Covid-19 virüsünün dünyayı nasıl değiştirdiğine baktığımızda, hayatımızın nasılda kısa sürede 180 derece değişebileceğini daha iyi fark ediyor insan. Ve aynı zamanda değerini göremediğimiz birçok şeyin de elimizden kolayca alınabileceğini anlıyoruz. Tabii olumsuzluklar büyük olsun, küçük olsun hep hayatımızda olacak, iyisiyle kötüsüyle yaşam bu. Mühim olan bu olumsuzluklar karşısında nasıl durduğumuz…
Ah yeni yıl!
Hayat nasıl da hızla değişebiliyor, beklenmedik olaylar yalnızca kişi olarak değil, tüm insanlığı nasıl da bilinmedik yerlere fırlatabiliyor. Bir seneyi devirip, yeni bir senenin gelişini kutlarken, yılbaşında adetten güzel dilekler dilenir, taze umutlarla girilir yeni seneye. Düşünsenize, 2019’un son gecesinde kimin aklına gelirdi ki 2020’nin hayatımızı toptan değiştirecek olaylarla dolu olacağı. Covid-19 denilen virüsle tanışacağımız ve hayatımıza girmesiyle herşeyin değişeceğini kim bilebilirdi…
Herkese eşit
Büyük değişimler yaratan Korona günlerinin hayatımıza, kişiliğimize, ruhsal ve fiziksel sağlığımıza yansımaları tüm insanların; dil, din, ırk, renk, zengin, fakir fark etmeksizin eşit olduğunu hatırlatması açısından önemli bir konu kanımca. Biz insanlar birbirimize ayrımcılık yapsak da, bu virüs hiçbir ayırım yapmadan tüm insanlığa yöneliyor. Dünyanın diğer ucundaki de aynı şekilde hasta oluyor, aynı sosyal izolasyona maruz kalıyor, aynı psikolojik rahatsızlıklardan yakınıyor. Ekonomik olarak aynı kıskacın içinden kurtulmaya çalışıyor.
Korona diyor ki “İstersen dünyanın en güçlü ülkesinin lideri ol, istersen sokaktaki evsiz, fark etmez, hepiniz benim gözümde aynısınız, insansınız.” Sınır tanımayan korona önce bize insanlığımızı, hepimizin yalnızca insan olduğunu hatırlatıyor. Sonra, günlük hayatımızda rahatça yaptığımız ama bizim için ne kadar değerli olduğunu pekte fark etmediğimiz şeyleri özletiyor bize.
Ne kadar değerliymiş
Düşünsenize, pandemi öncesi yani yüzümüzde maske yokken, nefes alışımızın, rahatça nefes alıp vermenin ne kadar da güzel ve değerli bir şey olduğunun ne kadar bilincindeydik…
Çok sevdiğimiz büyüklerimize sevgimizi, şefkatimizi rahat rahat gösterirken, hatta kültürümüzde, yaşlılarımıza karşı beklenen davranışlar gösterilmeyince saygısızlık kabul edilirken, şimdi onları korumak için mümkün mertebe uzak durmalıyız. Özellikle bizimki gibi Akdeniz ülkelerinde iletişim kurma; sarılma, öpme gibi fiziksel samimiyeti de içine alırken hatta bunlar yapılmadığında soğuk ve kaba bulunulurken, şimdi birbirimize mesafeli davranmalıyız, mümkünse maskemizi yüzümüzden hiç çıkarmamalıyız.
Stres makinesi
Peki biz ne kadar uyabiliyoruz bu dönemde dikkat etmemiz gereken noktalara, o ayrı bir konu. İnsan gibi sosyal bir canlının, sosyal hayattan izolasyonu gerçekten zor. Çıkan haberlere göre Korona’dan dolayı evlere kapanmak, sosyal hayattan uzak, mesafeli bir yaşam psikolojik olarak birçok olumsuzluğu da tetiklemiş durumda. Covid-19 virüsünün hayatımızın neredeyse her alanında yarattığı derin belirsizlik kendi başına stres üretme makinesi haline geldi.
Belirsizlik, plansızlığı da getiriyor haliyle ve bizleri yalnızca anda yaşamaya zorluyor aslında. Şu anda elimizde olan gerçeklik yaşadığımız an. Pandemi döneminde belki yarın aşı bulunacak ve yeni bir beyaz sayfa açılacak önümüzde ya da belki de tekrar evlere kapanacağız kimbilir, belirsizlik işte. Tabii yaşadığımız hayatta hiçbir şey kesin değil, bu durum doğrudan pandemiyle de bağlantılı değil.
Günün sonunda Covid-19 virüsü olsun olmasın, hangimiz iki saat sonrasının garantisini verebiliriz. Veremeyiz ama belirsizliğin olmadığı yerde umut olduğundan, haliyle plan yapmak yani gelecek için olabileceğini düşündüğümüz şeyleri organize etmek ve bunları yapmaya çalışmak daha kolay. Gelgelelim Covid-19 virüsü bizlere yaşadığımız anın değerini bilmemizi, çünkü hayatımızın beklenmedik anda yüz seksen derece değişebileceğini yüzümüze vura vura söylüyor.
Kendimizi hazırlamalıyız
Belki de 2019’u terk ederken en çok tutulan dilek insanlığın yaşadığı anın değerini bilmesi, dünyaya, çevreye daha çok özen göstermesi gibi büyük değişimler içeren dilekler olabilir. Sonuç olarak bizler evlerimize kapandıkça, daha az tükettikçe, çevre ve doğa da bir nebze nefes alabildi. Kim bilir?…
Hayatımızın her an değişebilir oluşuna alışmamız ve bunun için hazırlıklı olmamız gerekli diye düşünüyorum. Sonuç olarak duygularımızı etkileyen, haliyle bizleri yönlendiren hormonlarımız. Seratonin, dopamin, oksitosin, endorfin gibi mutluluk hormonlarımızı yönetmeyi öğrensek mesela ve bunu nasıl yapabileceğimizi çocukluktan öğretsek dünya nasıl olurdu diye düşünmeden edemedim.
En güzel hediye
Bir çocuğa verilebilecek en güzel hediye, koşullar ne olursa olsun, kendi başına kendisini nasıl mutlu edebileceğinin yollarını göstermek olabilir bence. Günün sonunda gün geliyor çok mutlu oluyor, gün geliyor bizi çok mutsuz eden olaylar yaşıyoruz. Bunlar hayatın gerçekleri ama mühim olan bu sorunlarla nasıl baş ediyor olmamız.
Stres seviyemiz yükseldi diyelim, mutluluk hormonlarımızı yükseltmek için yürüyüşe çıkabiliriz mesela. Ya da yapmayı sevdiğimiz bir egzersiz de olabilir. Ülkemizde bol bol bulunan güneş ışığından, ay çiçeği gibi yüzümüzü güneşe dönüp D vitamininden yardım alabiliriz mesela. Azıcık ucundan bitter çikolata yiyebilir ya da yeşil yapraklı sebzelerden güzel bir salata yapıp eksikliği sinirli ruh hali yaratan B vitamini eksikliğimizi giderebiliriz. Yani, mutluluk hormonlarımızı yükseltmek için birçok yol var artık herkes kendine uygun yolu seçerek ilerleyebilir.
Kişi kendi stresini kontrol etmeye çalışsa, hayatımızı yönlendiren hormonların farkında olarak, bilinçli olarak mutluluk hormonlarını yükseltme yöntemlerini öğrense ve çocukluktan itibaren bu yollar aşılansa dünyada şiddet ve şiddetin yarattığı sonuçların azalacağına inanıyorum, hatta bunu diliyorum…





Yorumlar kapalı.