Ayla Kahraman

Birbirinizi dinlemeyi öğrenin





Sevgili Ayla ablacığım, ben 2 buçuk yıldır evliyim. 25 yaşındayım. Kocam da 30 yaşlarındadır. Biz çok tartışırız, çok kavga ederiz. O benim sevmediğim davranışları yaparak beni çıldırtır. Ben de onun canını yakmak için ona ağır konuşurum. Aslında ciddi bir sorunumuz yoktur ama çok sık tartışırız. İki defa psikoloğa gittik, bir şey değişmedi. Sence biz ne yapmalıyız? Arkadaşıma göre, anlaşamıyorsak ayrılmalıymışız. Ama ben kocamı çok seviyorum. Bu kavgalardan kurtulmamızın bir yolu var mı?
   Rumuz: ÇNGN

 

   Ortada belirgin bir neden yokken birbirinizi yıpratmanızın nedenini, ilişkinizi yaşama biçiminizde aramalıyız. Belki de ilişkinizdeki doyum ve uyum kanallarını aktif kullanmıyorsunuz. Birbirinizin duygusal, bedensel ihtiyaçlarına duyarsız kaldınız. Ya da birbirinizi dinlemiyorsunuz.
   Aslında karşılıklı konuşarak birbirinizden beklediklerinizi ortaya dökebilirsiniz. Birbirinizi mutlu edebilecek yolları birbirinizden öğrenebilirsiniz. Ortada bir sorun yok gibi görünse de birbirinize kötü davranmanızın mutlaka bir nedeni vardır. Konuşarak bunu anlamaya çalışın. Ve en önemlisi, birbirinizi yargılamayın, kötülemeyin. Birbirinizi olduğunuz gibi kabul edin. Elbette beklentileriniz de önemlidir. Birbirinize vermeniz mümkün olmayan beklentileriniz varsa ilişkiniz bundan etkilenir.
   Dediğim gibi, konuşun, tatlılıkla güzellikle konuşun. Birbirinizi incitmek için değil, anlamak için konuşun.

 

Çocukluk arkadaşımla yollarımız ayrıldı
 

   Sevgili Ayla Hanım, en yakın arkadaşımla, kreş zamanımızdan beri süren dostluğumuz, bir erkek yüzünden bitti. Bu durum çok ağırıma gitmektedir. Arkadaşımın erkek arkadaşı beş para etmez bir adamdır. Arkadaşımla çıkarken başka bir kızı da idare ettiğini öğrendim. Bunu, arkadaşıma söyledim. Arkadaşım çok üzüldü, çok ağladı. Ama her ne olduysa, bana inanmayı değil, erkek arkadaşına inanmayı tercih etti. Beni, onu kıskanmakla suçladı.
   Arkadaşıma gerçekleri anlattığım halde o bana inanmadı. 20 yıllık arkadaşlığımızı, bu yalancı erkek yüzünden acımasızca bitirdi. Beni her yerden engelledi. Beni kurban etti. Ben çok kırıldım. Doğruları söylediğim halde zarar gören ben oldum.
   Ayla Hanım, ben ne uyuyabiliyorum ne de yemek yiyebiliyorum. Hayatımın tadı kalmadı. Bu olanları sindiremiyorum.
   Lütfen bana ne yapmam gerektiğini söyleyiniz. Eskisi gibi olmak istiyorum.
   Rumuz: KURBAN

 

   Sen doğru bildiğini yapmışsın. Arkadaşın da inanmamayı seçmiş. Ona söylememiş olsaydın, dostluğunuza yanlış yapmış olacaktın. Söyledin ve o sana yanlış yaptı.
   Zamana bırak. Taşlar yerine oturacak nasılsa. Doğru bildiğin davranışı yaptığına göre de kendini helak etmeyi bırak.
   Dışlanmış hissediyorsun ve seni depresyonun sınırına kadar getiren de bu dışlanmışlık duygusudur. Doğru iken yanlış algılanmak herkesi incitir. Teselli olur mu bilmem ama 20 yıllık arkadaşlığınız bu kadar basit bir nedenden yıkıldıysa, sandığın kadar güçlü değilmiş, belki de. Bunu geç kalmadan öğrenmiş olmak önemlidir.
   Diğer arkadaşlarınla zaman geçir. Dostlarınla konuş ve destek iste. Her şey yoluna girecektir.
  

Bir çocuğu evlat edinmek istiyoruz!

   Sevgili Ayla Hanım, çocuğumuz olmuyor ve bir çocuğu evlat edinmek istiyoruz. Karım ile bu konuda hem fikiriz ancak ailelerimiz, bu kararımızı onaylamamaktadır. Siz ne düşünürsünüz? Sizce evlat edinilmiş bir çocuk, bize dert mi olacak?
   Rumuz: YOK

 

   Kararınızı tebrik ederim. Eşiniz ve siz hem cömert hem de iyi yüreklisiniz. Anasız, babasız, yuvasız bir sabiye yüreğinizi ve yaşamınızı açıyorsunuz. Size ve okuyucularımıza bu konu ile ilgili yazdığım bir makalemi iletmek isterim:
   Evlat edinmeye karar veren çift, bu kararı çeşitli koşulların etkisi ile verir.
   Kısırlık, aile olmanın koşulunun çocuk sahibi olmak olduğu inancı, yaşlılıkta yalnız kalma korkusu, anneliği ve babalığı yaşama arzusu gibi etkenler çiftin bağımsız iradesi ile bu kararı vermesini sağlar.
   Çocuğun kaderinin kendi ellerinde olduğu ve ona zarar vermemesi gerektiği düşüncesi ile çocuğu bütün güçleri ile ideal ölçülerde yetiştirmek için çaba gösterirler. Çocuk mutsuz ya da başarısızsa, hemen kendilerini suçlarlar ve bir eksiklikleri olduğundan şüphelenirler. Ortaya çıkabilecek sorunlar, onları daha fazla etkileme gücü taşır. Başarısızlık, değersizlik gibi nahoş duygular duyumsarlar ve hayal kırıklığı yaşarlar. “Çocuğu olmadığı için” yaşadığı bir eksiklik duygusuyla, bu hayal kırıklığı daha güçlü olur.
   Bundan dolayı, çiftin kendi duyguları ile doğru bir yüzleşme yapmayı başarması şarttır. Yoksa çocukları ile ilgili ortaya çıkabilecek gündelik, gelişimsel ya da beklenmedik sorunlar; yaşamlarını kaygı ve çatışmalara sürükleyebilir.
   Evlatlık alan anne babalar; gönüllü bir seçim yapmalarına rağmen beklediklerinden daha fazla sorunla karşılaşırlar. Canları, çocuklarına “aslında onları başka birinin dünyaya getirdiğini” söylemeyi hiç istemez. Bu isteklerine uymaları; önemli sorunlar yaşamalarına neden olur. Uygunsuz bir zamanda, örneğin okulda oyun oynarken arkadaşının kulağına fısıldadığı “aslında onlar senin asıl annen baban değil” sözleri ile çok uzun sürebilecek bir karmaşa yaşayabilirler. Bundan dolayı aileler, uzmanların da onayladığı okul öncesi dönemi gerçeği açıklamak için değerlendirirler. Ortaya çıkabilecek sorunlara yönelik hazırlık yapabilme fırsatını oluşturabilirler.
   Bazı anne babalar çocuğa bir yuva sağlamanın yeterli olduğu inancıyla onların da mutsuz olabilecekleri ve bazı davranış bozuklukları yaşayabileceklerini düşünemeyebilirler. Çocuğun davranışlarındaki bozukluğu; bilinmeyen geçmişindeki biyolojik anne babaya yükleyebilirler. Onların ahlaki ve sosyal kusurlarından kaynaklanabileceği yorumu yapabilirler. Bu faydasız dışavurum, anne babanın kendilerine olan güvensizlik ve yetersizlik duygularından kaynaklansa da bundan çocuk zarar görür. Çocuk olarak, yapma ihtimali olan her hata, gizli bir karakter bozukluğunun habercisi olma niteliği taşır.
   Çocuğun evlatlık edinildiğini ayırt etmesiyle bazı sorunlar yaşanabilir. Sorunlar genellikle aidiyet ihtiyacının (birine, bir aileye ait olma, koşulsuz kabul edilme ihtiyacı) yetişkin ve çocuk dünyasına yönelik farklı cephelerinde süren bir iç savaş şeklindedir.
   Önceden, belki daha doğarken, istenmediğini ve terk edildiğini öğrenen çocuk; her şey yolunda gitmezse gene terk edilebileceğini düşünür ve korkar. Tanımadığı anne babasını düşünür ve hayal dünyasının izin verdiği ölçüde terk edilme öyküleri uydurur. Özellikle ergenlik döneminde duygusal gelgitler artış gösterebilir. Sevgi, öfke, minnet, görev karmaşası yaşayabilir.
   Anne baba ise, gönüllerinde büyüttükleri çocuklarının biyolojik anne babalarını merak ettiklerini hatta bir gün onların izini bulmak için yollara düşebilecekleri ve terk edilebilecekleri endişesine yenik düşerler. Çocuklarının onlardan uzaklaşacağı korkusu ile gereksiz hoşgörü ve tavizler verebilirler. Çocuklar için ise taviz ve hoşgörünün ölçüsü, sınırı yoktur. Bundan dolayı hem çocuğun hem de ailenin tek ihtiyacı; aralarındaki koşulsuz sevgi ve güven duygularını, ilişkilerine yerleştirmektir.
   Bir çocuğun dünyaya gelmesi doğumla olur ama bir çocuğun anne babası olmak için bu yeterli değildir. Onu korumak, sevmek, büyütmek ve ona güven dolu bir dünya yaratmak ana babalığın esas kriteridir. Çocuk ve ailenin bu gerçeği yürek ve akıllarında tutmaları; içtenlik ve dürüstlükle her türlü duygu ile yüzleşmeleri gerekir. Unutulmaması gereken; “esas” anne baba çocuğunu gönülde büyütendir.

 

Birbirinizi dinlemeyi öğrenin
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.