Sanem Koç

İmparatoriçe olsa da fark etmez





   Zaman ilerliyor, teknoloji gelişiyor biz insanların geçmişten günümüze yaşam şekli sürekli değişiyor. Bununla beraber insanı insan yapan duygular değişmiyor; merakımızla, mutluluğumuzla, hırslarımızla, kıskançlığımızla, sevgimizle, açgözlülüğümüzle ve daha birçok duyguyla hayatı deneyimlemeye devam ediyoruz. Ve halen daha aileler, anneler çocuklarının evliliğine müdahale etmeye devam ediyor. Fakat aile kurumunun geleceği ve sağlığı için bu durumun değişmesi gerek…
  

Saray entrikalarından günümüze

   Tarihi dizileri izlemek zevkli oluyor özellikle olayların geçtiği dönem; kıyafetleriyle, müziğiyle, adetleriyle yani gerçeğine uygun yansıtıldığında ve aynı zamanda öğreticide oluyor. Geçmiş ve günümüzü kıyaslayıp, nelerin değişip değişmediğini görme şansı yakalıyor insan. Geçenlerde14. yüzyılda geçen tarihi bir Kore dizisi olan İmparatoriçe Ki’nin tüm bölümlerini izleyerek bitirdim. Yuan Hanedanlığı (Çin’in Moğol egemenliği altından olduğu) döneminde, Güney Kore’den köle olarak gönderildiği Yuan sarayında imparatoriçeliğe giden hayat hikayesi yansıtılıyor dizide.
   İzlerken o döneme büyülü bir yolculuk yapıyor, farklı bir kültürün ve tarihin tadına varıyor insan. Olaylar sarayda geçtiğinden, haliyle saray içi ilişkiler ve olaylar ön planda işleniyor. Ana karakter olan Ki, kölelikten kurtuluyor, hatta imparatorun eşi oluyor. Ama hayatı kolaylaşıyor mu, maalesef hayır.  Artık daha tehlikeli bir hayat savaşının içinde giriyor. Kendisi saray yönetiminde ve imparatorun eşi olarak imparatoriçe koltuğunda görülmek istenmeyen bizim deyimimizle istenmeyen bir gelin. Onu saraydan yok etmek isteyen bir dul kraliçe var, bizim deyimimizle onu istemeyen kayınvalidesi var.
   Genç imparatorun üstünde hakimiyetini korumaya çalışan dul kraliçe, buna engel olduğunu düşündüğü gelin Ki ile güç ve iktidar kavgasına düşüyor. O dönemin şartlarında bu ölümcül bir oyun ve günün sonunda ikisinden biri ölüyor. Olayları izlerken aklım günümüze kayıyor, nedense tanıdık geliyor, benzer olaylar gözümün önüne geliyor.

 

İstenmeyen gelin

   Çocuklarının evliliklerine müdahale eden, evlenmiş olsa da çocuğunun üstünde hakimiyetini devam ettirmeye çalışan ebeveynlerden bahsediyorum. Belki günümüzde ölümlü bir oyun olmuyor ama günün sonunda benzer duygularla hareket ediyor insanlar. Eğer gelin veya damat istenmiyorsa vay hallerine. Yani insan olarak pek değişmiyoruz gibi; teknoloji ilerliyor hayatımız değişiyor, kıyafetlerimiz değişiyor ama “Can çıkar, huy çıkmaz” atasözümüzü gerçekleştirmeye devam ediyoruz.
   Diziyi izlerken çevremde de yakından gözlemleme şansım olduğu, istenmeyen gelin olayları aklıma geliyor. Dışarıdan bakıldığında birbirlerini sevdikleri bariz belli olan iki insanın, nasıl yıpratıldığına, soldurulduklarına şahit olmak gerçekten üzücü. Genel olarak anne, evladının seçtiği ve sevdiği kişiyi kabul edemiyor ve evlilik bozulana kadar bir nevi psikolojik savaş hali devam ediyor maalesef. Bu durum giderek yükselen boşanma oranlarına da yansıyor.
  

Özgür iradeye saygı

   Evliliklere müdahale eden babalar da vardır ama genelde anneler bu konuda daha aktif olduğundan konu annelerin evliliğe müdahalesi üzerinden gelişti. Anneler,  evlatlarının evliliğine neden müdahale eder, neden istedikleri yönde etkilemek isterler ki? Dışarıdan bu şekilde müdahale edilmesiyle, evlilik ne kadar sağlıklı bir şekilde devam edebilir. Bunun nedenlerini psikolog arkadaşım Gülşen’e sordum ve cevabı aşağıda sizlerle de paylaşıyorum.
   Herkesin kendince haklı sebepleri vardır tabii ki ve bu inandıkları sebep doğrultusunda hareket ediyorlardır. Ama günün sonunda iki yetişkin insanın özgür iradeleriyle verdikleri karara saygı duymak gerekmez mi, hele de arada dışarıdan bakan bir insanın bile görebildiği sevgi bağı varsa. Aile kurumunun daha sağlıklı olabilmesi destek olmak yerine, seven insanları ayırmaya çalışmak neden…

 

*

ÖNERİ KÖŞESİ

Evliliğe karışma

   Uzman Psikolog Gülşen Koşucu ailelerin, özellikle annelerin evliliğe müdahale etme nedenleri ile ilgili bizlere bilgi veriyor:
   Günümüzde halen en sık karşılaşılan boşanma nedenlerinin başında ne yazık ki ailelerin özellikle annelerin karı-koca ilişkisine müdahale etmeleri yer alıyor. Müdahale etme isteğinde birçok neden bulunmaktadır. En sık karşılaşılan nedenlerden birisi oğullarının büyüdüklerini kabul etmemek ve onlara karşı korumacı bir tavır göstermektir. Bu tavırlarından dolayı çocuk evlense bile, maalesef annesinden ayrılmakta zorluk çekip evliliklerinde bir birey olarak davranmakta güçlük yaşar ve kendi kararlarını almakta zorluk çeker.
   Kendi başlarına hareket etmekte çok zorlanırlar, çünkü annelerine bağımlıdırlar, anne de oğluna bağımlıdır. Oğlunun kendi ayakları üzerinde durması, ilişkisinde özgürleşmesi, eşi ile olan bağının güçlenmesi; anne için kontrolün ve gücün kaybı anlamına gelmektedir. Bu durumda annenin çocuğundan ayrılamaması veya çocuğunun evliliğini kontrol etme isteği, çocuğunu özgür bırakamamak, çiftlerin evliliklerinde ilişki bağını kurmalarını güçleştirir. Ayrıca kıskançlık duygusu da çocuklarını paylaşmak istememeleri nedenleri arasında yer almaktadır.
   Peki, neden bir anne çocuğunu kıskanır ki? Aslında sorunun cevabı çok basit, çünkü hayatının tam merkezine oğlunu oturtmuştur. Evliliklerinde mutsuz olan, eşiyle karı-koca ilişkisi yaşayamayan, evliliklerinde aldatılan veya eşinin çok pasif olması, bunlarla birlikte kendi iç dünyasında sıkıntıları olan veya korunma isteği ile oğlunu kendi ihtiyaç ve isteklerini karşılama üzerine kurulan annelerde bu durum daha sıklıkla görülmektedir. Şöyle de diyebiliriz oğlunu kendi uzantısı olarak görmektedir. Aslında sadece oğlunun evliliğine değil yaşam tarzına, giydiği kıyafete ve meslek seçimine kadar karıştığı görülmektedir. Oğlu onun tüm hayatı olmuşken, onu başka bir kadınla paylaşmak çok zor olacaktır ve çocuğunun evden ayrılması kendisini içsel bir boşluğa sürükleyip zihni sürekli oğlunun evliliğine, eşi ile olan ilişkisi ile meşgul olacaktır.
   Bir de arkadaş çevresinde, iş hayatında, evliliğinde, çocuk yetiştirme ve ebeveynlik rolünde kontrolcü bir duruş sergileyen, mükemmeliyetçi ve ilişkileri manipülasyon üzerine kurmaya alışkın ve baskın karaktere sahip olan annelerde de çocuklarının evliliklerine müdahale etmeye çalışmaktadırlar.  Aslında bu durum sadece yeni evlenen çiftleri etkilememektedir, bu karakteristik özelliklere sahip olan anneler için de çok yorucu bir durumdur.
   Düşünsenize, zihninizin uğraşı kendi hayatınızın mutluluğu üzerine değil de bir başkasının mutluluğu üzerine olsun.  Bir boş sayfayı düşünün, boş sayfada sadece siz bir nokta olup oğlunuz boş sayfayı doldursun. Bu yüzden bu kişiliğe sahip olan annelere kızmak yerine aslında onları anlayabilmekte çok önemlidir, çünkü her davranışın bir sebebi vardır. Hiçbir davranış sebepsiz değildir. Aslında burada çok sevdiğim bir sözü paylaşmak isterim. Çocuklarımızı özgür bırakmak için doğuruyoruz.  Ebeveynler çocuklarının sahibi değildir. Aslında ebeveynlerin en büyük görevi çocuklarını kendi yollarını bulmalarını sağlamak ve kendi hayatlarını kendi isteklerine göre şekillendirip yaşamaları için yol göstermektir.
  

İmparatoriçe olsa da fark etmez
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.