Hisar topluluğunun oluşumu
Hisar topluluğu ilk sayısı 16 Mart 1950’de çıkan Hisar dergisi çevresinde toplanan şair ve yazarların kurduğu bir edebi topluluktur. Hisar dergisi iki kez yayımlanmıştır. Birinci devre 1957’ye kadar sürmüş ve 75 sayı yayımlanmıştır. İkinci devre ise Ocak 1964’te başlar; Aralık 1980’e kadar yayın hayatını sürdürür. Bu devre ile birlikte Hisar dergisi toplam 277 sayıya ulaşmıştır.
Hisar topluluğu derginin yayımlanmasından önce çeşitli nedenlerle birbirleriyle tanışan şairlerden oluşur. Ankara, edebiyatımızdaki Garip Hareketi’nden sonra, önemli bir edebiyat topluluğunun kuruluşuna tanık olur. Munis Faik Ozansoy topluluğun en yaşlı üyesidir. Onun dışında, İlhan Geçer, Mehmet Çınarlı, Bekir Sıtkı Erdoğan, Halil Soyuer, Yahya Benekay, Gültekin Samanoğlu, Mustafa N. Karaer, Kıbrıslı yazar ve şair Nevzat Yalçın, topluluğu oluşturan diğer önemli üyeler arasında sayılabilir. Bu isimlerin arasında subaylar, öğretmenler, hukukçular hatta lise öğrencileri bile vardır.
Bir bildiri ile sanat ve edebiyat sahnesine çıkmanın yararları kadar sakıncaları da vardır. Topluluğun kurucularından Munis Faik Ozansoy bu konuda şöyle der: “Herkes çok laf ediyor, bir iş ortaya getirmiyor. Şunu yapacağız, bunu yapacağız demektense eserlerimizle ne olduğumuzu gösterelim. Yazılarımızı, şiirlerimizi neşredelim, herkes bizim ne olduğumuzu görsün. Başlangıçta toplulukla ilgili bir bildiri yayımlamaya gerek yok.”
Fakat başlangıçtaki bu tutum, on yedi yıl sonra da olsa geleneksel tutuma yenilir ve Hisarcılar bir bildiri yayımlamak zorunda kalırlar. Bunda, yıllarca sürüp gelen edebi tartışmaların etkisi olduğu açıktır. Böylelikle Hisarcılar, sanat anlayışlarını kamuoyuna ilan ederler.
Hisar bildirisi
Hisar kurucularını on yedi yıl önce bir araya getiren ve o zamandan beri bizi birbirinden ayırmayan şüphesiz ki sadece dostluk ve arkadaşlık duygusu değildir. Hepimizin gönül verdiğimiz ve üzerinde tam olarak anlaştığımız bazı ilkeler var. Bu ilkelerin başında sanatın bağımsızlığı gelir. Bize göre şairin veya yazarın kalemini herhangi bir ideolojinin hizmetine vermesi, onun bir sanatçı olarak ölümü demektir. Sanat eserinin bir propaganda vasıtası haline getirilmesinin kesinlikle karşısındayız.
Ancak sanatçı, duygulu bir insan olarak çevresinde olup bitenlere ilgisiz kalamaz. Milletinin yaşamakta olduğu olaylar elbette onu da etkileyecek ve bu etkinin izleri eserlerinde görülecektir. Bunu tamamıyla normal karşılarız. Ama bizim kabul ettiğimiz, içimize dert olan şey; sanatçının tabii ve hür bir duyuş ve düşünüşle içinde yaşadığı toplumu dile getirecek yerde, bir ideolojiye saplanıp eserlerinde toplumu o ideolojinin emrettiği şekilde görmeye ve göstermeye çalışmasıdır. Peşin hükümlere göre sun’i olarak yaratılmış bulunan bu eserler gerçek birer sanat eseri olmadıkları gibi, topluma da çok defa, fayda yerine zarar verirler.
Biz bir milletin edebiyatının, o milletin ruhunu, mizacını, özelliklerini aksettirmesi gerektiğine inanıyoruz. Kısacası sanat eseri milli bir karakter taşımalıdır. Sanat eserinin milli bir karakter taşıması, her şeyden önce, o milletin asırlar boyunca emek çekerek ortaya getirdiği kültür hazinesiyle beslenememesine bağlıdır. Bizim bu hazineden faydalanabilmemiz, geçmişte yetişmiş büyük Türk sanatçılarını ret ve inkârdan vaz geçerek, dikkatle inceleyip benimseme yolunu tutmamızla olur.
Bizim üzerinde titizlikle durduğumuz ve birleştiğimiz bir diğer nokta da dil konusudur. Yalnız şunu tekrarlayalım ki biz yaşayan canlı Türkçenin edebiyat dili olmasına taraftarız. Halkın konuştuğu dilden ayrı bir yazı dilini son derece zararlı bulmaktayız.”
Yukarıda verdiğimiz bu bildiriden, eski edebiyatla ilişkiyi, Yahya Kemal’in “Ne harâbî ne harâbâtiyim / Kökü mâzide olan âtiyim” dizeleriyle formüle eden Hisarcıların, geçmişle gelecek arasında bir köprü kurmak istedikleri ve geçmişin mirasını yadsımak istemedikleri anlaşılmaktadır.
Hisar topluluğundan bir şiir örneği
Bu bölümde Hisar topluluğu şairlerinden Kıbrıslı Nevzat Yalçın’ı kısaca tanıtıp şiirlerinden bir örnek sunacağız.
Nevzat Yalçın (1926-2012)
1926 yılında Kıbrıs’ta doğup Türkiye’de yükseköğretimini tamamlar. Edebiyat çalışmalarına Türkiye’de başlayan Yalçın, daha sonra İngiltere ve Almanya’da yaşamını sürdürür. Şiire aruz ve hece ölçüsüyle başlar. Hisar’dan önce şiirleriniYedigün dergisinde yayımlamıştır. İngiltere ve Almanya’da uzun yıllar yaşaması edebi çalışmalarını engellememiştir. Şiirlerini: A Sokağı (1969), Güneş ve Adam (1977),En Eski En Uzak (1988), Daha Yeni Daha Yakın (1991) adlı kitaplarda toplamıştır.
BİLİR MİSİN?
Bir heykel yalnızlığında, park içinde
Seni düşünmek sabaha kadar
Seni sevmek sırılsıklam, kış ortası
Ve beklemek sonsuzluğunda “Şeb-i Yelda”nın
Ne demektir bilir misin?
Bütün merkezlerinde beynimin, tel tel,
Rüzgârlarda salınır durur, telgraf direkleri,
Uzaydan bile haber beklemek senden
Karanlıkta sarı noktalar uçuşup, pul pul,
Birer sinyal gibi Mars’tan, Venüs’ten
Ne demektir bilir misin?
Gel artık hangi paralelindeysen yeryüzünün
Seni getirsin süpersonik jet uçakları
İskambil kâğıtları gibi devrilsin mesafeler
Ve sen, dudaklarında ocanım gülüşlerin
Hele bir gel… Sensizlik ölürcesine
Ne demektir bilir misin?
Sonuç
Hisarcılar, edebiyatımızda Ziya Gökalp ve Yahya Kemal’den gelen milliyetçi ve gelenekçi çizgiyi birleştirmeyi amaçlarlar. Ancak aruzda ısrarcı olmaları, yeni konulardan çok, işlenmiş konuları tekrar etmeleri ve nihayette, Yahya Kemal ve hatta Ziya Gökalp’i de aşacak düşünce yönü zengin sanatçı çıkaramadıklarından, Türk Edebiyatı’nda yankıları sönük kalmıştır.





Yorumlar kapalı.