Başta Cumhurbaşkanlığımız olmak üzere çeşitli seviyelerdeki KKTC makamları, Güney Kıbrıs’ta yaşanan büyük yangın felaketiyle mücadele için Rum tarafına resmi yardım teklifinde bulundu. Komşuluk, insaniyet ve sorumluluk adına yapılan bu teklif tamamen karşılıksız kaldı. Rum liderliği, Kıbrıs Türk tarafının yardımını muhatap bile almadı. Uluslararası destek çağrısı yaptı ama hemen yanı başındaki halkın uzattığı eli görmezden geldi, onu yok saydı.
Bu açık dışlayıcılık ve ayrımcılık karşısında gösterilmesi gereken duruş belliyken, muhalefetin Cumhurbaşkanı adayı Tufan Erhürman, KKTC’nin yardım teklifinin yok sayılmasından yalnızca bir gün sonra Güney Kıbrıs’a geçti ve Limasol’daki yangın bölgesini ziyarete gitti. Bu ziyaret yalnızca kişisel bir jest değildir. Zamanlaması, yöntemi ve verdiği mesajla birlikte, Rum liderliğinin Kıbrıslı Türkleri dışlayan, halkımızı yok sayan tavrını normalleştirme hatta kabullenmedir.
Rum tarafının yasadışı saydığı, muhatap almadığı partisine mensup Kıbrıs Türk belediye başkanlarını da yanına alarak yapılan bu ziyaret, kendi kurumlarımızın itibarı açısından da sorunludur. Rum yönetimi halen ilgili yerlere sözde belediye başkanları atamakta ve örneğin Girne için hayali bir başkan adı altında maaş ödemektedir. Bu şartlar altında verilen görüntü, halkın seçtiği yöneticilere değil, Rum tarafının siyasal ezberine, Rum’un siyaset anlayışına alan açmaktadır.
Kıbrıs Türk halkının iradesini tanımayan, yok sayan bir anlayışa siyasi görünürlük kazandıran bu hamle, Erhürman tarafından iç kamuoyuna karşı yapılmış bir seçim manevrasıdır. Bu manevranın sonucu, Rum tarafının tahakkümcü zihniyetini meşrulaştırarak, bu ada üzerindeki eşitlik talebimizin altını oymaktadır.
Erhürman’ın yangın bölgesine geçmesi, sadece bir ziyaret olarak sunulamaz. Bu, Kıbrıs Türk halkının yardım eli reddedilmişken yapılan siyasi bir tercihtir. O tercih, kimle yan yana durduğunu, kime görünürlük kazandırdığını bilerek atılmış bir adımdır. Bu tür hamleler, halkın onurunu ve kurumsal duruşunu zayıflatır. Rum liderliğinin siyasi tavrını değiştirmediği, Kıbrıs Türk Halkını muhatap almadığı bir zeminde, bu görüntü karşı tarafın şovuna figüran olmak anlamı taşır.
KKTC’nin Cumhurbaşkanlığına aday olan bir kişinin, halkımızın yardımını reddedenlerin ayağına gitmesi kabul edilemez. Cumhurbaşkanlığı makamı, halkının onurunu koruyan, kurumların ağırlığını taşıyan bir duruş gerektirir. Kıbrıs Türk halkı yok sayılmışken atılan bu adım hafife alınacak bir siyasi mesaj değildir. O koltuğa oturmak isteyen biri, önce kendi halkının yanında durmayı becerebilmelidir.
Kıbrıs Türk halkı, yüzyılı aşan varoluş mücadelesine dayanan şaşmaz sağduyusuyla, kimin hangi tarafın yanında durduğunu, kimin kendisinin ve devletinin hakkını savunduğunu çok iyi görmektedir.





Yorumlar kapalı.