL, YEN İÇİNDE KALMAZ.”
Tedavi edilmeden yen içinde kalırsa da kangren olur.
İktidarlar, statü endişesini giderme aracı algısı olmadan hazmedilmeli. Hazmedilmezse, iktidarlar, çok ciddi sorunların kaynağı olur.
Önce, parti içinde birlik zarar görür.
Devamında, parti içi iradenin toplumla buluşmasında sıkıntılar yaşanır.
Etrafımıza izlenim toplama amaçlı baktığımız zaman neler görmüyoruz ki?
Yazının girişinde vurgu yaptık.
Keşke herkes, tanık olduklarını, hatta bizzat yaşadıklarını yazsa.
Samimiyetsizliğin bu denli yaygın olduğu, yalan makinesi gibi yalan üretmenin yüz kızartmadığı bir ortamda, kazanan olmak ne kadar onurludur?
Acı ama gerçek, anasının ak sütü kadar helal başarı elde edenler bile, başarılarına sevinemiyor.
Kıbrıs Başyazı
Diğer Yazıları
Köşe Yazarı





Yorumlar kapalı.