Futbol sahalarında her sezon yeni bir hikâye yazılır. Tribünler henüz bıyığı terlememiş bir oyuncunun attığı golle ayağa kalkar, sosyal medya onu ise bir gecede yıldız ilan eder. Futbolda genç yetenekle disiplin arasındaki ince çizgi, bugün kulüplerin en büyük sınavlarından biri.
Genç futbolcu, doğası gereği cesur ve özgüvenlidir. Risk alır, sorumluluktan kaçmaz. Zaten onu farklı kılan da budur. Ne var ki erken gelen şöhret ve başarı, bu özgüveni zaman zaman kontrolsüz bir özgürlük hissine dönüştürür. Saha içindeki gereksiz itirazlar, saha dışındaki yanlış tercihler, bir anda umut olarak görülen ismi soru işaretine çevirir.
Burada soruyu sadece oyuncuya sormak kolaycılık olur. Asıl mesele, kulüplerin genç yeteneği ne kadar doğru yönettiğidir aslında. Akademiden A takıma geçiş, yalnızca fiziksel ve taktik bir sıçrama değil; aynı zamanda zihinsel bir eşik. Bu eşiği rehbersiz geçen her oyuncu, potansiyel bir kayıp adayına dönüşür.
Disiplinsizlik sadece bireysel bir sorun da değil. Bir kırmızı kart, 10 kişilik kalan takım, bozulan oyun planı. Bedeli tüm takım öder. Dahası, disiplinli çalışan futbolcunun emeği de bu savruklukla gölgelenir. Uzun vadede kaybeden ise kulüp olur. Düşen performans, eriyen transfer değeri, boşa giden yıllar.
Çözüm, cezayı kutsallaştırmakta değil; eğitimi merkeze almakta gerekir. Genç futbolcuya futbol kadar hayatı da öğretmek gerekir. Psikolojik destek, mentorluk, net kurallar ve tutarlı yönetim olmadan yetenek tek başına başarı getirmez.
Sonuç olarak, genç yetenek futbolda bir hazine. Ama disiplinle işlenmeyen her hazine, bir süre sonra yük haline gelir. Bugün alkışlanan yıldızın yarın “kaybolan yetenek” başlığıyla anılmaması, kulüplerin bu gerçeği ne kadar erken fark ettiğine bağlı.





Yorumlar kapalı.