Ödül Muhtaroğlu

Halkın cebine döviz darbesi





   Döviz kurları duraksamadan yükselmeye devam ediyor. TL, yine değer kaybediyor. Bu durum da, özellikle piyasada döviz kullanımının çok yüksek olduğu ülkemizi Türkiye’ye göre çok daha fazla olumsuz etkiliyor.
   Ocak ayından bugüne kadar, TL karşısında döviz kurlarında yaklaşık yüzde 45 civarı bir yükseliş görüldü. Euro 9.70, sterlin 10.70, dolar 8.30 TL’yi gördü. Döviz borcu olanlar perişan halde, kara kara düşünüyor. Ülkede mal ve hizmetlerde fiyatlar uçtu. İşsiz kalan, geliri düşenler perişan halde. Devlet, bu insanlara yeteri kadar destek vermiyor. Dar gelirliler mutfak masrafını bile karşılayamıyor. Piyasayı ucuzlatmak için çeşitli vergi ve fonlarda indirimler düşünülmelidir.
   Geçtiğimiz hafta, Piyasalar TC Merkez Bankası’ndan faiz artırımı beklerken, böyle bir karar alınmaması dövizdeki yükselişi tırmandırdı. Türkiye’de faiz getirileri enflasyonun altında kaldığı için, dövize ve altına yoğun talep artışı var. TL faiz oranları, enflasyonun üstüne çıkmadığı, cazip getiri sağlamadığı takdirde, dövizin aşağıya gelmeyeceği uzmanlar tarafından da seslendiriliyor.
   Türkiye’ de dövizin düşmesi için, ülkeye döviz girmesi gerekiyor. Özellikle, Turizm gelirlerinde düşüşler var. Faizler düşük olduğu için, bono, tahvil piyasalarına da talep azaldı. Borsa, eski seviyelerinde değil. Bu bağlamda, ülkeye döviz girişi yeteri kadar sağlanmadığı ve dövize yoğun talep olmasından dolayı kurlar yükseliyor.
   Ayrıca, Merkez Bankası, döviz rezervleri azaldığı için, piyasaya döviz sürüp, dövizin yükselmesine müdahale edemiyor. Bir de buna uluslararası derecelendirme kuruluşlarının ülkenin kredi notunu düşürmesi eklenince, döviz cephesinde işler yolunda gitmiyor.
   Öte yandan, Doğu Akdeniz’deki gerginlikler, Azerbaycan- Ermenistan çatışmaları, son günlerde Fransa ile yaşanan boykot ve karikatür krizi, ABD ile alevlenen S-400 gerilimi, Hollanda ile başlayan atışmalar, yabancı yatırımcıların Türkiye’ de yatırım yapılmasını riskli algılamalarına sebep oluyor ve TL’nin değer kaybetmesini tetikliyor.
   Halbuki, ülkeler arasındaki ekonomik ilişkileri, siyasi restleşmelerle zarar edecek pozisyonlara sokmak, kimseye fayda sağlamaz. Oysa, ekonomik ilişkiler, siyasi ilişkilerde yükselen tansiyonu düşürmek için önemli bir araçtır.
   Olması gereken, ülkeler arasındaki sorunların diyalog ve diplomasi yoluyla çözülmesi, ilişkilerin iyileştirilmesidir.
   KKTC Piyasası’nda birçok mal ve hizmet döviz ile fiyatlandırılmaktadır. Döviz kurlarının artması piyasada pahalılık yaratmaktadır.
   Ülkemizdeki dar gelirlilerin durumu gitgide kötüleşmektedir. En son şubat ayında belirlenen asgari ücretle geçinenlerin satın alma gücü, dövizdeki artışlardan dolayı oldukça azalmıştır. Binlerce çalışan yarı maaşla çalışmakta, onbinlerce kişi işsiz kalmış, yaklaşık 9000 işyeri faaliyetine ara vermiş durumdadır. Bir de bunun üzerine döviz krizi gelmiş ve halkımız perişan olmuştur.
   Ülke ekonomisi 2019’dan beri iyi yönetilmemektedir. Bu yılda, pandemi ve döviz krizi olmamasına rağmen, ülke son 10 yılın en küçük büyümesini( yüzde 0.2) yaşamış, bütçe uzun yıllar sonra açık vermişti. Üstelik, turizm, üniversite ve Güney kapılarından gelen gelirler olduğu halde.
   Pandemi ile birlikte, atılması gereken adımlar ve alınması gereken tedbirler alınmadığı için, ekonomi daha da daralmış durumdadır. Seçim öncesi yapılan geçici istihdamlar da bütçeye büyük yük getirmiştir. Bu sene uzun yıllar sonra çift haneli küçülme ve geçen seneye göre çok daha yüksek enflasyon oranı beklenmektedir. İşsizlik ve iflaslar patlamıştır. Öğrencilerin de yeteri kadar gelmemesi birçok işletmeyi büyük sıkıntıya sokacaktır.
   Bu yılın ilk 9 aylık verilerine baktığımız zaman, İthalat yaklaşık yüzde 30 gerilemiştir. Devletin ülke içinden aldığı KDV gelirlerinde yüzde 15, ithalat da alınan KDV de yüzde 28, tapu harçlarında yüzde 28, motorlu araçlar vergisinde yüzde 41 ve Ercan özelleştirme gelirlerinde de yüzde 60 gerileme görülmektedir. Bütün bunlar, Devletin 2020 yılı gelirlerinin beklenenin altında gerçekleşeceğini ve yetkililer tarafından da açıklanan verilere göre, bütçede 3.5 milyar TL ile son zamanların en yüksek açığı ile karşılaşabileceğimizi göstermektedir.
   Öte yandan, ekonomiyi rahatlatacak olan, Türkiye ile imzalanan protokoldeki 2.3 milyar TL’lik kaynağın ise, yapılması gereken icraat ve eylemler yapılmadığı için 9 aylık verilere göre henüz yaklaşık 650 milyon TL’si kullanılmıştır.
   Yapılması gereken, Türkiye ile imzalanan protokoldeki kaynağın temini ve iç borçlanma yolu yaratılacak kaynakla çalışanlara, esnafa, işletmelere ve işsizlere bir an önce destek sağlamak olmalıdır.
   Sonuç olarak, döviz krizi ile birlikte ekonomideki kriz katmerlenmiştir. Fakat ülkede maalesef icraat yapacak hükümet bulunmamaktadır.
   İçinde bulunulan ağır ekonomik krizin yönetilebilmesi için, ülkenin istikrarlı, güçlü, birbiri ile uyumlu çalışan bir hükümete ihtiyacı vardır. Böyle bir hükümet oluşmayacaksa, geniş tabanlı bir seçim hükümeti ile acil olarak erken seçime gidilmelidir. Ekonominin ve halkın daha fazla beklemeye dermanı kalmamıştır.

 

Halkın cebine döviz darbesi
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.