Ziraatçiler Anlatıyor

Tarım Bakanlığı ve Halk Sağlığı





İnsan hekimliğinde son 30 – 40 yıl öncesine kadar tedavi edici hekimlik öncelikli bir uygulama idi. Bu uygulamada amaç hasta olan insanların ameliyat veya ilaç kullanarak tedavi edilmeleri idi. Bu görüşe bağlı olarak çok modern hastanenler ve birçok tıbbi alet ve cihazların geliştirilmesine çalışılmıştı. Çoğu hastalık tedavilerinde başarılar elde edilmesine rağmen hasta olan veya operasyon geçirip tedavi olan kişilerin eski sağlıklarına ve eski iş gücü kapasitelerine ulaşamadıkları görülmüştür. Tedavi masrafları ve iş gücü kayıpları hesaplandığı zaman tedavi edici hekimliğe göre koruyucu hekimliğin çok daha akılcı ve daha ucuza geldiği görülmüştür.
Sağlıkta amaç hasta olan insanların ameliyat veya ilaçla tedavi edilmeleri değil hasta olmalarının önlenmesidir. Günümüz sağlık hizmetlerinde koruyucu hekimlik/halk sağlığı öncelikli olmuştur. Dünya sağlık örgütünün önerileri/öngörüleri de bu doğrultudadır.
   İnsan ve hayvanların sağlığı yedikleri içtikleri, yaşam tarzları ve bulundukları çevre ile çok yakından ilgilidir. Ülkemizde insanların beslenmesi ve günlük tüketimlerinde olan tüm meyve ve sebzeler, tüm tahıl çeşitleri, baklagiller, kuru yemişler, süt ve süt ürünleri, et ve et ürünleri, her türlü deniz ürünleri,  bal, kanatlı hayvan ürünleri, meyve suları, bitkisel yağlar ve bu ürünlerin üretimine bağlı olarak kullanılan koruyucu maddeler, yapılan taklit ve tağşişler, her türlü üretimle oluşan çevre şartları, yer altı sularının temizliği ve zoonose hastalıklar Tarım Bakanlığı’nın görev sahası ve sorumluluk alanındadır. Bunların tümü en iyi şekilde yapılmadığı sürece halk sağlığının korunmasından bahsedilemez.
   Bu özet bilgilerden sonra görüleceği gibi Tarım Bakanlığına halk sağlığının korunmasında çok önemli görevler düşmektedir. Ülkemizde Tarım Bakanlığı’nın görev kapsamında olan ve ciddi sağlık sorunlarına neden olan konular aşağıda verilmiştir.
1-Zoonose (hayvanlardan insanlara geçen) hastalıklar:
   Dünya üzerinde 200’ün üzerinde zoonose hastalığın olduğu kabul edilmektedir. Yaşadığımız çağdaki hızlı ulaşım, yaygın insan hareketleri, çevre ve iklim şartlarında yaşanan olumsuzluklar zoonose hastalıkların daha kolay yayılması ve yeni çeşitlerin de gündeme gelmesine sebep olmaktadır.
Zoonos hastalıklar geniş bir yelpazeye sahiptirler ve sınıflandırıldıkları zaman, bakteriyel olanlar (%41,4), viral olanlar (%37,7), paraziter olanlar (%18,3) ve mantarı olanlar (%2)’dir.
Birçok zoonose hastalık vektör denilen canlılarla/taşıyıcılarla hayvanlardan insanlara taşınır. Vektörler; sinekler, keneler, kemiriciler veya bunların taşıdığı ikincil hayvanlardır.  Örneğin köpek, kedi ve fareler üzerinde bulunan pire ve keneler buna örnek olabilir.
Ülkeler arası ulaşımın kolay olması zoonotik hastalıkların taşınmasını kolaylaştırmakta, zika virüsü, Batı Nil virüsü,  MERS CoV gibi birçok hastalığın birçok ülkede görülmesine yol açtığı gibi yeni tanımlanan kenelerle bulaşan Lyme hastalığı ve Kırım Kongo kanamalı ateşi farkında olmamız gereken zoonotikler içerisinde yer almaktadır. Kuş gribi hastalığı kuşların mevsimsel göçleri ile her yıl değişik ülkelerde ortaya çıkmaktadır.
Her yıl 2,5 milyar insan zoonotik hastalığa yakalanmakta ve bunların 2.7 milyonu ölmektedir. Zoonotik hastalıklar insanlara en fazla gıda, su, vektörler (taşıyıcılar) ve temas aracılığı ile bulaşır.
Ülkemizde en sık görülenler Bruselloz, salmonelloz,  kampilobakter, Ekinokok (kisthidatik), toksoplazmoz, Salmonella, Leichmaniasis, gibi bilinenlerin dışında gıda zehirlenmeleri de yaygın olarak görülmektedir.  Ayrıca başka ülkelerde görülen ve ülkemize de gelme ihtimali olan zoonoz hastalıklar gündeme gelecektir.
Zoonose hastalıklar konusunda Tarım Bakanlığı’nın büyük sorumluluğu bulunmaktadır. Zoonose hastalıkların eradikasyonu konusunda çalışmalar daha kapsamlı ve sürekli olarak yapılması gereklidir. Ayrıca ithalat ve karantina konularında daha hassas çalışılması gereklidir. Bunun için de veteriner dairesi personel ve laboratuvar alt yapılarının güçlendirilmesi gerekmektedir.

2-Mikotoksinler:
   İnsan ve hayvan sağlığı açısından çok önemli olan mikotoksinler bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de yaygın olarak bulunmaktadır. Mikotoksinler bazı küfler/mantarlar tarafından üretilen toksik(zehirli) metabolizma ürünleridir. Mikotoksin üreten küfler arasında önemli olan Aspergillus, Penicillium ve Fusarium yer almaktadır.
Değişik küfler değişik mikotoksinler üretirler, bu güne kadar 400’den fazla mikotoksin tanımlanmıştır ve bunlar içinde 20 mikotoksinin insan ve hayvanlar için yüksek toksisiteye sahip olduğu açıklanmıştır.
Mikotoksinlerin en çok görüldüğü gıdalar;  kuru yemişler, yer fıstığı, baharatlar, susam, tütün, tahıllar, baklagiller, soya, mısır, kuru meyveler, kuru incir, Karaciğer, yumurta, et ve et ürünleri, süt ve süt ürünleri vb. ürünlerdir.  Ülkemizde hayvan yemi olarak kullanılan ve uygun şartlarda yapılmayan veya muhafaza edilmeyen “Sano,  paket ve özellikle gömme sılaj” larda yaygın olarak bulunmaktadır. Ayni şekilde mısır, soya, küspeler, buğday ve arpa da riskli yem ham maddeleridir.
Mikotoksinler insan ve hayvanlara iki şekilde bulaşmaktadır.
1-Primer bulaşma (mikotoksikoz): İnsan ve hayvanların solunum yolu ile Küf oluşmuş ürünlerden küf sporlarının alınması, deri ile teması veya toksin içeren gıda veya yemlerin direk tüketimi ile olmaktadır.
2-Sekonder bulaşma (mikotoksikoz): Toksinli yemlerin hayvanlar tarafından yenmesi ile bu toksinlerin ete ve süte geçmesi ve bu tür et ve et ürünleri, süt ve süt ürünlerini tüketen insanlara bulaşması ile olmaktadır.
En sık rastlanan mikotoksinler; Aflatoksinler, Okratoksin, Fumonisin, Trikotesenler, Zeaeralenon, deoksinivalenol,  Patulin, Sitrinin, Ergotalkaloidleri ve Rubratoksin’dir.
Moleküler yapıları çok değişik olan mikotoksinlerin insan ve hayvan sağlığı üzerine etkileri de değişiklik göstermektedir. Toksisitelerine göre bağışıklık sistemini baskılama, Karsinojenik (kanser yapıcı), Mutajenik (canlıların DNA veya RNA moleküler yapısını bozma), Tetratojenik (gebelikte anne karnındaki yavruda bozukluklar yapma.) gibi sağlık sorunlarına sebep olmaktadırlar.
Aflatoksinin değişik suşları (çeşitleri) vardır. İnsanlara karşı akut toksikolojik etkileri vardır. AFM1 kanserojen (kanser yapma) özelliktedir, sütte bulunan aflatoksin miktarı Kaynatma, sterilizasyon veya pastörizasyonla azalmamakta etkileri devam etmektedir.  Çeşitli süt ürünleri ve peynir üretimi esnasında afla toksin ve diğer mikotoksinler kazeine(süt proteini) bağlanarak konsantre hale gelir. Bu tür süt ve süt ürünlerinin tüketimi de insan sağlığına olumsuz etkileri olmaktadır. Sütten kremanın ayrılması işleminde süt yağına afala toksin en çok %10 oranında geçer, geri kalan kısmı süt proteinine (kazein) bağlanır ve süt ürünlerine geçer. Kreması alınmayan sütlerde afla toksinin tümü sütte kalır.
Mikotoksinlerden korunmak için son zamanlarda yemlerde toksin bağlayıcıları kullanılmaya başlanmıştır. Fakat toksin bağlayıcıların etkinliği birçok faktöre bağlı olarak değişebildiği gibi, hiç birisinin tek başına her türlü mikotoksine karşı tesirli olmadığı da bilinmektedir. Mikotoksin içeren yemler, toksin bağlayıcılara güvenilerek hayvanların tüketimine sunulmamalıdır.  Birçok ülkede toksin bağlayıcı kullanımının yasaklandığı ya da sınırlandırılmış olduğu unutulmamalıdır.
Aflatoksinler insanlarda karaciğerde akut nekroz, siroz ve karaciğer kanserine neden olurlar. Özellikle afla toksin B1, kuvvetli bir kanserojendir ve etkisini karaciğerde gösterir. Aflatoksin seviyesinin yüksek olmasının pek çok zararlı etkileri bulunmakla birlikte, düşük olması da tehlikeyi azaltan bir faktör değildir.
Bu konuda Tarım Bakanlığının büyük sorumlulukları bulunmaktadır. Yerli ve ithal yem maddelerinin tümü Tarım Bakanlığının denetimi ve sorumluluğundadır. Bu konuda İthalatlarda sadece sağlık sertifikalarına bakılması yeterli değildir, girişlerde yapılacak çoklu analizler yanında depolama süresince rutin olarak kontrollerin yapılması gereklidir. Ayrıca ithal yem ham maddelerinin protein değerlerinin de kontrol edilmesi gereklidir. Hayvancılar Tarım Bakanlığı denetimlerine güvenerek tedarikçilerde buldukları yem ham maddelerini alıp hayvanlarını beslemektedirler ve buna bağlı olarak sorunlar yaşamaktadırlar. Sütlerinde afla toksin çıkan üreticilerin sütleri afla toksinli diye dökülmektedir. Afla toksinli sütler dökülerek tedbir alınmaya çalışılıyor, ayni mandıradan kesime giden hayvan etleri ne oluyor?
Mikotoksinlerin önlenmesi için Tarım Bakanlığı sıkı denetimler yapmalı, ithal yem ham maddeleri ülke girişinde ve depolanma sürelerince rutin olarak denetlenmeli, bunun için de bakanlığa bağlı bir laboratuvarın geliştirilmesi, süt kurumu Laboratuvarının daha kapsamlı süt analizleri yapabilecek duruma getirilmeli, Veteriner dairesi laboratuvarının da geniş kapsamlı et ve sütte mikotoksin analizleri konusunda güncel hale getirilmesi gereklidir.
Tarım Bakanlığı bu konulardaki yatırımlardan kaçınmamalı veya ertelememeli, bu konular İnsan ve hayvan sağlığını için çok önemli olması yanında ihraç ürünlerini de zaman içerisinde engelleyecek bir konudur. Bu nedenle personel ve laboratuvar alt yapılarını geliştirmesi gereklidir
(Devam edecek)

 

Kamil AKTOLGALI
Veteriner Hekim
Veteriner Dairesi Emekli Müdürü

Tarım Bakanlığı ve Halk Sağlığı
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.