Paris Anlaşması olarak da bilinen Paris İklim Anlaşması; iklim değişikliği, sera gazı salınımının önüne geçilmesi gibi çevreye ve doğaya dair önemli kararları içermektedir. Fransa’nın Paris kentinde birçok ülkenin katılımıyla gerçekleştirilen konferansta kabul edilen Paris İklim Anlaşması, 2020’den sonra geçerli olacaktı. 5 Ekim 2016 itibarıyla, küresel sera gazı emisyonlarının büyük bölümünü oluşturan ülkelerin bir araya gelerek onaylaması ile yürürlüğe girdi. İmza sürecinin ilk gününde anlaşmaya Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 175 ülke imza attı. Ancak imzalamak yetmemekte ayrıca Anlaşma’ya taraf olmak gerekmekteydi. Nihayet Paris İklim Anlaşması, TBMM Genel Kurulu’nda onaylandı.
2015’in Aralık ayında Paris’te kabul edilen yeni iklim anlaşması ile küresel sıcaklıklardaki artışı 1,5 °C’nin altında tutmanın önemi üzerinde anlaşılmış ve her bir ülkenin bu hedefe ulaşmak için sunduğu katkılar kayıt altına alınmıştı. Paris Anlaşması’nın yürürlüğe girmesi için küresel sera gazı emisyonlarının en az yüzde 55’inden sorumlu 55 veya daha fazla ülkenin aynı zamanda anlaşmaya taraf olması ve bu ülkelerin hükümetlerinin metni onaylaması gerekiyordu. 22 Nisan’da New York’ta düzenlenen imza töreni ile süreç başladı ve aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 175 ülke anlaşmayı imzalamış oldu. Anlaşmanın yürürlüğe girmesi için ülkelerin anlaşmaya taraf olması şart kılındı. Kyoto Protokolü 1997 yılında imzalanmış; ancak yürürlüğe girmesi 2005 yılını bulmuştu. Bilindiği gibi Kyoto Protokolü, küresel ısınma ve iklim değişikliği konusunda mücadeleyi sağlamaya yönelik uluslararası bir protokoldür. Bu protokolü imzalayan ülkeler, karbon dioksit ve sera etkisine neden olan diğer beş gazın salınımını azaltmaya veya bunu yapamıyorlarsa karbon ticareti yoluyla haklarını artırmaya söz vermişlerdir. Paris Anlaşması ise Türkiye’nin imza töreninde bu Anlaşma’yı imzalayarak küresel çabalara katkı vermeye hazır olduğunu duyurması ile güzel bir gelişme yaşanmıştı. Burada Türkiye’nin atması gereken adımların başında; Paris Anlaşması’nın yürürlüğe girmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin onaylamayı bir kanunla uygun bulması, bu kanunun da Cumhurbaşkanı tarafından onaylanması gerekmekteydi. Türkiye, Paris Anlaşması öncesi belirttiği niyet belgesinde, 2030 yılında emisyonlarını referans senaryoya göre yüzde 21 oranında daha az artıracağını belirtmişti. Emisyon azaltım hedefini artırmamız, kalkınma ve enerji politikalarımızı gözden geçirmemiz, yenilenebilir enerjiye dair hedefleri yükseltmemiz, enerji verimliliği potansiyelimizi hayata geçirmemiz, ulaşım, sanayi gibi karbon ayak izi yüksek olan sektörlerde düşük karbonlu kulvarlara doğru dönüşümü daha fazla zaman kaybetmeden başlatmamız gerekecekti. Tabi bu süreçte iklim ile ilgili yasal altyapının da sağlam olması ve bu konu üzerinde çalışılması gerekmekteydi. 2015 yılı, kaydedilen en sıcak yıl olarak tarihe geçti. 2016 yılının Mart ayı da 1880 yılından beri ölçülen en sıcak Mart ayı oldu. 1,5°C hedefinin tutturulması için Paris Anlaşması’nı imzalamak da yetmiyor, Türkiye de dahil birçok ülkenin verdikleri taahhütleri iyileştirmesi bekleniyor.
Paris İklim Anlaşması ile özellikle düşük sera gazı emisyonları ve iklime dirençli kalkınma yolunda tutarlı bir finansman akışı sağlanması hedefleniyor. İç hukuka dahil edilen bu Anlaşma ile daha önceden verilen sözlerin bugün ilk adımını atıyor olmak bile sevindirici. Yasal altyapının da güçlü bir şekilde yerini alacağından hiç kuşkumuz yok. Dileriz bu noktada dünyamızı daha yaşanılır bir hâle getirebilir ve iklim değişikliğinden kötü bir şekilde nasibimizi almayız.
Yararlanılan kaynak: “https://www.wwf.org.tr/?5540”.
AV.Dr.Saniye Albaş
Diğer Yazıları
Köşe Yazarı





Yorumlar kapalı.