Başbakan, Sn. Menderes, sözlerine devamla, şöyle dedi:
* * *
“Kıbrıs Türklerinin, ecnebi unsurların idaresine girmesine ve böylece Trakya Türkleri gibi ezilmesine hiçbir vakit razı olmayacağız.
Türkiye Hükümeti, 120 bin Kıbrıs Türkü ile beraberdir.”
* * *
Grivas:
“Daha silah gönderin…”
Başbakan Sn. Menderes’in, ‘‘Türkiye Hükümeti, 120 bin Kıbrıs Türkü ile beraberdir’’dediği bu basın toplantısından beş gün sonra, Kıbrıs’ta, EOKA terör örgütü lideri Albay Grivas ise üç yıldır döktükleri kanı az bulduğunu belirtiyor ve adaya yeni silahların getirilmesi için en güvendiği adamlarından biri olan Azinas’ı Mısır’a gönderiyordu…
Grivas, anılarını yazdığı günlüğünde, 30 Ocak 1957 tarihi için şunları aktarır:
* * *
“Ocak 1957’de, mücadelenin üçüncü yılına girdik.
Yeni EOKA’cılar saflarımıza katılmaktadır.
Savaş ihtiyaçlarımız çoğalmaktadır.
Düşman, bazı silahlarımızı da meydana çıkardığı için daima eksik malzeme ile çarpışıyorduk. Bu nedenle Azinas’a yeni bir mektup göndererek, gerek uçakla atılmak, gerekse gemilerle denize indirmek suretiyle daha silah gönderilmesini istedim. Azinas’a,
– Tez karar alınız, çünkü bugüne kadar hiçbir şeyi halledemedik’ dedim.
Bunun üzerine Azinas, silah bulmak için Mısır’a gitti. ”
* * *
Grivas’ın anılarının bütünü okunduğu zaman, 3-5 yıl içerisinde Kıbrıs’a nerelerden, nasıl ve ne kadar çok silah aktığının belgeleri de, ortaya çıkar…
Grivas, sahip olduğu patlayıcılara, saatli bombalara, otomatik tüfek ve tabancalara ek, yüz binlerce kurşuna rağmen memnuniyetsizliğini dile getirir ve ‘‘hâlâ hiçbir şey halledemedik’’ derken, EOKA’ya karşı oluşturulan Türk direniş örgütlerinin ellerindeyse birkaç av tüfeği, ikinci dünya savaşından kalma ve mermileri bile olmayan birkaç tabanca ile daha çok kendilerinin su borularından yaparak içerisine kara barut sıkıştırdıkları sözde bombalarının ötesinde, gerçekten, hiçbir ateşli silahları yoktu…
Sn. Menderes ve Sn. Zorlu’nun
Demeçleri…
Kıbrıslı Türkler, EOKA’nın silahları karşısında böylesine güçsüz, zayıf ve çaresiz olmalarına karşın var oluş mücadelelerinde direnişten vazgeçmiyor, ucunda, kendi kendiyle dalga geçmek gerçeği bile olsa, kendi silahlarını kendileri yapma çabasında morallerini ayakta tutmaya çalışıyorlardı…
Bu arada; Başbakan Sn. Adnan Menderes ile Dışişleri Bakanı Sn. Fatin Rüştü Zorlu da sürekli olarak yabancı basın mensuplarıyla bir araya geliyor, Kıbrıs’a ilişkin soruları, Menderes Hükümetinin resmi görüşleri olarak çok net yanıtlarla ortaya koyuyorlardı.
İşte, Başbakan Sn. Adnan Menderes’in söyledikleri (41):
* * *
“Türkiye, mantıki bir hal çaresi olarak Adanın Türkiye ile Yunanistan arasında taksimine taraftardır. Ada nüfusunun beşte dördünü teşkil eden Kıbrıslı Rumlar, Yunanistan ile birleşmeyi temin için bu stratejik İngiliz Üssü’nde çetecilik faaliyetlerinde bulunmaktadırlar.
Türkiye ve adadaki 120 bin Türk, buna muhalefet etmektedir.
Davamızın haklı olduğuna eminiz.
Menfaatlerimiz aşikârdır.
Yunanlılar ne istiyorlar?
120 bin Türk’ü esarete mi mahkûm etmek istiyorlar?
Türklerin kendi mukadderatlarını bizzat kendilerinin tayin etmeye hakları yok mudur?
Yunanlılar, Self-Determinasyonu yalnız adadaki Rum camiası için istemektedirler. Yunanlılar, arzu ettikleri muameleyi tatbik maksadıyla Adadaki Türk Halkını ellerinde tutmak istemektedirler.
Yunanistan, Kıbrıs’a adam ve silâh göndermek suretiyle, Adada tedhişçilik yaratmıştır. Bu, milletlerarası bir skandaldır.
Kıbrıs meselesinin, hâlâ, dostane bir şekilde halledilebileceğini ümit etmekteyiz. Biz, elimizden gelen her şeyi yaptık. Öte tarafı Yunanistan’a aittir.”
* * *
Ve… Dışişleri Bakanı Sn. Fatin Rüştü Zorlu’nun bir gazetecinin “Kıbrıs Meselesi’nde Türkiye’nin görüşünü izah edebilir misiniz?” sorusuna verdiği yanıt (42):
* * *
“Kıbrıs Meselesi, Türkiye için hayati önemde bir davadır. Ada, jeofizik ve jeopolitik bakımından Türk Anavatanı olan Anadolu’nun ayrılmaz bir parçasıdır. Ada, dün olduğu gibi bugün ve yarın da, Türkiye’nin herhangi bir tecavüz karşısında beslenebileceği yegâne limanlar olan Cenup Limanları’na hâkim bulunmaktadır. Bu nedenle Türkiye’nin Ada ile alâkası, bu esaslara göre göz önünde tutulur.
1) Türk anavatanının emniyet ve müdafaası,
2) Adadaki 120 bin Türkün bekası.
Bu esaslar göz önünde tutulursa, hiçbir devletin Adaya alâkası, gerek mazi, gerek hal ve gerekse istikbal bakımından Türkiye’ninki kadar devamlı ve hayati ehemmiyete haiz olamaz.
– Adanın bugünkü durumu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bugün Adanın en mühim davası, hiç şüphesiz, orada sulh ve sükun içinde yaşamayı imkânsız hale getiren ve mevcut iki cemaat arasında, bir arada, sulh içinde yaşamayı her gün biraz daha güçleştiren ve hariçten teşvik ve idare edilmekte olan terörizmin ve propaganda neşriyatının durdurulmasıdır.”
* * *
Cumartesi günkü köşe yazımızda, devam etmek üzere.
Dipnotlar:
41) Hasan Demirağ, Kıbrıs, Onlar ve Biz (2) 1957, Ada-M Basın Yayın Ltd, Birinci Basım, Ekim 2000, s. 34.
42) a.g.e. s. 45.





Yorumlar kapalı.