Dilbilimde sözcükbilim, sözvarlığını inceleyen bir bilim dalıdır. Türkçenin sözvarlığı konusunu incelemeden önce, sözvarlığının tanımı üzerinde durmak ve bu varlığı oluşturan öğeleri belirtmek gerek. Bir dilim söz varlığı denince, yalnızca o dilin sözcüklerini değil, atasözlerinin, deyimlerin, kalıp sözlerin, terimlerin ve çeşitli anlatım kalıplarının oluşturduğu bütünü anlıyoruz. Sözvarlığı sadece bir dildeki birtakım seslerin bir araya gelmesiyle kurulmuş sözcükler ya da dilbilimdeki terimiyle, göstergeler veya söz öğesi değil, aynı zamanda o dili konuşan toplumun kavramlar dünyası, maddi ve manevi kültürünün yansıtıcısı, dünya görüşünün bir kesiti olarak düşünülmelidir.
Sözcükler
Dilin öteki öğeleriyle çeşitli ilişkiler içinde bulunan sözcük, özellikle somut kavramları yansıttığında zihinde tek başına belli bir tasarım uyandırabilecek niteliktedir. Örneğin Türkçedeki at, elma, güneş gibi sözcükler bir Türk’e söylendiğinde, onun zihninde tek tek belirli tasarımlar uyanır; soyut kavramları yansıtan korku, arkadaşlık, acıma ve pişmanlık gibi sözcükler de her dilde belli bir duygu ya da düşünceyi yansıtan birimlerdir.
Ancak hemen belirtmek gerekir ki, bugün geleneksel dil çalışmalarında egemen olan tutumu benimseyemeyiz; dili tek tek sözcüklerden oluşan bir bildirişme aracı olarak göremeyiz. Bunun tam tersine dil dediğimiz dizgenin birbiriyle çok sıkı ilişkili, birbiriyle değerlenen birimlerden oluştuğunu düşünmek zorundayız. Örneğin gel-mek fiili Türkçede belli bir kavramı yansıtır. Ancak bu fiilin kökü üzerine ( -ir ) yapım eki getirdiğimiz zaman, sözcük “gel-ir” şekline dönüşür ve sözcüğün anlamı da “kazanç” kavramını yansıtır. Oysa aynı fiil kökü üzerine, çekim eki olarak kullandığımız ( -ir ) ekini getirecek olursak, sözcük, fiil şeklinde kalır ve gel-mek fiilinin, geniş zaman 3. tekil kişisi anlamını kazanır. Örnek: “O, bizim eve her zaman gelir.”
Demek ki, dildeki sözcükler, cümle içindeki görev ve işlevlerine göre farklı anlamlar kazanabilir. Dilin birimleri öylesine karmaşık yapılardır ki dizge içindeki görevlerini, çeşitli zihin işlemleriyle yerine getirirler.
Temel Sözvarlığı
Bir dilin sözvarlığının hangi öğelerden oluştuğu üzerinde durulurken ilk anılması gerekenler, temel sözvarlığı ya da çekirdek sözcükler dediğimiz öğelerdir. Her dilde kuşaktan kuşağa aktarılarak yaşayan bu öğeler, insan yaşamında birinci derecede önemli olan, insana ve çevresine ilişkin önemli kavramları yansıtan sözcüklerdir. Bu sözcüklere, insana ilişkin önemli kavramları yansıtan baş, el, göz, ayak gibi organ adlarını, su, ekmek, yemek, balık gibi temel ihtiyacımız olan yiyecek adlarını, insanın yaşadığı çevre veya meslek gereği ilişki içinde bulunduğu koyun, inek, eşek, at gibi hayvan adlarını ya da güncel yaşamımızda konuşurken en çok kullandığımız almak, vermek, koşmak, gülmek gibi soyut eylemlerle, bir, iki, on, yüz gibi sayı adlarını, örnek olarak gösterebiliriz. Temel sözvarlığı dediğimiz bu sözler, dilde en az değişen öğelerdir.
Köktürkler döneminde daha çok hayvancılıkla geçinen Türklerin dilinde boğa, koyun, at, aygır, yılkı gibi sözcükler sık geçmekte, atın o dönemdeki önemi ve maddi kültür sözcüklerinin hangileri olduğu, sözvarlığı incelenince ortaya çıkmaktadır. O dönemin metinlerinde teŋri: gök, Tanrı, kök: gök ve mavi, sub: su, yir: yer sözcükleri çok geçer. Hatta Bilge Kağan yazıtında “Yukarıda Türk Tanrısı, kutsal yeri, suyu şöylece düzenlemiş” anlamındaki şu satırlar bulunur: “Üze türk teŋrisi ıduk yiri subı anca etmiş erinç.”
Dildeki herhangi bir sözcüğün temel sözvarlığının bir üyesi olup olmadığı konusunda karar verebilmek için elde birtakım ölçütler vardır. Bu ölçütlerden biri, sözcüğün insanoğlunun yaşamında birinci derecede önemli kavramları yansıtmasıdır. İkinci bir ölçüt olarak bazı dilbilimciler, bir sözcüğün yeni öğeleri, bileşik sözcükleri türetme değeri üzerinde durmaktadırlar. Örneğin Türkçedeki “dış” ve “alt” sözcüklerini ele alacak olursak; bunların dışsatım, dışişleri, dış ülke, dış merkez, altgeçit, alt yapı, altçene, altyazı gibi bağdaştırmalarla bu özelliği gösterdiğini görürüz. Üçüncü bir ölçüt olarak, bir sözcüğün çeşitli anlam aktarmalarıyla kullanım alanını geliştirme gücü söz konusu edilmektedir. Burada, sözcük anlamlarının sayısı ne kadar çoksa, sözcüğün konuşmadaki sıklığının da o ölçüde fazla olduğuna dikkat çekilmektedir.
Türkçenin Sözvarlığının Temel Nitelikleri
Eğer elimizdeki en eski dil ürünleri olan Köktürk yazıtlarından başlayarak Türkçenin sözvarlığı incelenecek olursa, aşağıda ayrı ayrı ele alınacak olan şu nitelikleri saptamaktayız. Burada belirtilen nitelikler, Türkçenin sözcük anlambilimi açısından gösterdiği özelliklerle büyük bir koşutluk sergilemektedir. İşte Türkçenin sözvarlığının temel nitelikleri:
Türkçenin yapısından gelen güçlü türetme ve birleştirme yeteneği, ona somut ve soyut, çeşitli kavramları kolaylıkla oluşturma, ayrıntılara inen bir kavramlaştırma gücü vermiştir. Bu güç, en eski kaynaklarımız olan Köktürk metinlerinden bugüne, hiç eksilmeden süregelmektedir.
Türkler, değişik toplumlarla kurdukları ilişkiler sırasında yabancı etkiye büyük ölçüde kapılarını açmış, çoğu zaman yabancı öğeleri kendi öz sözcüklerine tercih etmişlerdir. Bunun sonucunda birçok yerli öğenin kaybolup unutularak dilimize yabancı sözcüklerin yerleştiği görülmüştür.
Kavramlaştırma sırasında Türkçemiz en somut nesnelere, doğaya dayanmakta, böylece kavramları daha canlı olarak dile getirmektedir.
Türkçede ikilemelerin kullanılışı, anlatıma güç veren bir yol olarak çok yaygındır. Bu nitelik ona, tek tek sözcüklerin yanı sıra, ayrı bir “kalıplaşmış öğelerden oluşmuş sözvarlığı” kazandırmıştır. Eşanlamlılarla kurulmuş ikilemelerin unutulan öğeleri ikilemelerde yaşamlarını sürdürmektedir.
Daha Köktürkçe döneminde Türkçe sözcüklerin geniş bir çokanlamlılık gösterdikleri göze çarpmakta, bu durum, dilin bir yazı dili olarak çok daha eskilere uzandığına tanıklık etmektedir.
En eski belgelerde bile eşanlamlıların sayıca çokluğu dikkati çekmekte, asıl ilginç olan, bunların bir bölümünü, birbirine anlamca çok yakın eşanlamlılar oluşturmaktadır.
Bugün Türkiye Türkçesi yazı dilinde unutulmuş, yitirilmiş birçok sözcük –başka dillerde de benzerleri görüldüğü gibi- Türkçenin değişik lehçelerinde ve bugünkü Anadolu ağızlarında yaşamlarını sürdürmektedir.
Konuyu özetleyecek olursak, bir dilin sözvarlığı, o dilin tarihine geniş ölçüde ışık tutmakta, yüzyıllar boyunca ortaya çıkan ses, biçim, sözdizimi ve anlam değişikliklerini yansıtmakta ve hangi dillerin etkisiyle ne türden değişmelerin gerçekleştiğini göstermektedir. Ayrıca Türkçenin, yukarıda da belirttiğimiz türetme olanakları ve doğurganlığı, dilimizin sözvarlığında, en eski metinlerinde de görülen bir zenginliğe yol açmıştır. Renk adlarında, akrabalık kavramlarında, doğaya ilişkin, somut kavramlarda görülen zenginlik soyut kavramlarda da kendini belli etmekte, birbirine çok yakın eşanlamlı öğeler ve bir kavramı değişik yollardan dile getiren sanatlı kullanımlar göze çarpmaktadır.





Yorumlar kapalı.