İletişim bir beceri olarak görüldüğünde, insanoğlunun doğuştan getirdiği anlama ve anlatma becerilerinden söz etmek gerekir. İnsanoğlunun anlatacakları vardır ki bunlar onun taşıdığı mesajlardır.
Bu mesajları başkalarına çeşitli yollarla aktarabilmektedir. Ayrıca başka kaynaklardan gelen mesajları, iletileri alma, anlamlandırma becerisine sahiptir. Bir beceri olarak kabul edildiğinde iletişim, bir mesaja sahip olma, onu aktarabilme ve başka kaynaklardan gelen mesajları anlamlandırabilme yetisi olarak tanımlanabilir. İnsanın yaşamını tek başına sürdürmedeki zorluğu dikkate alındığında paylaşım isteği içinde olduğu görülmektedir. Duygularını, düşüncelerini ve bilgilerini paylaşma isteği insanın doğasının bir gereği olarak ortaya çıkmaktadır. İnsanlar karşılıklı etkileşim süreci içine girerek, doğalarının gereği olan bu paylaşımları yaşarlar. Bir anlamda bu paylaşımlardan yoksunluk, insan doğasına aykırı bir durum olduğundan, önemli sorunların çıkmasına neden olmaktadır. Bu nedenle, sağlıklı bir birey için bu paylaşımın en etkili şekilde oluşması beklenmektedir. Geniş anlamıyla iletişim, herhangi bir bilginin paylaşılması eylemi olarak tanımlanmaktadır. Ancak burada “bilgi” sözcüğüne yüklenen anlam, basit malumat ve verilerin paylaşımı şeklinde anlaşılırsa, iletişim kavramı oldukça sınırlandırılmış olur. Aksine burada “bilgi paylaşmak” kavramıyla duyguların, fikirlerin, malumatların paylaşılması kastedilmektedir.
İnsanoğlu -doğası gereği- çevresini etkilemek ve çevresinden etkilenmek özelliğine sahiptir. Bireyde karşılaştığı varlıklardan etkilenme duyarlılığı gelişmiştir. Bireyin, iletişim kurarak bu etkilenme ve etkileme sürecini istenen hedefe yöneltmesi mümkündür. Bu süreçte karşılıklı olarak iki birey arasında bir etkilenim gerçekleşir ki buna etkileşim adı verilebilir. Etkileşimin istenen sonucu doğurabilmesi bu süreçte yer alan bireylerin karşılıklı güven, duyarlılık ve anlayışına bağlıdır. Etkileşim karşılıklı bir etkilenme olarak kabul edilebilir. İki veya daha fazla kişinin etkilenime girmesiyle meydana gelen davranış değişikliği etkileşim olarak tanımlanmaktadır. Sosyal etkileşimin gerçekleşmesi bu anlamda birden fazla kişinin varlığı ile bunların niyet, istek ve duyarlığına bağlıdır.
Etkileşim; sosyal yaşamın mahiyetini, kalitesini, yönünü büyük oranda belirleyen ve sosyal yaşamın kalitesinin en önemli belirleyicisidir. Bireyleri arasında etkilenmenin sınırlı olması gettolaşma, gruplaşma ve sosyal bölünmelere neden olur. Oysa birbiriyle etkileşime geçene bireyler, karşılıklı olarak birbirlerinden etkilenerek ortak yaşam alanları oluşturmaya başlar ve birbirlerini kabul etme ihtimalleri fazlalaşır. Sosyal yabancılaşmanın temelinde, toplumu oluşturan fertler arasındaki etkileşimin sınırlanmış olmasının yattığı söylenebilir. Başkalarıyla etkileşime geçmeyen birey, bir süre sonra ortak yaşama alanlarını yitirir ve sosyal guruba yabancılık hissetmeye başlar. Bu durum uzun süre devam ettiğinde, süreç bireyin sosyal guruptan tamamen kopmasıyla sonuçlanır. Aileler, birbirlerinden etkilenme düzeyi çok yüksek olan bireylerin oluşturulduğu bir sosyal topluluk olarak hayatiyetini, aile içi etkileşimin düzeyine bağlı olarak devam ettirir. Aile içi iletişim sınırlandığında etkileşim de azalmakta, buna bağlı olarak aile fertlerinin birbirlerine ilişkin duyguları, algıları farklılaşmaktadır. Uzaklaşma sürecinin aile bağlarını önemli oranda etkilediği bilinmektedir. Bu nedenle sağlıklı bir aile yaşamı için, güçlü bir iletişim ağı ve buna dayalı etkili bir etkileşim süreci hedeflenmektedir.
Aile yaşamında uyum ve çatışmaların bir arada yaşanması olasıdır. Ancak çatışmaların aza indirgenmesinin yegâne yolu, aile üyeleri arasında açık iletişim kurmak ve etkilenim sürecini başlatmaktır. Aile içi ilişkilerin düzenlenmesinde iletişim, uyumun sağlanması ve çatışmanın çözüme ulaştırılabilmesi için yegâne çözüm yoludur.
Aile, sosyal yaşamda etkileşimin en yoğun yaşandığı ve etkileşime en çok ihtiyaç duyulan topluluktur. Aile hayatının devamı bu etkileşimin niteliğine bağlıdır. Aynı fizikî mekânı paylaşarak oluşturulmuş bir topluluk olmakla birlikte, etkileşim için fizikî mekân varlığı yeterli değildir. Aile içi paylaşım ve etkilenimin en üst düzeyde olması ve etkileşimin çok güçlü olması gerekir. Bunu sağlamak için aile bireylerinde bulunması gereken bazı becerilerin olması gerekmektedir: Etkin dinleme becerisi, düzgün konuşma becerisi, soru sorma becerisi, empati gibi becerilere sahip olmayı gerektirir…
Evlerde yalnızca bir televizyonun olduğu yıllarda yapılan bir araştırmada TV’nin bozulduğu zamanlar için aile bireyleri “Korkunçtu. Hiçbir şey yapmadık. Kocam ve ben konuşarak vakit geçirmeye çalıştık”, “Çocuklarımı değişik oyunlarla oyalamaya çalıştım ama imkânsızdı. TV onların da bir parçası olmuştu” gibi çarpıcı açıklamalar yapmışlar. Eğer bir aile boş zamanının aslan payını televizyon seyretmeye ayırıyorsa, bu ailenin boş zamanlarını yeni bir etkinliğe bağlı olacak şekilde yeniden düzenlemesi gerçekten kolay değil. Bu yüzden de, araştırmalar için bir hafta ya da bir aylığına televizyon seyretmeyi bırakmaya gönüllü ailelerin pek çoğu, bu yokluk dönemini tamamlamayı başaramamış. Çoğu kişi için ilk 3-4 gün en kötüsüymüş. Hatta çok az televizyon izlenen, başka etkinliklerin de sıklıkla yaşandığı evlerde bile. Bu ilk birkaç gün boyunca tüm ev işlerinin yarısından çoğunun düzeni bozulmuş, aksamış. Aile bireyleri televizyon izlemekten boşalan bu yeni zaman diliminde ne yapacaklarını şaşırmışlar ve ancak ikinci haftada bu duruma alışmaya başlamışlar. Aslında araştırmacıların söylediği, televizyon seyretmeyi tümüyle bırakmak gerektiği değil. Asıl sorun, çok fazla ve uzun süreli seyirle birlikte geliyor. Ancak, bir kişinin medya alışkanlıkları üzerinde kontrol sağlayabilmek, bugün daha önce olmadığı kadar cesaret gerektiriyor. TV setleri her yere yayılmış durumda ve bu küçük ekranlar -ki aslında artık dev boyutluları tercih ediliyor- kişilerin hayatının geri kalanının kalitesiyle, niteliğiyle pek ilgilenmiyorlar. Televizyon, kolay yoldan rahatlama ve kaçış için sınırlı dozlarda yararlı olabilir belki; ama bu alışkanlık yeni şeyler öğrenme, aktif yaşam sürme gibi isteklere karışmaya başladığında, bir çeşit bağımlılık oluşturmaya başlıyor ve ciddi bir şekilde ele alınması gerekiyor…
İletişim bir beceri olarak görüldüğünde, insanoğlunun doğuştan getirdiği anlama ve anlatma becerilerinden söz etmek gerekir. İnsanoğlunun anlatacakları vardır ki bunlar onun taşıdığı mesajlardır.
Bu mesajları başkalarına çeşitli yollarla aktarabilmektedir. Ayrıca başka kaynaklardan gelen mesajları, iletileri alma, anlamlandırma becerisine sahiptir. Bir beceri olarak kabul edildiğinde iletişim, bir mesaja sahip olma, onu aktarabilme ve başka kaynaklardan gelen mesajları anlamlandırabilme yetisi olarak tanımlanabilir. İnsanın yaşamını tek başına sürdürmedeki zorluğu dikkate alındığında paylaşım isteği içinde olduğu görülmektedir. Duygularını, düşüncelerini ve bilgilerini paylaşma isteği insanın doğasının bir gereği olarak ortaya çıkmaktadır. İnsanlar karşılıklı etkileşim süreci içine girerek, doğalarının gereği olan bu paylaşımları yaşarlar. Bir anlamda bu paylaşımlardan yoksunluk, insan doğasına aykırı bir durum olduğundan, önemli sorunların çıkmasına neden olmaktadır. Bu nedenle, sağlıklı bir birey için bu paylaşımın en etkili şekilde oluşması beklenmektedir. Geniş anlamıyla iletişim, herhangi bir bilginin paylaşılması eylemi olarak tanımlanmaktadır. Ancak burada “bilgi” sözcüğüne yüklenen anlam, basit malumat ve verilerin paylaşımı şeklinde anlaşılırsa, iletişim kavramı oldukça sınırlandırılmış olur. Aksine burada “bilgi paylaşmak” kavramıyla duyguların, fikirlerin, malumatların paylaşılması kastedilmektedir.
İnsanoğlu -doğası gereği- çevresini etkilemek ve çevresinden etkilenmek özelliğine sahiptir. Bireyde karşılaştığı varlıklardan etkilenme duyarlılığı gelişmiştir. Bireyin, iletişim kurarak bu etkilenme ve etkileme sürecini istenen hedefe yöneltmesi mümkündür. Bu süreçte karşılıklı olarak iki birey arasında bir etkilenim gerçekleşir ki buna etkileşim adı verilebilir. Etkileşimin istenen sonucu doğurabilmesi bu süreçte yer alan bireylerin karşılıklı güven, duyarlılık ve anlayışına bağlıdır. Etkileşim karşılıklı bir etkilenme olarak kabul edilebilir. İki veya daha fazla kişinin etkilenime girmesiyle meydana gelen davranış değişikliği etkileşim olarak tanımlanmaktadır. Sosyal etkileşimin gerçekleşmesi bu anlamda birden fazla kişinin varlığı ile bunların niyet, istek ve duyarlığına bağlıdır.

Etkileşim; sosyal yaşamın mahiyetini, kalitesini, yönünü büyük oranda belirleyen ve sosyal yaşamın kalitesinin en önemli belirleyicisidir. Bireyleri arasında etkilenmenin sınırlı olması gettolaşma, gruplaşma ve sosyal bölünmelere neden olur. Oysa birbiriyle etkileşime geçene bireyler, karşılıklı olarak birbirlerinden etkilenerek ortak yaşam alanları oluşturmaya başlar ve birbirlerini kabul etme ihtimalleri fazlalaşır. Sosyal yabancılaşmanın temelinde, toplumu oluşturan fertler arasındaki etkileşimin sınırlanmış olmasının yattığı söylenebilir. Başkalarıyla etkileşime geçmeyen birey, bir süre sonra ortak yaşama alanlarını yitirir ve sosyal guruba yabancılık hissetmeye başlar. Bu durum uzun süre devam ettiğinde, süreç bireyin sosyal guruptan tamamen kopmasıyla sonuçlanır. Aileler, birbirlerinden etkilenme düzeyi çok yüksek olan bireylerin oluşturulduğu bir sosyal topluluk olarak hayatiyetini, aile içi etkileşimin düzeyine bağlı olarak devam ettirir. Aile içi iletişim sınırlandığında etkileşim de azalmakta, buna bağlı olarak aile fertlerinin birbirlerine ilişkin duyguları, algıları farklılaşmaktadır. Uzaklaşma sürecinin aile bağlarını önemli oranda etkilediği bilinmektedir. Bu nedenle sağlıklı bir aile yaşamı için, güçlü bir iletişim ağı ve buna dayalı etkili bir etkileşim süreci hedeflenmektedir.
Aile yaşamında uyum ve çatışmaların bir arada yaşanması olasıdır. Ancak çatışmaların aza indirgenmesinin yegâne yolu, aile üyeleri arasında açık iletişim kurmak ve etkilenim sürecini başlatmaktır. Aile içi ilişkilerin düzenlenmesinde iletişim, uyumun sağlanması ve çatışmanın çözüme ulaştırılabilmesi için yegâne çözüm yoludur.
Aile, sosyal yaşamda etkileşimin en yoğun yaşandığı ve etkileşime en çok ihtiyaç duyulan topluluktur. Aile hayatının devamı bu etkileşimin niteliğine bağlıdır. Aynı fizikî mekânı paylaşarak oluşturulmuş bir topluluk olmakla birlikte, etkileşim için fizikî mekân varlığı yeterli değildir. Aile içi paylaşım ve etkilenimin en üst düzeyde olması ve etkileşimin çok güçlü olması gerekir. Bunu sağlamak için aile bireylerinde bulunması gereken bazı becerilerin olması gerekmektedir: Etkin dinleme becerisi, düzgün konuşma becerisi, soru sorma becerisi, empati gibi becerilere sahip olmayı gerektirir…
Evlerde yalnızca bir televizyonun olduğu yıllarda yapılan bir araştırmada TV’nin bozulduğu zamanlar için aile bireyleri “Korkunçtu. Hiçbir şey yapmadık. Kocam ve ben konuşarak vakit geçirmeye çalıştık”, “Çocuklarımı değişik oyunlarla oyalamaya çalıştım ama imkânsızdı. TV onların da bir parçası olmuştu” gibi çarpıcı açıklamalar yapmışlar. Eğer bir aile boş zamanının aslan payını televizyon seyretmeye ayırıyorsa, bu ailenin boş zamanlarını yeni bir etkinliğe bağlı olacak şekilde yeniden düzenlemesi gerçekten kolay değil. Bu yüzden de, araştırmalar için bir hafta ya da bir aylığına televizyon seyretmeyi bırakmaya gönüllü ailelerin pek çoğu, bu yokluk dönemini tamamlamayı başaramamış. Çoğu kişi için ilk 3-4 gün en kötüsüymüş. Hatta çok az televizyon izlenen, başka etkinliklerin de sıklıkla yaşandığı evlerde bile. Bu ilk birkaç gün boyunca tüm ev işlerinin yarısından çoğunun düzeni bozulmuş, aksamış. Aile bireyleri televizyon izlemekten boşalan bu yeni zaman diliminde ne yapacaklarını şaşırmışlar ve ancak ikinci haftada bu duruma alışmaya başlamışlar. Aslında araştırmacıların söylediği, televizyon seyretmeyi tümüyle bırakmak gerektiği değil. Asıl sorun, çok fazla ve uzun süreli seyirle birlikte geliyor. Ancak, bir kişinin medya alışkanlıkları üzerinde kontrol sağlayabilmek, bugün daha önce olmadığı kadar cesaret gerektiriyor. TV setleri her yere yayılmış durumda ve bu küçük ekranlar -ki aslında artık dev boyutluları tercih ediliyor- kişilerin hayatının geri kalanının kalitesiyle, niteliğiyle pek ilgilenmiyorlar. Televizyon, kolay yoldan rahatlama ve kaçış için sınırlı dozlarda yararlı olabilir belki; ama bu alışkanlık yeni şeyler öğrenme, aktif yaşam sürme gibi isteklere karışmaya başladığında, bir çeşit bağımlılık oluşturmaya başlıyor ve ciddi bir şekilde ele alınması gerekiyor…
(Kaynak kullanılmıştır)
Yorumlar kapalı.





Yorumlar kapalı.