Yaşanılan şiddet (fiziksel, ekonomik, psikolojik, cinsel, mobbing) konularında kişileri medya yoluyla bilgilendirmeyi hedeflediğim bu sayfada paylaştığım tüm konular gerçek yani yaşanmıştır. Kişiler yaşadıkları şiddeti, hangi aşamalardan geçtiklerini ve sonucunda ne olduğunu bizlerle paylaşıyor. Yaşanmış örneklerden yola çıkarak; bu durumda olan veya olunması halinde kişilere izleyebilecekleri yolların neler olduğu uzman gözüyle gösterilecek. Yaşadıklarını bizlerle paylaşarak başkalarına yol göstermek, ışık tutmak isteyen kişiler, email veya facebook aracılığıyla benimle iletişime geçebilirler.
Görünüşte birbirlerine uygun gözüken bir çift… Giderek tatminsizleşen ve anlamsızlaşan bir hayat… Mutlu olma şansı yaratılan yeni bir hayat seçimi…
Kendi kaderimi çizebilirim
Bu yaşanmış hikâyemizde evlilik hayatında yaşadığı psikolojik şiddeti ve cinsel olarak mutsuzluğunu bizimle paylaşan direnişçi bir kadın var. Yazımızda gerçek isimleri değil rumuz kullandığımızdan, hikayesini bizlerle paylaşan kişiden “Ayla” olarak bahsedeceğiz…
Liseyi bitirdikten sonra maddi yetersizliklerden dolayı çalışma hayatına atılan Ayla’ya erken yaşta evlenmesi ile ilgili bir kader çizildi. Ayla, görünüşte eşiyle birbirlerine uygun gözükse de, gerçekte psikolojik olarak şiddet gördüğü cinsel olarak mutlu olmadığı bir evlilik yaşıyordu.
Gelin Ayla’nın yaşadıklarını kendi ağzından dinleyelim:
Okul değil evlilik
Kalabalık bir ailede büyüdüm. Maddi durumumuz çok iyi değildi ama ablalarım ve abimle hayatın gerçeklerinden uzakta mutluydum. Evin küçük kızı olarak az da olsa şımarmama izin veriliyordu. Sokakta oynayarak, ablalarıma yardım ederek çocukluk yıllarımdan, genç kızlık yıllarıma geçtim.
Zeki bir çocuk olduğum söyleniyordu, özellikle öğretmenlerim, aileme bunu sürekli dile getiriyor, okutulmamı istiyorlardı. Fakat ekonomik şartlarımız üniversitede okumam için yeterli değildi. Bu durumu babam her zaman dile getiriyordu. Güzel bir kızdım ve benim için en iyi seçeneğin evlilik olduğunu söylüyordu.
Liseyi bitirdikten sonra işe girdim. Bu dönem eve benim için görücüler gelmeye başladı. Babam düşüncemi sormuyordu, uygun çıkacak adayla evlenmemin benim için en iyi olacağına çoktan karar vermişti. Ablalarım da evlenmişti ve sıra bendeydi. Bir gün akraba ziyaretimizde karşıma aynı yaşta ve benzer aile kültüründe biri çıktı. Yakışıklı, sempatik, birazda utangaçtı. Çaktırmadan bana bakmaya çalışıyordu.
Rahatsızlık duyuyordu
Bu karşılaşmadan sonra evinde tanıştığımız akrabamız da bizi birbirimize çok yakıştırdığını söyledi. Fiziksel olarak beğendiğim bu kişiyle beraber hayatım yeni bir yola girdi. Kısa sürede isteme ve nişan gerçekleşti. Sonrasında düğün derken artık evli bir kadın olarak hayatımı sürdürmeye başladım.
Bazılarımız için evlilik gerek aile baskısı, gerek toplumsal baskı açısından kurtuluş yolu olarak gözükse de, aslında evlendikten sonra böyle olmadığını insan acı çekerek öğreniyor. Eşim çok zeki bir erkek değildi, iş hayatı açısından benim gözüm daha açıktı. Ekonomik açıdan kendi ayaklarımız üzerinde durabileceğimiz çözümler üretiyor, çok çalışmaktan ve yorulmaktan korkmuyordum.
İş hayatında daha başarılı olmam onda rahatsızlık uyandırıyor, yoktan yere kavga çıkarıyor ve beni psikolojik şiddet yoluyla sindirmeye çalışıyordu. Evliliğin ilk yılları bu açıdan çok yorucu geçti. Dışarıdan bakıldığında birbirince çok yakışan, güzel insanlardık ama evin içini kimse görmüyordu. Eşim insanlara karşı kibar ve düşünceli davrandığından, bana da aynı şekilde davrandığı düşünülüyordu. Ama yanılıyorlardı.
Tatminsiz ve anlamsız hayat
Üstelik aramızda cinsel açıdan da sıkıntı vardı. Daha önce bir birlikteliğim olmamıştı, eşimin de çok deneyimli olduğunu söyleyemem. İlk birliktelikten itibaren hep bir eksiklik hissediyor ama ne olduğunu tanımlayamıyordum. Dürüstlük ikimizin de karakterinde olduğundan, birbirimizi iyice tanıdıktan sonra bunu açıkça ona da söyledim. Ama o da ne yapması gerektiğini bilmiyor ya da anlayamıyordu. Kimseyle de konuşamadığından, bu sorun kapalı kapılar ardında çözümsüz olarak devam ediyordu.
Zaman içinde bu sorunlar birikti ve benim için taşınması çok zor bir hale geldi. Hayat giderek anlamsızlaşmaya başladı ve bu hayata neden geldiğimi sorgulamaya başladım. Çevremdeki insanlara derdimi açtığımda, beni anlamıyor, fiziksel şiddet olmadığına göre sorunu benim abarttığımı söylüyorlardı. Aralarında fiziksel şiddet de gören olduğundan, onlara göre ben şımarıklık yapıyordum.
Tatminsiz ve anlamsız bir hayat yaşamam, bundan rahatsız olmam onlara garip geliyordu. Bir kadın olarak cinsel olarak mutlu olmadığımı, tatmin olmadığımı dile getirmem, eşimin psikolojik yollarla beni ezmeye çalışmasının yarattığı değersizlik ve anlamsızlık hissini anlayamıyorlardı. Büyük ihtimalle hayattan bir kadın olarak umutlarını yitirmiş, mutsuz kaderlerini kabul etmişlerdi. Ama ben bu mutsuz kaderi kabul etmek istemiyor, kendi istediğim kaderi yaşamak istiyordum.
Boşanma kararı
Boşanmaya karar verdiğimde, ilk tepki en sevdiklerimden geldi. Özellikle hemcinslerim boşanmamam gerektiği konusunda üzerimde baskı yapıyor, beni vazgeçirmeye çalışıyorlardı. Ailemin erkekleri de boşanmam konusunda sert ve olumsuz şekilde yaklaşım gösteriyorlardı. Boşanmış bir kadın olmam sanki çok büyük bir günahmış gibi konuşuyor, hoş olmayan imalarda bulunuyorlardı.
Boşanmadan, dul kadın baskısı yaşamaya başlamıştım bile. Evliliğimde mutsuz olmam kimsenin umurunda değildi. Bir kadın olarak eli yüzü düzgün, bana iyi davranan (dövmeyen) bir koca bulmuşum, daha ne isteyebilir mişim ki?!!! Boşanma kararını almak benim içinde çok zordu. Bunu eşimle paylaştığımda, ilk önce karşı çıktı, denememiz gerektiğini söyledi. Hatta evliliğimiz ile ilgili bir uzmandan destek bile aldık.
İlişkimizi kurtarmak için elimizden geleni yaptık fakat günün sonunda bir yere varamadık. Çevreden doğrudan bana yönelik tepkilere rağmen, eşim boşanma konusunda sorun çıkarmadı. Derinlerde, o da tatminsizliği ve eksikliği hissediyor ama bir erkek olarak itiraf edemiyordu kanımca. Ben konuştuğumda cevap vermiyor, kendini çok açmıyordu ama itiraz da etmiyor, savunmaya geçmiyordu.
O da farkındaydı
Çiftler arasındaki ten uyumunun varlığını ve önemini öğrendiğimde, içten içe sorunumuzun bununla alakalı olduğunu anladım. Bu konuda daha fazla bilgi edindiğimde, eşimle aramızda ten uyumu olmadığından emin oldum. Bunu ona açıkladığımda, bilgilerimi paylaştığımda sessizce dinledi. Derin bir şekilde düşünüyordu.
Evliliğimizin başından itibaren, birbirimize hep dürüst davrandık, aldatmaya yönelmedik. Evliliğimizi kurtarmaya yetmese de, birbirimize karşı saygımız ve zaman içinde oluşan sevgimiz vardı. Boşandığımızda, özgür bireyler olarak kendi hayatımızı kendimize, beklentilerimize uygun şekilde yaşayabilir, seçimlerimizi yapabilirdik. Bu ikimiz için de geçerliydi. Bunun farkındaydı.
Boşanmamız dostça gerçekleşti, şimdi iki özgür birey olarak kendi hayatımızı istediğimiz şekilde yeniden yaratma şansımız var. Boşandıktan sonra uzun bir süre dul kadın baskısı yaşadım. Bunun yanında bana destek olan insanlar da oldu, gerçek dostlarım kimmiş anladım. Bununla beraber bir birey olarak kendi hayatımı yaşamaya başladığımı ve nefes aldığımı hissetmeye başladım.
Karakterini ve zevklerini bilmek
Cinsellik evlilik için çok önemli bir konu. Fakat, maalesef toplum bizi bu konuda baskı altında tutuyor, ne kadın, ne de erkek bu açıdan tam olarak ne istediğini bilmeden, evlilik için bunun önemini anlamadan evleniyor. En önemlisi de, özellikle toplumsal baskının etkisiyle insan daha kendini tam tanımadan, zevklerini tam öğrenmeden evlilik gibi ciddi bir kurumun ağırlığı altına giriyor. Halbuki evlilik gibi kutsal kabul edilen bir kurumun sağlıklı bir şekilde devam etmesi için insanın önce kendi karakterini ve zevklerini bilmesi lazım.
ÖNERİ KÖŞESİ
Evlilikte uyum
Aile ve Çift Danışmanı Uzman Sosyolog Ayça Kurnaz, evlilikte uyum konusuyla ilgili olarak bizlere bilgi veriyor:
“Yetiştiğimiz çevre ve aile değerleri bizim nasıl bir insan olduğumuzu etkiler. Bu doğrultuda yetiştiğimiz çevre ve aile erken yaşta evliliği doğru buluyor ve buna yönlendiriyorsa bu noktada farkında olmadan kendimizi evli bulabiliyoruz. Bu durumdan dolayı hayatımız farkında olmadan büyük oranda çevremizden etkilenerek devam ediyor.
Toplumsal yapıda birçok ailede belli şartların sağlanmış olması örneğin okulun bitmesi ve işe girilmesi evlilik için ön koşulların tamamlanmış olması anlamına gelmektedir. Hele bir de benzer kültürde, benzer aile değerlerine sahip mantık olarak çok uygun bir aday ortaya çıkarsa!… Kararlar verilir ve adımlar hızlı şekilde atılır. Atlanılan nokta sevginin bulunmadığı bir evlilikte tahammülünde bulunmayacağıdır. Ve ne kadar sadece duyguyla hareket etmek sağlıklı değilse, sadece mantıkla hareket etmekte bizi ancak bir kaç sene oyalayabilir, daha fazla değil.
Evlilik kurumu ancak sevgi, uyum ve anlayışın buluştuğu noktada mutluluk getirebilir. Uyumdan kastımız hem karaktersel hem de bedensel ten uyumudur. Aksi durumda aile baskısından kaçmak için çıkılan bu yolda kişi mutsuzluğunun prangalarından hiç kurtulamaz.
Yukarıdaki hikayede toplum ve aile baskısı ve yönlendirmesiyle bir evlilik adımının hızlı bir şekilde atıldığını görmekteyiz. Uygun bir aday bulunduğu noktada sevginin doğmasına fırsat verilmeden, ortak kültür yaratmak için uygun beklentilerin olup olmadığına bakılmadan bir evlilik kararı alınmış ve bu doğrultuda çok hızlı hareket edilmiştir. İki insanın ‘iyi’ insan olması çok iyi anlaşacakları anlamına gelmiyor maalesef. Her insanın hassas noktaları farklı olabildiği gibi bir ilişkiden beklentileri ve gelecek hayalleri de farklı olabiliyor.
İlişkiler çok boyutlu incelenmesi gereken oluşumlar, o yüzden sadece tek bir boyuta bakıp karar vermek bizi yanıltabiliyor. Yukarıdaki hikayede bedensel temas noktasında ortaya çıkan eksikliklerin, duygularla ilgili, sorumluluklar ve paylaşım boyutlarında da eksikliklerin olduğu sinyallerini bize vermekte. Sorun ve çatışma her çiftin yaşadığı sorunlardır ancak sağlıklı şekilde iletişim kuran, krizi yönetebilen ve sorun çözme becerisini geliştiren çiftler ilişkilerini güçlendirerek devam ederken, bunların tam tersi mutsuzluk ve yetersizlik hissinden dolayı birbirini ezen ve aşağılayan çiftler birbirini yok ederler. Maalesef yukarıdaki hikayede de birçok boyutta olan eksiklikten dolayı ortaya çıkan sorunları çözemeyip ilişkisi sonlanan bir çiftle karşı karşıyayız.
Böyle durumlarla karşılaşmamak için çiftlerin önce kendilerini, sonrasında da eşlerini iyi tanımaları, nasıl bir hayat istediklerinin farkında olmaları gerekiyor. Sevginin, anlayışın, uyumun ve paylaşımın olduğu her evlilik her sorundan mutlaka bir çıkış yolu bulup çıkar. Ve bu değerlere sahip çiftlerin mutlu olmaması için herhangi bir sebep yoktur.





Yorumlar kapalı.