Mete Tümerkan

Masaya oturmak için zemin yok





Kıbrıs konusunda yıllarca “Uzlaşmaz taraf olmayalım.” mottosunu savunarak politika yapanların sayısı epeyce bir fazladır.

Bunu savunanlara göre, müzakere masasından kaçmak dünyanın en kötü şeyi.

Rum tarafı 2004 Annan Planı referandumunda dünya ile uyumlu hareket etmek yerine planı reddetmeyi tercih etti ve buna herkesin saygı duymasını istedi.

Rumlar 2017’de ise Crans Montana’da masayı devirip tarihi Kıbrıs Konferansı’nın başarısızlıkla sonuçlanmasına neden oldu.

Bunlardan öncekileri saymıyorum.

Rumların masayı devirmelerindeki temel neden Kıbrıs Türk tarafının siyasi eşitliğini kabul edememeleridir.

Kıbrıs Cumhuriyeti’ni yıkarken de nedenleri bu idi.

Yani onlara göre Kıbrıs Türk tarafı onlarla eşit değildir.

Rum tarafı masadan kaçtı ya da planı reddetti diye bir zarar görmedi.

Hatta AB üyesi yapılarak ödüllendirildi.

Şimdi Kıbrıs sorununun çözümü için ortak bir zemin olmadığı gerçeği ile karşı karşıya olduğumuz bir dönemdeyiz.

Bunu buraya not edelim ve bir parantez açalım.

Müzakere masasına oturmak ve nasıl oturacağını belirlemek de aslında bir nevi müzakere etmektir.

Sonuç alınmayacak masalara oturmanın bir anlamı yoktur.

Önemli olan sonuç odaklı bir müzakere süreci kurgulayabilmek ve ona göre masaya oturmaktır.

Bunun için de müzakere yaparsınız. İstek ve şartlarınızı ortaya koyarsınız.

Kurucu Cumhurbaşkanı Merhum Rauf R. Denktaş hep müzakere masasına hangi koşullarda oturulacağını müzakere etmenin önemine vurgu yapardı.

Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye, Crans Montana’da Kıbrıs Konferansı devam ederken bunun federal çözüm çabaları için son fırsat olduğunu defalarca vurgulamıştı.

Rum tarafı 2017 yılında Crans Montana’da masayı devirdi.

Federal çözüm arayışlarındaki son fırsat penceresi de böylece kapanmış oldu.

Türk tarafı Rum liderliğinin masayı devirdiği gece bir daha federal çözüm müzakeresi için masaya oturmayacağını açıkladı.

Ondan sonra da Kıbrıs Türk tarafının egemen eşitlik ve eşit uluslararası temsiliyeti kabul edilmeden müzakere masasına dönülmeyeceği dünyaya deklare edildi.

Durum bu kadar net.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres göreve başladığı gün Kıbrıs meselesinin gerçekleri ile yüzleşmişti.    Dönemin Rum Lideri Anastasiadis’in masadan kalkıp gidişini Guterres şaşkınla izlemişti.

2021 yılında Guterres tarafları 5+1 formatında  gayri resmi bir görüşmede  İsviçre’de bir kez daha bir araya getirdi. Guterres bu toplantıda taraflar arasında Kıbrıs meselesinin çözümüne dönük ortak bir zemin olmadığı tespitini yaptı ve Kıbrıs defterini kapattı.

Burada açtığımız parantezi kapatarak yazıya devam edelim.

Şimdilerde Genel Sekreter Guterres’in Kişisel Özel Temsilcisi Holguin, 2021’den bu yana tarafların pozisyonunda bir değişiklik olup olmadığı tespitini yapmak üzere yüklendiği misyonun dışına çıktı.

Misyonunun gereğini yapmak yerine ortak bir zemin olmadan tarafları bir masa etrafında buluşturma gayreti içerisine girdi.

Sanki de kendisine böyle bir misyon verilmiş gibi.

Bir de bu yönde Türk tarafının masaya oturmak istemediği algısını yaratma uğraşı içine girdi.

Kimse kusura bakmamalıdır. Kıbrıs Türk tarafının öyle boş işlerle kaybedecek zamanı yoktur.

Müzakere masasının 2017 Crans Montana sonrasında nasıl yeniden kurulabileceğinin şartları ortaya konulmuştur.

Sırf algı yaratmak ve Rum tarafının ekmeğine yağ sürmek için müzakere masasına oturulmaz.

50 yılı aşkın bir süredir sonuç alınamayan ve bir kısır döngüye dönen federal çözüm arayışlarının soruna çözüm getirmediği gün gibi ortadadır.

Masaya oturmak için zemin yok

Yorumlar kapalı.