‘KKTC yönetimi ve halkı şu gerçeği asla unutmamalıdır. KKTC jeopolitik perspektifte Türkiye’nin ayrılmaz bir parçasıdır. Türkiye jeopolitiğine aykırı bir rotaya girmesi asla kabul edilemez. Türkiye KKTC’yi kaybederek tekrardan güneyden kuşatılmışlığa izin veremez. Zira KKTC’nin kaybedilmesi Mavi Vatanın kaybını tetikleyecek süreci başlatır. O nedenle gelecek nisan ayında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılacak adaylar ve siyasi partiler bölge jeopolitik gerçeklerini iyi öğrenmelidir.’
Bu alıntı Emekli Amiral Cem Gürdeniz’in dünkü Aydınlık gazetesindeki yazısından.
Cem Gürdeniz, üstü kapalı, ancak çok kolay anlaşılır bir şekilde, ‘ Türkiye’nin Kıbrıs ve çevresindeki çıkarları, KKTC’de yaşayan Kıbrıslı Türklerin ya da KKTC Vatandaşlarının iradesine, bırakılmamalıdır, bırakılamaz’ diyor.
Cem Gürdeniz, Türk Silahlı Kuvvetleri’nde Amirallik rütbesine ulaşırken, Kıbrıs’ı da, Kıbrıs Türkünün mücadele geçmişini de eminim okumuştur.
Terfi merdivenlerinden yukarılara çıktığına göre, öğretilenleri öğrenmiş, sınavlarını da geçmiştir.
***
Kıbrıs Türkü, hiçbir zaman Türkiye ile mahsuplaşmak, hesaplaşmak istemez…
Bunu akıldan geçirmeyi bile Anavatan kabul ettiği Türkiye ile ilişkilere ciddi saygısızlık sayar.
Bu konudaki olgun davranışının anlaşılmaması ve incitici tavırlar sergilenmesi durumunda da suskun, sessiz bir olgunlukla incinmeyi sineye çeker.
***
Atalarımız yoğun olarak 1571’de Anadolu’dan geldi.
1878’de ada İngilizlere kiralanırken, atalarımızda kiracıya bırakıldı.
Lozan Anlaşmasıyla da ada resmen İngiliz’in oldu.
Varlığımıza siyasi kimlik giydirip, mücadele başlatılırken, Ankara’dan yardım istendiği zaman, ilk yanıt, ‘Orası bir başka ülkenin toprakları. Kıbrıs’ta gelişmelere karışırsak, bir başka ülkenin iç işlerine karışmış oluruz’ içeriğiyle olmuştu.
Kıbrıs Türkü pes etmedi.
Sonunda Türkiye’nin Kıbrıs’ta taraf olmasına imkân doğdu.
***
Çok ilginçtir, TMT bünyesinde ilk görev alan TSK mensuplarından başlayarak Kıbrıslı Türklere karşı güvensizlik hep var olmuştur.
Bu durum, bunu fark eden her Kıbrıslı Türkü, derinden yaralamaktadır.
***
Adadaki Kıbrıslı Türklere, cemaat denildi, toplum denildi.
Kıbrıs Türkü, Kıbrıslı Türk tanımlamaları da kullanıldı.
Adada misafir sayılmamak için Kıbrıs bizim anavatanımız, Türkiye, ata vatanımızdır, dedik.
Anlamakta zorlananlara anlattığımız zaman anlaşıldı.
Toplumsal çıkarlarımızı koruma özenimizin içinde her zaman Türkiye ile kader birliği anlayışı olmuştur.
Tıpkı Kıbrıslı Rumların, Yunanistan’la olduğu gibi.
Hiç bir Kıbrıslı Türk lider ya da siyasi önder, Türkiye bizi yalnız bıraksın, karışmasın, demedi.
Bulunacak çözüm, Türkiye’nin de çıkarına olacağına inanılarak savunuldu.
Derinlikli düşünemeyenlerin, yüksek takıntı düzeyi, çözümden yana olan herkesi neredeyse ‘hain’ konumuna kaydırdı.
***
Keşke imkân olsa ve Cem Gürdeniz ve onunla paralel düşünenlerle, bir platformda buluşup, uygarca bu konuları konuşsak.
Bir kez daha yineleyeyim…
Kıbrıs, ya da Kıbrıs sorunu, Türkiye’de en az bilgiyle en çok konuşulan konular listesinin ilk sırasındadır.
100 hade 150 kelimeyle konuşulur Kıbrıs.
Bir de şu nokta var.
Türkiye’de, düşman yerine konulan rakipler olmadan, görüş, düşünce ya da tavır ortaya konulamıyor.
Kıbrıs’la ilgili görüş ortaya konulurken de tavır aynıdır. Kıbrıs’ta çözüm isteyen ve farklı çizgide eleştiri yapanlardan hareketle Kıbrıslı Türklere güvensizlik seslendiriliyor.
Kimse bu tavrı dün Mehmet Ali Talat, bugün Mustafa Akıncı ile sınırlı sanmasın.
Rahmetli Rauf Denktaş’a, 3. Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’na güven duyulmayan dönemleri de çok iyi anımsarız.
Bize güvenmeyenler, Kıbrıslı Türkleri, tanımayanlardır…





Yorumlar kapalı.