Akay Cemal

Türkiye ile Fransa yeni bir sayfa mı açıyor, peki ABD?





Önümüzdeki günler, Kıbrıs konusunda da yeni hareketliliğe yol açacak gibi. Esasen BM Genel Sekreteri’nin Geçici Kıbrıs Özel Danışmanı Jane Holl Lute’un, sonuçsuz kalan Cenevre toplantısından sonra, yeniden nabız yoklamakta olduğu biliniyor. Lute, Güney Kıbrıs’taki seçimleri bekliyordu. Seçim de bittiğine göre; çantasını alarak, yeniden Lefkoşa’nın yollarını tutacak. Her ne kadar Kıbrıs sorununa ilişkin tarafların tavırlarında bir değişiklik yoksa da, pandemi nedeniyle kapanan sınır kapılarının 16 aydan sonra açılması, Lute açısından da olumlu bir gelişme. Belki de bunun, güven artırıcı önlemler bakımından önemini vurgulayacak.

Lute’a kolay gelsin derken, önümüzdeki iki önemli gelişmeye değinmek istiyoruz. Elbette NATO Zirvesi münasebetiyle Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD’nin yeni Başkanı Joe Biden arasında yapılacak görüşme büyük önem taşıyor. Biden, Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis’in yakın dostu…  Gerçi Anastasiadis’in makamında bir başka Rum lider olsa, Biden’ın, dolayısıyla ABD’nin tavrında gene bir değişiklik olmaz. Biden, Yunanistan, Güney Kıbrıs ve İsrail arasındaki işbirliğine ve üçlü ittifaka büyük önem verirken, Anastasiadis de her zamanki gibi, kendisi sütten çıkmış ak kaşıkmış gibi, Türkiye’yi suçlayacak veBiden’ın, Erdoğan üzerinde nüfuzunu kullanmasını isteyecek. Maksat kendi isteği doğrultusunda bir çözüme ulaşabilmek için federasyon görüşmelerinin devamını sağlayabilmek… Halbuki bu görüşmelerin çıkmaz sokaktaki bataklığa saplandığını Mısır’daki sağır sultan bile işitmiş bulunuyor.

Gerçekler bu iken, elbette Erdoğan’ın da Biden’a söyleyecekleri vardır. Ancak her şeye karşın Biden, tavrını değiştirir mi? Hiç sanmıyoruz. Ama gene de kulağına kar suyu kaçırmanın yararı vardır. Biden, geçen gün kadim dostu Anastasiadis’e gönderdiği mektupta, “Dostluğumuz güçlü temeldir” dedi ve 2014’te gerçekleştirdiği ve Limasol’daki evinde misafir edildiği ziyarete de değindi, federasyon tezine destek verirken, Maraş konusunda da endişelerini dile getirdi. Rum Dışişleri Bakanı Nikos Hristodulidis de, ABD’li mevkidaşının da bu görüşü net biçimde dillendirdiğini söyledi.

Gerek Anastasiadis, gerekse Hristodulidis, geçen 53 yıllık müzakere sürecinden bir sonuç alınamadığının nedenlerini çok iyi bilmekle birlikte, Kıbrıs gerçeklerine uygun bir çözüme ulaşmanın yollarını tıkamakta, Kıbrıs Türklerinin izolasyonu, dolayısıyla mağduriyetlerinin devamını istemekte, böylelikle amaçlarına ulaşabilmenin hesaplarını yapmaktadırlar. Bunu ABD Başkanı’nın yanı sıra, ABD Dışişleri yetkilileri de çok iyi bilmekte, ancak Rum tarafına ‘Niye 53 yılda müzakerelerden sonuç elde edilemedi?” sorusunu sormaktan kaçınmaktadırlar. Hatta “Niye Annan Planı’na hayır dediğiniz halde AB’ye alındınız ve evet diyen Kıbrıslı Türklere de kazık attınız?” diyememektedirler. Kıbrıs Türkü yüzde yüz haklı da olsa, ki öyledir!.. Rum-Yunan-Yahudi-Ermeni lobisini gücendirmek olur mu, kimin haddine?

Ancak 53 yıllık görüşme sürecinde kaybedenin ve mağdur olanın sadece Kıbrıs Türk halkı olduğu gerçeği de unutulamaz. Mağduriyet süredursun, bu raddeden sonra, egemen eşitlik temelinde, yan yana ve işbirliği içinde olacak iki devletli çözümün, gerek adadaki barış ve istikrar, gerekse bölge istikrarı bakımından en iyi hal çaresi olduğunu kabullenmek gerek. Zaten pratikte olan da budur ve sadece adı konmuş değildir. Evet, ülkeler herhangi bir meselede öncelikle kendi çıkarlarını ön planda tutarlar, ancak madalyonun öteki tarafında bir de gerçekler vardır. Kıbrıs Türküne yarım yüzyılı aşkın bir süredir mağduriyeti yaşatanların bilmesi gerekir ki, bu toplumun bir 53 yıl daha aldatılmaya tahammülü yoktur.

Erdoğan-Biden görüşmesinden önemli sonuçlar çıkar mı, çıkmaz mı bilemeyiz. Görüşmenin mutlaka yararı olacaktır. Bir başka önemli gelişme de, Türkiye ile Fransa arasında yeni bir dönemin sayfasının açılması… Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Fransa Avrupa ve Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian’ın daveti üzerine dün Fransa’ya gitti. İki günlük ziyarette ikili ilişkiler ile, Türkiye-AB ilişkileri, güncel bölgesel meseleler ve uluslararası gelişmeler ele alınacak. Türkiye, son dönemde Fransa ile de kötü bir dönem geçirdi. Özelikle Suriye’de terör gruplarına ciddi destek sağlayan, Rum-Yunan-İsrail-Mısır ittifakında yer alan Fransa ile ipler iyice gerilmiş, Türkiye’nin Libya ile deniz hukuku anlaşması imzalaması ve Hafter güçlerine karşı meşru Libya ordusunu eğitmesi, istikrarı sağlaması, Fransa’nın hoşuna gitmemişti. Dahası Macron’un, Doğu Akdeniz konusunda Erdoğan’ı, dolayısıyla Türkiye’yi ağır bir dille eleştirmesi ipleri koparacak noktaya gelmişti.

Her şey bir yana, öteden beri Ermeni dostu olan Fransa’nın, özellikle Azerbaycan-Ermenistan arasındaki son savaştan sonra, Türkiye ile ilişkileri yeniden şekillendirme isteği, bu çerçevede Çavuşoğlu’nun Paris’e davet edilmesi anlamlı değil midir?

Gerçek olan, Doğu Akdeniz’de ve Ortadoğu’da ve hatta Güney Kafkasya’da Türkiye’nin izlediği politikalarda büyük çapta doğruluk payı vardır ve dengeleri korumakta Türkiye’nin varlığı olmazsa olmazdır!

Türkiye ile Fransa yeni bir sayfa mı açıyor, peki ABD?
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.