No Country for Old Men veya Türkçe vizyon adıyla ‘İhtiyarlara Yer Yok’, Joel ve Ethan Coen biraderlerin yazıp yönettiği bir suç/gerilim filmidir.
Gerçi Oscar yarışmasından dört ödülle çıkan filmin ‘insanı en çok geren’ unsuru, Anton Chigurh rolündeki ‘baş antagonist’ Javier Bardem’in saç stili olsa da ve olay örgüsü aslında daha ziyade suç temelli kayda geçse de film, “Telsizim, onların (suçluların) kullandığı telsizlerin frekansını yakalayamıyor” repliğinde, kasabanın ‘ihtiyarlamaya başlayan’şerifi özelinde yapılan göndermeyle, aslında yaşanan hızlı değişimin en ciddi mağdurunun ‘yaşlananlar’ olduğuna da gönderme yapıyor.
Bütün gençliğim ‘öğrenciye ev verilmediği’ zamanlarda göçebe hayatı sürmekle geçti. Orta yaş dönemim de ‘Afrikalılar başta olmak üzere sadece öğrenciye’ ev kiralanan dönemlerde geçecek gibi. Bir 10-15 yıl sonra da herhalde ‘daha fazla acı çekmeyeyim’ diye vuracaklar.
KKTC serbest piyasalarında sterlin/TL paritesi 23 TL’ye koşarken, ev sahibimiz de oturduğumuz eve müşteri aramaya başladı.
Aynen ruhban sınıfı mensupları gibi sermayenin üretim ve dolaşımındaki ‘hiçbir sürece katılmayan’ yani daha Türkçe konuşursak ‘hiçbir iş yapmayan’ fakat pastayı dilim dilim götüren ve ortadan kalkmaları durumunda insanlığın hiçbir şey kaybetmeyeceği emlakçı beyefendinin, yanıltıcı bilgiler eşliğinde ve “10 bin TL’ye kiralanır” nidalarıyla komisyon taklaları atmaya başladığını öğrendiğim andan itibaren hem ev fiyatlarını hem de konut kredilerini inceliyorum.
Aslında gayrimenkul fiyatları, dünya ölçeğinde değerlendirildiğinde uçuk sayılamaz fakat TL, Ağustos 2018’den bu yana öylesine değer yitirdi ki emek gücünün karşılığını ‘pul’ bazında alan benim gibi birisinin parayla satılan bir şeye sahip olabileceğini düşünmek, Yunanistan’ın KKTC’yi tanıyabileceğini ummak kadar absürt.
“Mortgage sistemi getirin” dedik, “Ülkemizde o kadar uzun vadeli iş güvencesi yok” dediler. “Sosyal konut projesi yapın” dedik, sanki TheWire dizisi evreninde yaşıyormuşuz gibi “Gettolar oluşur” dediler. “Dövizle kiralanan evlerdeki stopajı ‘caydırıcı’ seviyeye getirin” dedik, dalga geçer gibi “Sterlini şu kadara sabitledik” dediler; ev sahipleri kiracılarına “O kadardan sterlin al, bana getir” dedi, Bankalar Birliği de “O kadardan sterlin satışımız yoktur” diye açıklama yaptı. Başına ‘Kıbrıs Türk’ ibaresi aldığı ve ‘memleketin iktidar partisi kadar’ siyasi yaptırım gücüne sahip olduğu halde ‘inanılmaz kaliteli’ malzemelerle üç kuruşa mal ettiği evleri zengin yabancılara ‘itelemekten’ gayrı derdi olmayan muhterem müteahhitlerimize hiç girmiyorum zira kendilerinin ‘TL kazanıp sterlin üzerinden ev alamayan emekçiler’ gibi bir derdi zaten ‘birkaç milyon yıldır’ yok.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) ise dün, yılın 11. Para Politikası Kurulu toplantısında politika faizinin yüzde 9’a indirilmesine karar verdi.
TCMB’nin dört senedir hemen bütün raporlarında vurguladığı “Tek haneli enflasyon hedefi” gerçekleşmese de şu enflasyonist ortamda ‘tek haneli faiz’ dönemini başlatmak da ‘başarı’ olsa gerek.
Bu ‘bidon’ gibi kafayla seyir halindeyken, önümdeki bir çocuk trafikte ‘gerçekten tehlikeli’ bir iş yaptı ve benden ‘çok sağlam’ bir azar işitti. Her ne kadar ‘korktuğum’ için yapsam da verdiğim tepki aslında epey abartılıydı. Çocuğun gözlerindeki korkuyu hâlâ unutamıyorum. Keşke tekrar karşılaşsak da ondan özür dileyebilsem. Kim bilir hangi işçinin evladıydı.
Bütün bunlar yaşanırken siyasilerimiz, bir meslek grubu hakkında ‘ramazan programları misali’ geçen senekilerin yayımlanması durumunda kimsenin hiçbir şey çakmayacağı ‘yürek yakan’ açıklamalar yapmakla, bir yerlere çelenk koymakla ve ‘Bilmem kimler derneği’ üyelerini kabullerinde “Bilmem kimler şöyle önemlidir, böyle değerlidir” kabilinden nutuk çekmekle meşguldü.
‘O kadar’ yaşlı olmasam da telsizim ‘onların’ kullandığı telsizlerin frekansını yakalayamıyor ey ahali…





Yorumlar kapalı.