Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Orta Doğu’da ‘İleri Karakolu’ diye bilinen İsrail, önceki akşam Lübnan’ın başkenti Beyrut’u vurdu. Hedef, Hizbullah’ın iki numaralı ismi Fuad Şükrü idi. Önceki akşam da İran’ın başkenti Tahran’da Hamas Lideri İsmail Haniye’ye düzenlediği suikastte onu da ortadan kaldırdı. Haniye’ye suikast, İran’ın yeni seçilen lideri Mesud Pezeşkiyan’ın görevi teslim alma töreninde hazır bulunmak üzere gittiği başkent Tahran’da gerçekleştirildi.
İsrail, elde ettiği istihbarat çerçevesinde iki önemli ismi hayattan kopardı. Daha önce Haniye’nin ailesi de bir bombardıman sonucu Beyrut’ta öldürülmüştü. İsrail’in mesajı, “Hangi deliğe girerseniz girin, biz gene bulur ve operasyonumuzu gerçekleştiririz” şeklindedir. Bu gibi operasyonlarda istihbarat çok önemlidir. Esas amaç da Hamas ve Hizbullah’ta moral çöküntüsü yaratmaktır. Aynı zamanda İran’a ve bazı ülkelere mesaj vermektir.
İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, ABD Kongresi’nde gerçekleri çarpıtarak konuşur ve alkışlanırken, “Biz aynı zamanda bölgede Amerikan çıkarlarını da koruyoruz” derken, daha da sertleşeceği bilinmiyor muydu? Ödüllendirilmesine karşılık suları daha da bulandıracağı tahmin edilmiyor muydu? Rum tarafının, AB, ABD ve diğerleri tarafından şımartıldığı gibi! Şımartılmış bir taraftan makul bir çözüme yaklaşım beklenebilir mi?
Dışişleri Bakanlığı bu durumu değerlendirirken, ABD ile Rum Yönetimi arasındaki askeri işbirliğinin KKTC’ye karşı tehdit unsuru olarak kullanılmak istendiğini ifade etti. Bakanlıktan yapılan açıklamada özetle şöyle denildi:
“ABD’den aldığı destekle birlikte saldırgan tavırlarını artırarak devam ettiren Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin ABD gibi bir ülkeden açık bir şekilde askeri destek alması, Kıbrıs meselesindeki hakimiyetçi zihniyetini devam ettirmesine neden olmaktadır. ABD ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasında askeri alanda yapılan bu işbirliğinin, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi tarafından ülkemize karşı bir tehdit unsuru olarak kullanılmak istendiği açıktır.
Bu durum karşısında, KKTC devleti olarak, Kıbrıs Türk halkının güvenliğini sağlamak amacıyla Anavatan Türkiye ile birlikte gereken her türlü adımı atmaktan imtina etmeyeceğimizi ifade etmek isteriz.”
Dışişleri’nin açıklaması gayet net ve uyarı niteliğinde…
Bu arada Lefke Avrupa Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Muhittin Tolga Özsağlam da bölgede Fransa ve ABD donanmalarının varlığına dikkat çekti, ‘Ada hedef yapılıyor’ dedi. Fransa ve ABD donanmalarına İngiltere’yi de eklemek lazım. İngiliz donanması da bölgede tatbikat yapıyor. Bundan amaç ne olabilir? İran’a veya vekaletçilerine gözdağı vermek midir, yoksa başka bir şey?
Gazze’de 40 bin kişinin öldürülmesine seyirci kalınması, görmezden gelinmesi büyük hedefler ve çıkarlar için bir anlam ifade etmeyebilir. Ancak bunlar her şeyden önce insandır. Savaşta yaralanan 80-90 bin kişi de insandır. Göçmen durumuna düşürülenler ha keza! Zamanında Kıbrıs Türkü de bunları yaşadığı için biliyoruz. Mültecilerin durumunu çok iyi anlıyoruz.
Bölgeyi yeniden şekillendirmek uğruna atılabilecek adımların bölge halklarına yeni kan ve gözyaşları akıttıracağı kuşkusuzdur. İşlerine geldi mi, demokrasiden, insan haklarından, uluslararası hukuktan söz eden, bunları dillerinden düşürmeyenlerin gerçek niyet ve amaçları Gazze’deki savaş nedeniyle bir kez daha ortaya çıkmış bulunuyor. Şimdi bölgedeki gerilimi düşürecek güç ve kabiliyete sahip olan ülkelerin böyle davranacaklarına, kazanın altına daha çok odun atanları frenleyeceklerine cesaretlendirmeleri hoş karşılanmamaktadır.
Kıbrıs Türk halkı olarak, çok hassas günlerden geçtiğimizin, suların durulacağına, daha da bulandırılacağının bilincindeyiz. Bu nedenle içimizdeki ufak tefek sorunları elbirliğiyle çözeceğimize, büyülterek zaman harcayacağımıza, biraz da dışa odaklanmalı ve Türkiye ile işbirliği içinde muhtemel olumsuz tehlikelere karşı uyanık olmalıyız.
Bu duygularla 1 Ağustos Toplumsal Direniş Bayramı’nı kutluyoruz.





Yorumlar kapalı.