Çok yakıştırılan bir kadın ve erkek… Evliliğe sürekli müdahale eden aile… Değersiz ve önemsiz hissettirilen bir kadın…
Bu yaşanmış hikayemizde evliliği süresince yaşadığı psikolojik şiddeti bizimle paylaşan direnişçi bir kadın var. Yazımızda gerçek isimleri değil rumuz kullandığımızdan, hikayesini bizlerle paylaşan kişiden “Esen” olarak bahsedeceğiz…
İlk görüşte çok beğendiği, yakışıklı ve zeki bulduğu kişiyle evlenen Esen, nişanlılık döneminde eşinin ailesine düşkünlüğünü fark etmiş fakat bunun uzun vadede sıkıntı yaratabileceğini düşünememişti. Evliliğinde mutsuz ve değersiz hissetmesine rağmen, yaşadıkları çevresi tarafından anlaşılmayan, önemsenmeyen, çözüm olarak kocasını elinde tutmayı becermesi gerektiği söylenen Esen, yaşadığı psikolojik çöküntüleri bizimle paylaşıyor. Gelin Esin’in hikayesini kendi ağzından dinleyelim.
Sürekli kavga
Çocukluğumu hatırlamayı çok sevmiyorum. Küçüklüğümde, kendimi bilmeye başladığımdan itibaren annem ve babamın kavgalarını hatırlıyorum. Eğitimli ve iyi insan olmaları, maddi sıkıntımızın olmaması anlaşmaları için yeterli olmuyordu. Zaten sonunda boşandılar. Ben ablamla birlikte annemle kalmaya, babam da kendi hayatını yaşamaya başladı. Birkaç yıl sonrada evlendi.
Anlaşılacağı üzere zorlu bir çocukluk geçirdim. Birbirleriyle sürekli kavga eden anne ve babanın gölgesinde, çocuk olarak sevgiyi ve huzuru hissetmek gerçekten zordu. Boşandıktan sonra annem hem maddi, hem manevi zorluk yaşadı. Bir süre içine kapandı. Sonra toparlandı ve kendi yolunda, ayakları üzerinde ilerlemeye devam etti. Bir şekilde kendini suçluyordu, hatta evliliği kurtarmak için beni doğurduğunu bile itiraf etti.
Evliliğini kurtarmak için çabalamasına rağmen olmadı. Tabii, ben o zamanlar onu anlayamıyor, neler hissettiğini göremiyordum. Ne zaman ki, evlendim, evlilik sorumluluğunu almaya, sıkıntılar yaşamaya başladım, o zaman annemin neler çektiğini anladım.
Yakışıklı ve zeki
Liseyi bitirdikten sonra, üniversite eğitim hayatıma devam ettim. Bitirdikten sonra eğitimimle ilgili olmayan bir alanda çalışmaya başladım. Yaptığım iş beni çok mutlu etmiyor ama ülke şartlarında yapacak fazla bir şeyim olmadığından, şikayet de edemiyorum. Çalışma hayatıma devam ederken, ortak bir arkadaş grubunda hoş bir kişiyle tanıştım. İlk görüşte yakışıklılığından ve zekâsından etkilendim. O da beni beğenmiş, ortak arkadaşımıza söylemiş ve bu şekilde ilişkimiz başladı.
Etrafımızdaki herkes bizi çok yakıştırıyor, evlenmemiz gerektiğini düşünüyordu. O dönem, yani gençken, çevrenin etkisi gerçekten insanın hayatını etkiliyor ve yönetebiliyor. Karşımdaki kişinin evliliğe uygun olup olmadığını, aynı evlilik beklentisini taşıyıp taşımadığımızı sorgulamıyordum. İstemediğimden değil yalnızca bunun olması gerektiğinden, önemli olduğundan haberim olmadığından kaynaklanıyordu.
Bana öyle geliyordu
Gün geldi evlilik konusu açıldı ve evlilik teklif etmesiyle birlikte çevremizin beklediği olay gerçekleşti. Yüzükler takıldı, nişanımız yapıldı ve böylece evliliğin ilk adımını atmış olduk. Eşimin ailesinin kendisi için yaptırdığı evi vardı. Nişanlandıktan sonra orada kalmaya başladık. Günlerimiz güzel geçiyordu ya da ben birçok olumsuzluğu göremediğimden, bana öyle geliyordu.
Eşim yönetmeyi seven, kendi kurallarını koyan, benim de sorgusuz olarak uymamı bekleyen, ailesine aşırı düşkün bir kişiydi. Kıskançlığı da vardı ama nişanlıyken o kadar hissettirmiyordu. Fakat nişanlı olduğumuz dönem, ailesine ne kadar düşkün olduğunu gösteriyor, onların ilişkimize karışmasına dahi izin veriyordu. Tabii o dönem, bu durumun yaratabileceği sıkıntıları göremiyordum.
Evcilik oyunu
Eşimin ailesi ile evlerimiz çok yakındı, bu yüzden neredeyse her gün birlikteydik. Yemeği orada yiyorduk. İlk başlarda kulağa hoş gelen hazır yemek olayı, aslında uzun vadede hoş olmayan sonuçlar doğuruyormuş, tabii bunu da zamanla anlıyor insan. Nişanlılık döneminde, eşimle aynı evde kalmamıza rağmen, birlikte bir evin sorumluluğunu alıp, sağlıklı şekilde yürüttüğümüzü söyleyemiyorum maalesef..
Anlaşılacağı üzere aslında birbirimizi tanımamız, evlilik sorumluluğunu birlikte alıp alamayacağımızı görmemiz gerekirken, aslında biz bir nevi evcilik oynuyorduk. O, ailesi ve benim birlikte oynadığımız bir oyun. Ben de mutluydum bu oyunda olmaktan. Sevdiğim adam yanımdaydı ve o dönem tek önemli olan detay bu gibiymiş gibi geliyordu.
Evlendikten sonra, hayatımız aynı şekilde devam etti. Tek farkla, bu sefer eşimin ailesi evimizin içine daha da çok müdahale etmeye başladı. Evimize, daha doğrusu eşimin (ailesinin) evine habersiz geliyor, kapı çalmadan, doğrudan anahtarla içeri giriyorlardı. İlk başlarda bir kadın olarak kaynanamın bu şekilde habersiz evimize gelmesi o kadar gözüme batmıyordu. Ama kaynatamın da günün herhangi bir saatinde, kafasına estiğinde, habersiz olarak anahtarla evimize giriyor olması beni rahatsız ediyordu.
Evimin içinde rahat değildim
Eşime rahatsızlığımı anlatmaya çalıştığımda beni dinlemek istemiyor, onları haklı görüyordu. Bu evi, ailesinin yaptırdığını, yani bu şekilde davranmaya hakları olduğunu, çok rahatsız oluyorsam, kıyafetlerime dikkat etmem gerektiğini söylüyordu. Bu da, aslında ben dışarıdan gelen, evde hiçbir hakkı olmayan bir yabancı olarak konuşmaya bile hakkım olmadığı anlamına geliyordu.
Sonuç olarak herkes kendi evinde rahat etmek, istediği gibi davranmak, rahat kıyafetler giymek ister. Bu benim en doğal hakkım, evimde rahat hissedemeyeceksem, başka nerede, kimin evinde rahat olabilirim ki?!!! Fakat eşim ve ailesi bunu bile fazla görüyor, benim duygularımı önemsemiyorlardı.
Yabancı gibi
O dönem evliliğin ne olduğunu, yaşadığımın evlilik olup olmadığını sorgulamaya başladım. Beni gerçekten sevse, bu şekilde konuşup kendimi değersiz ve önemsiz hissetmememe sebep olur muydu? Tabii o dönem bunu sağlıklı şekilde düşünemiyor insan. Başkasına sorduğunuzda doğru olanın ne olduğuyla ilgili birçok düşünce ortaya atılıyor. Ama genel olarak kocama sahip çıkmam, onu elden kaçırmamam gerekiyor gibi tavsiyelerde bulunuluyordu.
Ailesinin tavırları, benim değersiz hissetmem, dışarıdan gelen ve onların kurallarına uyması gereken bir yabancı gibi görülmemin önemi yoktu. Kimse bunları önemsemiyordu. Önemli olan ne olursa olsun kocamı elimde tutmamdı. Şimdi düşündüğümde, insanın kendi değerini bilmesi açısından aslında acı verici bir durum bu. Eşim beni önemsemiyor, duygularımı, düşüncelerimi göz ardı ediyor, ailesinin dediklerini yapıyor, onlara öncelik veriyordu. Sanki onlarla evliydi.
Çok mutsuzdum
Kendimi ait hissetmediğim evimde, ana parçası olmadığım evliliğimde mutsuzdum. Psikolojik olarak çökmeye, asabi ve mutsuz bir insana dönüşmeye başladım. Eşimin ilgisini çekmek için elimden geleni yaptım, ailesinin sürekli evimize, evliliğimize müdahalelerine alışmaya çalıştım ama yapamadım. Kendim olamadığım, kişi olarak varlığımın bir önemi olmadığı evliliğimde giderek daha da mutsuz bir insana dönüştüm.
Boşanmaya karar vermek sancılı bir süreç oldu. Çocuğumuz yoktu ama mal paylaşımında sıkıntı çıkarıyorlardı. Günün sonunda boşandık ve yeni bir hayata başladım. Zaman içinde psikolojim düzeldi, bir zaman sonra bana gerçekten değer veren, seven biri girdi hayatıma. Bir ilişkinin karşılıklı değer verme ve önemseme merkezli olması gerektiğini, ekonomik boyutunun da özellikle kadın tarafından düşünülmesi gerektiğini yaşayarak anladım.
**
ÖNERİ KÖŞESİ
Edinilmiş malların ortaklığı
Avukat Cansu Nazlı edinilmiş malların aile hukukundaki yeri ile ilgili bizlere bilgi veriyor:
Aile Hukukumuza edinilmiş malların ortaklığı prensibi hakimdir. Bu prensibe göre, evlilik birliği içerisinde edinilmiş olan mallarda her iki tarafın da payı bulunmaktadır. Mal paylaşımında eşit ve adil bölüşüm gerçekleşmesi için mahkemenin geniş takdir yetkisi bulunmaktadır. Ancak, taraflardan birinin kusuru boşanma nedeni olarak ispat edilirse kusurlu tarafın aleyhine olacak şekilde mal paylaşımının 1/3’e 2/3 olarak paylaştırılması talep edilebilir.
Edinilmiş malların ortaklığı rejiminin bir diğer kuralı ise, kişisel malların paylaşıma tabi olmamadır. Yasaya göre evli değilken edinilmiş olan mallar ve taraflardan birine sonradan hibe ve/veya miras yolu ile geçen mallar kişisel mal sayılır ve paylaşılır.
Eğer oturulan ev taraflardan birinin ailesi tarafından ona hibe yolu ile geçmişse kişisel mal sayıldığından ev üzerinde bir hak talebinde bulunulamayacaktır; ancak evlilik süresince bu kişisel mal üzerine yatırım yapılmışsa; boşanma davası altında bununla ilgili maddi bir talepte bulunulabilir.
Şayet oturulan ev taraflardan birinin değil de, ailesinin üzerine kayıtlıysa evle ilgili talep boşanma davası altında değerlendirilemeyeceğinden ilgili aile bireyine hukuk davası yoluyla maddi talepte bulunmak mümkündür.
Son olarak, mal paylaşımı dışında, boşanma nedeni ile yoksul kalacak veya geçim sıkıntısı içerisinde yaşayacak tarafa, diğer tarafın, kabahatsiz olsa dahi, mahkemece uygun görülen bir meblağı eş nafakası olarak ödemesine hükmedebilir.





Yorumlar kapalı.