Ayla Hanım, merhaba. Benim kızım bebeğini, gebeliğin oldukça ilerlemiş bir zamanında kaybetti. İlk bebeğiydi ve her şey yolunda giderken kız bebeği karnında öldü. Suni sancıyla doğurdu ve lohusalığı çok ağır geçti. Sürekli ağladı, yemedi, içmedi.
Şimdi aradan aylar geçtiği halde kızım bir türlü toparlayamıyor. Bir anne ile bebek görse, hemen orayı terk ediyor. Bir yerlere kapanıp ağlıyor.
Tekrar çocuk yapmasını önerdik ama şiddetle karşı çıktı. Zamanı değilmiş.
Damadım çok anlayışlı bir gençtir. Ama bu acının uzun sürmesi onu da etkilemeye başladı. O da içine kapandı.
Kızım psikolojik destek almayı da kabul etmiyor.
Ne yapacağımızı bilemiyoruz. Size danışmak istiyorum. Kızıma nasıl yaklaşalım? Bu acıyı unutup yuvasının kadını olmayı başarmalıdır. Bunu nasıl sağlayalım?
Rumuz: KIZIM
Evladını kaybeden bir annenin yas süreci ağır geçebilir. Henüz doğmamış olsa da adı belli, odası hazırlanmış bebeğini, kucağına alamadan toprağa verdi.
Bu acı deneyim, kızınızı ağır bir yas sürecine sürükledi.
Elbette yardımsız atlatması çok zor.
Doğmamış bir bebeğin ölümüne duyulan yası herkes anlamaz. Bazı insanlar, anneden, bunu bir doğum kazası gibi görmesini bekler. “Tamam, böyle oldu ama, tekrar yapabilirsin. Herkesin başına gelebilir. Toparlan ve yola devam et” tarzında teselliler hiçbir işe yaramadığı gibi, zararlı yaklaşımlardır. Annenin kendini acı içinde hissetmesi yetmezmiş gibi, yalnız duyumsamasına da neden olur.
Yanlış teselli girişimleri kızınızın yas sürecini patolojik hale getirmiş olabilir.
Çok yanlış olan bir yaklaşım, sanki bu olay olmamış gibi davranmaktır. Siz evladınızı kaybettiniz ve etrafınızdaki insanlar, benzer kendi hikayelerini anlatmaya başlar. Demek isterler ki, “bu herkesin başına gelebilir. Boşuna üzülme.”
Bazı insanlar da uzayan yas sürecine yönelik anneyi eleştirir, tuhaf davranıyormuş gibi yaklaşım gösterirler: “Tek sen mi kaybediyorsun, toparla kendini ve başka bir tane yapmak için harekete geç.” Bu tür davranışlar çok yanlıştır. Yas içindeki annenin kendini yalnız duyumsamasına neden olur. Yalnızlık yas ile birleştiğinde ise depresyon kaçınılmazdır.
Oysa ki acısından söz edebildiği ölçüde, iyileşme ve tekrar başlama olasılığı vardır. Acısının paylaşıldığını hissettiğinde teselli bulur.
İlk çocuğunu unutmadan hayata döner ve daha sonra dünyaya getireceği çocuklara dünyaya gelirken kaybettikleri abla veya abiden özgürce bahseder.
İhtiyaç duyduğu, anlaşılmaktır. Acısına saygı duyun. Duygusunu paylaşın. Tekrar hayata dönmesinin, kaybettiği çocuğu unutmak anlamına gelmediğini kavramasına çalışın.
Kızınızın eşi de bir evlat kaybetti. Ve belki de yasını bastırmak zorunda kaldı. Kucakları boş kalmış ebeveyn olarak yas sürecini paylaşmaları gerekir. Birbirlerinin acısını görmeli ve birbirleriyle duygularını paylaşıp, teselli bulmalıdırlar.
Çocuk kaybı, bir annenin yaşayacağı en zor kayıptır. Yas sürecinde onun duygusunu paylaşmanız çok değerlidir. Bunun yanında teselli amacıyla, kaybını telafi etmesinin mümkün olduğunu ona hatırlatmak, yaraya tuz basmaktır.
Anneler bütün evlatlarını çok severler. Kaybettiklerini de.
**
Sanırım başka bir kadın var
Sevgili Ayla Abla, ben nişanlı bir kadınım. Tam üç yıldır nişanlıyım. Önce maddi nedenler sonra da pandemi düğünümüzü geciktirdi. Şimdi bir aksilik çıkmazsa, marttan sonra düğün yapmaya karar verdik.
Nişanlımla aramızda aslında belirgin bir sorun yoktur. Belki kuruntu yapıyorum ama ben başka bir kadının olduğundan şüpheleniyorum.
Nereden anladım derseniz, eskiden telefonu ortada dururdu. Şifre falan yoktu. Şimdi, hep cebinde veya elinde. Şifreli bir de. Telefonla tuvalete giriyor ve çok uzun kalıyor. Telefonuna bakmak istediğimde, ya vermiyor veya gönülsüzce veriyor.
Bu değişikliklerden hoşlanmadığımı ona söyledim. Bence bir çiftin birbirinden gizlisi saklısı olmamalıdır. Doğru değil mi? O da bunu destekler ama dediğim gibi sözde kalır.
Ben bu defa, gizlice hesaplarına girer bakarım. Bir şey var mı diye. Kimlerin paylaşımlarını beğenmiş diye tek tek incelerim. Bir şey bulamam ama bu davranışım beni hem çok yorar hem de çok gerilirim.
Sonra kurmaya başlarım. Kuruntularım hep beni aldattığı ile ilgilidir. Ama aldatmasa, neden telefonunu saklasın, neden gizli gizli karıştırsın? Bunlar aklıma gelince de moralim bozuluyor. Beni aldattığını düşünüyorum.
Sizce boşuna mı endişeleniyorum?
Rumuz: TEDİRGİNİM
Elbette çift ilişkisinin mahremiyetinde birbirinden telefon saklama, şifre koyma gibi davranışlar olmamalıdır. Bu eşin kendini dışlanmış ve aldatılıyormuş gibi hissetmesine neden olabilir. Bu konuyu konuşup asgari müşterekte anlaşmalısınız.
Ancak, telefonunu saklamaya çalışan her kadın ve erkeğin, eşini aldatıyor olduğunu düşünmek de yanlıştır. Özellikle sizinki gibi yolunda giden ilişkilerde, böyle bir kuşku, ilişkiyi yorar ve aranızda huzurun bozulmasına neden olur.
Bunun yanında, üç yıllık nişanlılık, epey uzun bir sürece işaret etmektedir. İlişkiniz yorulmuş ve yeni bir başlangıca ihtiyaç duyuyor olabilir. Düğün tarihinin ertelenmesi, ilişkinin rutin akışa girmesine ve sıradanlaşmasına neden olabilir. Bu çift ilişkisi açısından bir sorundur ve çiftin her bir eşini, ilişkiye yönelik düşünmeye ve aktif davranmaya yöneltmelidir.
Dikkati ilişkinize verin ve birbirinizle ilgilenmeye, güzel anlar paylaşmaya odaklanın.
İlişki içinde kendini güvende ve değerli hissedersen, başka kadınlarla ilgili kabuslar yaşamazsın.





Yorumlar kapalı.