Ali Çatal

Ben de oynayacağım





“Güney’deki maçı ‘yerinde’ izleyebileceğini biliyorsun değil mi? Artık kaydın da var, yanında olmama bile gerek yok. Kapıdan geçip, maçı izleyebilirsin” dedi Sevgili Eşim, Larnaka’da oynanacak AEK-Fenerbahçe maçı için.

“Ne işim var be orada? Fenerli miyim ben?” dedim ama işin aslı keşke ‘o kadar’ basit olsa.

Annemin bana pantolon giydirmesi, gün ışığının bütün odayı aydınlatması, babamın kapıda beklemesi, hayatımda ilk kez o kadar çok insanı bir arada görmem, toprak bir yoldan ilerlememiz, tam bulunduğum yerden taç atışları yapılması, gürültü ama ‘çok’ gürültü… gibi ‘sahne sahne’ kalmış aklımda 3 Mart 1985 Babaeskispor-Samsunspor maçına dair detaylar.

Samsunspor, o gün bizi 2-0 yendi. İflah olmaz bir futbol delisi olduğum dönemde yaptığım araştırmalarda ise öğrendim ki, gollerden birini, kısa süre sonra ‘Türk futbolunun gördüğü son vuruşu en iyi golcü’ unvanını da alacak ancak o zamanlar kimselerin kendisinden haberinin olmadığı ‘genç Tanju Çolak’ atmış.

Samsunspor, ‘yanılmıyorsam’ o sezonun sonunda 1. lige yani şimdiki ‘Süper Lig’e’ yükseldi.Biz de ‘devasa’ bütçeli şehir takımlarının at oynattığı ikinci ligde, yani bugünkü ‘TFF 1. Lig’de’ daha fazla tutunamadık; zaten küçücük bir ilçenin mütevazı takımı için ‘bu kadarı bile’ mucizeydi.

‘Futbol zehrini aldığım’ o güne dair en ilginç anekdot ise “Ben de oynayacağım” diye yaygara koparıp, babamın futbol zevkinin içine etmem oldu. Hatta annemden aldığım bilgiye göre, eve döndüğümüzde öfkemin geçmesi epey zaman almış zira meğer izlemeye değil; ‘oynamaya’ gittiğimizi düşünüyormuşum.

Akdeniz Oyunları düzenlenir, sanki ‘Pasifik Okyanusu’nda’ bir adaymışız gibi izleriz. İslami Dayanışma Oyunları ‘hem de Türkiye’de’ yapılır, izleriz. Türkiye ve Güney Kıbrıs, milli takımlar seviyesinde pek çok branşta müsabakaya çıkar, izleriz. CONIFA’da karşılaştığımız Cebeli Tarık, Türkiye’ye rakip olur, izleriz, Kosova ‘daha tanınmadan’ sportif branşlarda yarışmaya başlar; hatta ilk maçını da Türkiye ile oynar, izleriz, Trabzonspor ve Fenerbahçe, Güney’den takımlarla eşleşir, ‘yine’ izleriz. Yani ‘mahalle maçına alınmayan çocuk’ misali ‘hep’ onlar oynar, biz ileriz.

Doping skandalı nedeniyle, Pekin’de düzenlenen olimpiyatlara Rusya’nın katılımı yasaklanmıştı fakat Uluslararası Olimpiyat Komitesi, ‘birkaç sporcunun günahını bütün sporculara yüklememe’ adına, oyunlara Rus sporcuların değil; ‘Rusya’nın’ katılımını engellemişti. Bu bağlamda, Rus sporculardan birisi kürsüye çıktığında, göndere Rusya bayrağı değil; ‘Rusya Olimpiyat Komitesi’ bayrağı çekilmiş, Rusya Ulusal Marşı yerine de Çaykovski’nin eserlerinden bölümler çalınmıştı.

Bu ‘akıllara durgunluk verecek seviyedeki’ naif tavrı, keşke konu Kıbrıslı Türk sporcular olduğunda da görebilsek. Ambargo, çok uzatmadan ve arabeskleştirmeden söyleyelim; hayatın ‘öyle veya böyle’ gerçeği. Siyasi ve ekonomik ambargolar, pek çok nedenle, pek çok toplumun yüzleşmek zorunda kaldığı ‘tatsız’ durumlar fakat ‘sportif ambargo’ nedir? ‘Nefes alma ambargosu, yemek yeme ambargosu, aşık olma ambargosu…’ neyse odur! En temel insan haklarından birinin ‘göstere göstere’ çiğnenmesidir.

Kıbrıslı Türk sporcu kürsüdeyken, artık Mozart’tan Türk Marşı mı çalınır, Ziynet Sali Köprüden Geçemedim’i mi söyler yoksa Cahit Kutrafalı bas gitar solosu mu atar bilemem; lakin bu ‘gudubet’ durum ‘artık’ sonlanmalı.

Kaymaklı formasıyla dolaşan gençleri gördüğümde, sabahın köründe kalkıp, külüstür bir belediye otobüsüyle, cehennem sıcağı eşliğinde gittiğim genç takım idmanları; toz, toprak, yağmur, çamur, ÖSS kavgaları geliyor aklıma, içim buruluyor.

Bir, çok meşhur bir spor giyim markasının tasarladığı KKTC formasıyla poz veren gençlerin gözlerindeki ışıltıya bakıyorum, bir de sporun hiçbir branşında hiçbir mücadele vermemiş, ‘aidiyetin’ ne olduğunu anlayamadığından o gençleri akılları sıra ‘tiye’ alanlara bakıyorum… olmuyor…

Olimpiyatlarda Rusya Ulusal Marşı’nın okunmaması, Rus sporcuların Rusluğuna nasıl ki halel getirmediyse, “Bizi oynatmıyorlar” sığlığından çıkıp “Ne yaparsak oynayabiliriz?”i tartışmakta da herhangi bir beis olmasa gerek.

Hülasa, mamafih, son tahlilde… Sevgili Eşimin iyi niyetinden şüphem yok fakat izlemek değil; ‘oynamak’ istiyorum!

Vesselam…

Ben de oynayacağım
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.