Ayla Kahraman

Dayanacak gücüm kalmadı





AYLA KAHRAMAN MESSENGER,
[email protected]
[email protected]
WhatsApp mesajlarınız için: 05338621713

 

Dayanacak gücüm kalmadı

   Ayla Abla, oğlum iki yaşında iken, babası ile boşandık. Oğlum şimdi sekiz yaşındadır ve çok hareketlidir. Akıllıdır ama çalışmaz. Okulda, derslerde iyidir, çabuk anlarmış ama yaramazmış.
   Biz ikimiz beraber yaşarız. Babası, yeni bir hayat kurdu ve oğlumun iki kardeşi var. Serbest görüşme hakkı olduğu halde, babası oğlumla nadiren ilgilenir. Arada bir alıp götürür ve birkaç saat sonra geri getirir. Çok yaramaz yetiştirdiğimi söyleyerek, bir de beni eleştirir. Aslında, eski kayınvalidem ile görüşürüz. Köyde yaşar ve oğlumu görmek için haftada bir mutlaka bize gelir. Oğlumun babasına çok benzediğini, aynı onun çocukluğu gibi olduğunu söyler. Oğlunun babalıktan kaçtığını, kafasının tamam olmadığı ve buna benzer şeyler söyler. Eski kayınvalidem, iyi bir insandır ve bu güne kadar bir fenalığını görmedim. Ama sonuçta yaşlı bir kadın ve elinden gelen bir şey yoktur.
   Ben oğlumun hareketliliğini önceden size yazmıştım ve bana bazı önerilerde bulunmuştunuz. Ben onları uyguladım. Önerdiğiniz gibi bir çocuk ve ergen psikiyatri doktoruna da götürdüm. Ancak, tahmin ettiğiniz gibi, çocukta bir şey bulamadılar. Baba özlemi, erkek model yoksunluğu ve biraz da tembellik dışında bir sorunu yokmuş.
   Ben de enerjisini aktaracağı, sportif faaliyetlere yazdırdım. Neyi sevdiğini anlayana kadar bayağı farklı spor alanlarını denedik. Şimdi birine devam ediyor ve çok memnun.
   Ancak ders çalışmak istemez. Bir ödül verirsem, hızlıca ve hatasız yapar. Babası alacağı zaman içine kapanır. “İstemezsen gitme” dedim birinde, bağırıp çağırmaya başladı. Benim yüzümden kardeşlerinden ayrı yaşamak zorundaymış. Her şeyin suçlusu benmişim. Şaşırdım, kaldım.
   Ben, hayatımı oğluma adadım. İsteyenlerim var ama konuşturmam bile. Elimden geleni yaparım ve yetiştirmeye çalışırım. Başka bir kadına tutulup, ta lohusalığımda evi terk eden bir babası var. Oğlum iki yaşındayken boşandık ama babasının sevgilisinden yaptığı çocuk, oğlumdan 15 ay küçüktür. Ben bunları yaşadım.
   Oğlumu çok severim, ama o tıpkı babası gibi hep beni suçlar ve üzerime gelir. Babası nafakayı öder ama onun dışında oğluma bir kuruşluk bir şey almaz. Ne yer ne içer sormaz. Arada alır, evine götürür, gece yatırmadan geri getirir. “Oğlun kalmak istemez” der. Oysaki ben bilirim, kardeşleri ile oynamak ister. Ben bir şey diyemem.
   En başta, sabırla, inançla kendimi toparladım. Oğluma sarılıp hayatıma devam ettim.
   Ama Ayla Hanım, benim dayanacak gücüm kalmadı. Daha 31 yaşındayım ama görseniz kırk yaşında zannedersiniz.
   Hiç sinirlenmeyen, bağırmayan ben çileden çıkmaya başladım. Geçen gün, oğlum çok ileri gitti. Babasından, kardeşlerinden, babasının karısından konuşmaya, onları övmeye başladı. Ben çileden çıktım. Sırt çantasına eşyalarını doldurdum. Telefonu verdim eline, “babanı ara, seni alıp götürsün, artık orada yaşa” dedim. Aradı. Ama ne gelen oldu, ne de beni arayan. Oğlum daha kötü oldu. Ben de pişman oldum. Dediğim gibi dayanacak gücüm kalmadı ve size yazmak istedim.
   Rumuz: YALNIZ KADIN

   O kadar yorulmuş ve yalnız kalmışsınız ki. Oğlunuz 8 yaşında ve babasına çok ihtiyacı var. Baba da, oğlunu size emanet etmiş, bilmediğimiz nedenlerden dolayı, oğluna misafir muamelesi yapıyor. Çocuk, aile özlemi içinde ama ikiniz de yalnızsınız.
   Oğlunuz, size karşı yaramaz ve anlayışsız davranıyor. İçindeki yoksunluğu ve öfkeyi cesaretle, güvendiği tek insana yöneltiyor.
   İhtiyacı, bir aile içinde olmak. Analı, babalı, kardeşli.
   Size gelince, tükenmişlik yaşıyorsunuz. Oğlunuzu iyi yetiştirmek, mutlu bir çocukluk  geçirmesini sağlamak ve gereksinimlerini yerine getirmek için yalnız başınıza çırpınıyorsunuz ve elde bir şey yok.
   Bu arada, kendinizi ve genç bir kadın olduğunuzu unutuyorsunuz. Kendi hayatınızdan kaçmayı ve kendinizi oğlunuza adamayı doğru bulmuşsunuz.
   Oysaki, oğlunuzla beraber, yeni bir yaşam kurabilirsiniz. Hayatınıza düzgün birini koyabilirsiniz. Sonuç ortada. Tükendiniz ve bitmiş hissediyorsunuz.
   Çözüm ne diye düşünmeye başlarsanız, çözümün hayata dönmekle başlayacağını fark edeceksiniz. Oğlu olan bir adam, özellikle sosyal ve duygusal görevlerinden kaçamaz. Erkek çocuğunun kendini iyi hissedebilmesinin yolu, babası ile veya babası yerine koyduğu kişilerle kuracağı ilişkiden geçer.
   Hangi baba, hangi üvey anne, birkaç saat içinde bir çocuğu ait olduğu evden geri gönderir? Ebeveyn çocuk ilişkileri açısından, bir yanlış var. Adalet sistemimiz ne der bilmiyorum ama mutlaka onların da çocuğunuzu koruyacak bir yanıtları vardır.
   Sorun ortada ve çözüm bekliyor.
   Genç kadınsınız ve bunu bastırarak, sadece anne rolünüzle yaşadınız. Olmadı. Yanlışın neresinden dönseniz, kârdır. Bu dünyada siz de varsınız. Kadın mutluysa, anne mutludur.
   Çocuğunuza gelince. Öfkesini anlamamak mümkün değil. Babaya ve kardeşlerine gereksinimi var ve elbette size. Sizin gereğini yaptığınızı ama çocuğun kendini iyi hissetmesi için babasına ve kardeşlerine de ihtiyacı olduğunu görüyorsunuz. Sabrınızın taşması, tükenmeniz… bunlardandır.
   Kendinize iyi bakın ve çocuğunuza uygulanan bu ilgisizliğin sona ermesi için çalışın. Eski eş, ilişkinizi sürdürdüğünüz babaanne, psikolog, hukukçu… Elinizde ne varsa oğlunuzun ve sizin sağlığınız, huzur ve mutluluğunuz için iş başına geçmesi gerek.

 

FOTO: YORGUN 1-3

**

BURADA VE ŞİMDİ
 

Her şeye olumlu bakmak, bir kaçışın işareti olabilir mi?
 

   Son zamanlarda, stresten, üzüntüden, kederden kaçınma çabaları moda doğrulardan biri oldu.
   Özellikle sanal medya paylaşımlarına baktığımızda, bu kaçışı destekleyen çokça yorumla karşılaşabiliyoruz.
   En acısı, gündelik yaşamda sıkça karşımıza çıkan saklambaç oyunları.
   Morali bozulmasın diye hasta ziyaretlerine, cenazelere, baş sağlığı dilemelere gitmeyenler var. Kalıp sözcük öbekleriyle oluşturdukları acil şifalar mesajına ekledikleri sanal çiçekler gönderiyorlar.
   “Dayanamam” diye, anasının, babasının, kardeşinin, çocuğunun dertlerini dinlemeyenler var.
   Başı dertte olan veya ciddi bir sıkıntı yaşayan arkadaşı ile görüşmeyi kesenler var.
   Daha neler, neler…
   Herkes, “pozitif” olmasını duyumsatacak arayışlar içinde. Elbette yaşama olumlu bakabilme becerisi değerlidir ama gözü, kulağı, en önemlisi duyguların kaynağı kalbi susturmak da nereden çıktı?
   Üstelik bu kandırmaca için harcanan çabalara baktıkça, içimdeki sızı büyüyor.
   Kederlenmek, üzülmek, acı çekmek; insan olmanın gereği değil midir?
   Tıpkı, sevinmek, neşelenmek, mutlu hissetmek gibi, değil mi?
   Peki o zaman, gece ve gündüzün, yaz ile kışın arasını bozma çabasının ardında yatan ne?
   Biz mutluluk için, mutsuzluğu tanımak gerektiğini ne zaman unuttuk?
   Ya da acıdan arınmış neşenin olamayacağını?
   Veya yüreğimize ve aklımıza dokunan her şeyin bir değer taşıdığını?
   2023 yılının bu ilk ayında, mutluluğa, huzura, maddi refaha duyduğumuz gereksinimi anlamamak mümkün değildir.
   Ancak, unutulmaması gereken, bunlara gerçekten ulaşabilmenin yolunun, insani duygu ve akli duyarlılıkla yakından ilgili olduğudur.
   Üzülmek güzeldir. Neden mi?
   Çünkü bana benim için neyin önemli, değerli olduğunu gösterir. Üzüldüğümü inkâr değil de idrak ettiğim zaman değişmeye, davranmaya yani bir şeyler yapmaya başlarım.
   Beni üzen beni olgunlaştırır elbette ve çözümleyebildiğim her şey iyi hissettirir.
   Bazen yas tutacak kadar çok üzülürüz. Yas, geri gelişi olmayan bir kaybediştir ve gündelik yaşamımızı bozacak kadar uzun sürebilir. Ama an gelir, yası bitirir ve eksikliğimizle, elimizdekilere sıkıca sarılarak yola devam ederiz. Daha güçlü, bilge bir olgunlukla hem de.
   Gülmeler, sevinmeler, mutlu hissetmeler bu olgunlaşma sürecinde, daha anlamlı ve doyurucu hale gelir.
   Yas sevilenin kaybı ile ilgili, çok güçlü ve çok yıkıcı olabilir. Çaresizliğin sıkışmışlığına hapsolmuş olabiliriz. Ruhsal acılarımız, bizim gün ışığına çıkmamızı de engelleyebilir. Bu olağanüstü ama insani durum, gene insan için gerekirse, profesyonellerin de desteği ile çözülür. Çözülmelidir. Çünkü, son nefese kadar, yola devam… Yani, “herkes ölür, herkes ayrılabilir, herkesin dertleri var…” gibi önermelerin, bu yolculukta işi yok.
   Ancak yukarıda kısaca değindiğim üzüntü kaynaklarını yas duygumuzla karıştırmak yanlış olur.
   Gündelik yaşamımızın akışı içinde takıldığımız engeller; bazen üzer bazen hayal kırıklığı yaratır. Bazen de yüreğimizi örseler. Bunlar öcüler değillerdir. Yaşamı öğrenme, olgunlaşma ve ne istediğimizi anlama yolundaki olgunlaştırıcı deneyimlerimizdir.
   Eğer bunları yok farz edersek, her şey yolunda gibi davranırsak; kaçtığımız her şey eninde sonunda bizi yakalar. Dikkat edin, pozitif olmak adına, çocuk kalmış yetişkinler ordusu giderek kalabalıklaşıyor. Sorumluluk duygusu ise zayıf düşüyor. Emeksiz aş olmaz desek de armut piş ağzıma düş gibi beklentilerle düşler dünyasına dalmayı kolaylaştıran kalıp yargılara bel bağlıyoruz.
   Alice, harikalar dünyasında değil. Bunu kabul edelim.
   Yaşam, olumlu ya da olumsuz pek çok ayrıntının yüklü olduğu bir yolculuk ve tekerleğin dönmesine izin vermeliyiz.
   Neden mi?
   Öğrenmek için, ne istediğimizi anlamak için, insani yönlerimizi güçlendirmek için.
   En önemlisi, kaçmanın; kendimizi terk etmek olduğunu anlamak için.

 

Dayanacak gücüm kalmadı
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.