Dünyada ve ülkemizde boşanmaların giderek artması, ailelerin baştan sağlıklı kurulmasının ve boşanmalara neden olan durumların önlenmesinin önemini ortaya koymakta, bu noktada eğitim ön plana çıkmaktadır. Günümüzde yaşam boyu öğrenme kavramı ön plana çıkmakta ve artık hayat felsefesi olma zorunluluğunu da beraberinde getirmektedir. Yaşamı yeniden düzenlemeye ya da amaçları yeniden yapılandırmaya, diğer bir ifadeyle gelişimsel geçişe yol açan evlilik de, yeni rolleri ve sorumlulukları gerekli kılmaktadır.
Gelişimsel açıdan, ergenlikten yetişkinliğe geçişte pek çok dönüm noktası aileyle ilgilidir. Genç yetişkinliğe ilişkin gelişme ödevlerinden çoğu; eş seçme, eşi ile yaşamayı öğrenme, çocuk sahibi olma gibi aile kurma ve aile kurumuna ilişkin ödevlerdir. Gelişme ödevleri, bireyin yaşamında belirli bir dönemde ortaya çıkan, başarılması onu mutlu kılacak ve sonraki görevleri başarmasına rehberlik edecek görevlerdir. Bu görevleri hangi eğitimle öğrenmekteyiz? Sadece anne ve babamızdan model alarak öğrendiğimiz evlilik ve aile rolleri yeterlimidir?
Evlilik kurumu, aile birliğinin kurulmasında temeldir. Biyolojik bir gereksinim olarak cinsel güdüyü doyurmak, aşk, sevmek, sevilmek, güven gibi psikolojik gereksinimler, korunma, dayanışma gibi sosyal gereksinimler ve ekonomik güvenlik insanları evliliğe götüren önemli etmenler arasındadır. Evlilikte eşlerin birbirlerine sağladıkları sosyal ve duygusal destek, eşlerin kendilerini fiziksel ve ruhsal olarak iyi hissetmelerine katkı sağlar. Evlilik akdi ile kurulan ailenin, eşlerin hayatları boyunca sürmesi beklenmektedir. Tüm toplumlarda temel toplumsal normlardan biri, evliliklerin sağlıklı ve dengeli biçimde sürmesidir. Normal koşullarda hiç kimse boşanmayı amaçlayarak evlenmez. Evlilikler, evlenmeye karar veren kişilerin daha mutlu olacakları beklentisiyle ve geleceğe yönelik pek çok umutla gerçekleşir. Ancak evlilik; başta yeni hak ve sorumluluklar, birlikte yaşamın yeniden düzenlenmesi ve karı-kocalık, annelik, babalık, gelinlik, damatlık gibi yeni roller olmak üzere birtakım temel değişiklikleri gerektirmekte ve beklentilerin gerçekleşmemesi ya da hayal kırıklıkları söz konusu olabilmektedir. Bu durumda ömür boyu sürmesi umuduyla aile birliğini kurmak üzere evlenen eşler arasında çeşitli çatışmalar yaşanabilmekte, söz konusu çatışma ve anlaşmazlıklar aile dengesini sarsacak boyutlara ulaşabilmekte ve sorunların çözülememesi durumunda boşanma, eşlerden biri veya her ikisi tarafından bir seçenek ve çözüm yolu olarak görülebilmektedir.
Aksayan bir evlilikte düşünülmesi gereken ilk çözüm, aksaklıkları gidermektir. Ancak bunda başarısız olunması ve sorunların, gerek eşlerin gerekse çocukların ruh ve beden sağlığını kalıcı bir biçimde bozmaya başlaması halinde boşanma en sağlıklı çözüm olabilir. Taraflara ve çocuklara az ya da çok verdiği zarardan dolayı boşanma, istenmeyen bir durum olmakla birlikte, boşanma oranları giderek artmaktadır.
Amerika’da başlayan ve günümüzde Türkiye’de büyük önem kazanan Aile ve Evlilik Danışmanlığı, evlilikteki problemleri tedavi ve danışma faaliyetleri, boşanmaları önlemeye ve sorun çözmeye yöneliktir. Fakat ailelerin baştan sağlıklı bir şekilde kurulmasına ve sürmesine yardımcı olmak amacına yönelik önleyici ve geliştirici faaliyetlerde ise asıl amaç, ailenin baştan bilinçli ve sağlıklı kurulmasıdır. Bunun içinde eğitim önem kazanmaktadır.
Eğitici programların temelinde yatan felsefe, sağlık kavramıyla ilgilidir. Buradaki sağlık kavramı, Dünya Sağlık Örgütü’nün tanımı paralelinde, hastalık ya da sakatlığın olmaması değil, fiziksel, ruhsal ve sosyal yönden iyilik (sosyal sağlık) durumunu belirtir. Sosyal sağlık ise, aile ortamı ile yakından ilgilidir, çünkü aile, sosyal sağlığın temelini oluşturur.
Kişilerin başarılı bir evlilik kurabilmeleri, her şeyden önce, onların evliliğe hazırlayıcı nitelikte bir eğitimden geçmelerine bağlıdır. Böylece boşanma oranı düşer ve ilişkiler daha sağlıklı kurulabilir.
Boşanan çiftler, her şeyden önce bilgisizliklerinin kurbanıdırlar. Hiç kimse onlara, evlilikte karşılarına hangi sorunların çıkacağını, onların üstesinden nasıl gelineceğini, ne zaman taviz vermek gerektiğini ve karşılıklı sevgiyi nasıl ayakta tutabileceklerini öğretmemektedir. Her boşanma, bir öğrenme sürecinin yetersiz bir şekilde sonuçlandığının göstergesidir.
Yaşam boyu eğitimle, evliliği oluşturan öğeler arasında, özellikle genç insanların bilmeleri ve öğrenmeleri gereken birçok temel bilgi olduğunu, gençlerin evlilikle ilgili olarak, evlilik öncesi ve sonrasında eğitim almaları ve toplumun da bu eğitimi destekleyerek kolaylaştırması gerektiğini ortaya koyar.
Boşanmaların hem psiko-sosyal hem de ekonomik etkileri dikkate alındığında, ülkemizde boşanma oranlarının giderek artması ve toplumsal bir sorun haline gelmeye başlaması, ailelerin baştan sağlıklı bir şekilde kurulmasına ve sürmesine yardımcı olmaya ve boşanmaya neden olan durumları önlemeye yönelik önleyici ve geliştirici faaliyetlerin önemini arttırmaktadır. Önleyici faaliyetlerin başında ise eğitim gelmektedir.
Türkiye’de evlilik öncesi eğitim programları kapsamındaki çalışmalardan ilki “evlilik okulu” adıyla 1998 yılında yapılmıştır. Ülkemizde de aile ve evlilik eğitiminin yapılması gerekliliği dikkati çekmektedir. Ailelerin baştan sağlıklı kurulması ve sürmesine yönelik olarak, evlilik öncesi ve sonrası eğitim programlarına ülke genelinde Belediyeler ve Üniversiteler aracılığıyla ve söz konusu kurumların işbirliğiyle yaygınlık kazandırılabilir,
Evlilik eğitimi almış bireyler, birbirlerini çok yönlü olarak tanıyabilecek ve değerlendirme yapabileceklerdir. Bireyler evlilik yaşamında kendilerini nelerin beklediğini bilmiş olacaklar, hazırlıklı olacaklar ve eşlerin sorunlar karşısında çözüm bulmaları kolaylaşacaktır. Çiftler evliliğe daha gerçekçi beklentilerle başlayacak ve evlilik daha sağlam temeller üzerine kurulmuş olacaktır. Bireylerin kişilikleri değerlendirilerek, evliliklerinde hangi alanlarda sorun yaşayabilecekleri konusunda bilgi sahibi olmaları sağlanacaktır. Problem yaşandığında nasıl davranmaları gerektiği konusunda çiftlerin bilgi ve beceri sahibi olmaları sağlanacaktır. Henüz çocukları doğmadan eşler arası ilişkinin güçlenmesi sağlanacaktır. Yeni evlilik ve ebeveynlik dönemlerinde karşılaşılacak muhtemel bir sorun karşısında çiftler nasıl davranmaları gerektiğini bilecek ve yapılabilecek yanlışlıklar en az düzeye inmiş olacaktır.
Evlenmek üzere nikâh başvurusu yapan yetişkinlere dağıtılmak üzere, evlilik öncesi eğitim programlarının tanıtımına ve amacına yönelik broşürler hazırlanabilir. Aile toplumun temelidir. Ve ailede yaşanan sorun toplumsal bir sorundur. Toplumsal sorunlarımıza önce devlet sonra da bu toplumun bir üyesi olan her ferdi duyarlı olmaya davet ediyorum…
(Kaynak kullanılmıştır)





Yorumlar kapalı.