Hasan Hastürer

Yokluğunda, eksikliği hissedilmeyenlerden misiniz?





Bu ülkede çok ciddi oran içinde yer alan bir kesim, İŞ-LE-MEZ…

Evet işlemez.

Peki işe gitmezler mi?

Elbette giderler.

Ancak işe gitmek, üretmek demek değildir.

Üretmek hele verimli olmak çok daha önemlidir.

İşleyen ve üretenler, “İşliyorum” diye övünmez. Çünkü ürettikleri, işlediğinin

göstergesidir.

Bunlar, her fırsatta çalıştıklarını söylerler.

***

Gurdalanmanın, işler gibi görünmenin, tek sözcükle karşılığı bir başka dilde yoktur herhalde. Bizde çok sayıda insan, iş yerinde ne yaptıkları sorulduğu zaman yanıt olarak, “Gurdalanıyoruz” diyebiliyor.

Aslında gurdalananların, iş yerlerine çok ciddi maliyeti var.

Masaları, sandalyeleri, masalarının üzerine telefonları bulunur.

Odaları yazın serin, kışın ılık olsun diye klimalar harıl harıl çalışır.

Sosyal medyada gezmeleri aksamasın, izleyemedikleri dizilerini görebilmeleri için hızlı internetleri düşünülmüştür. Bunlar genelde, sosyal medya yıldızıdır.

Kısaca gurdalananlar için hem kamuda hem de özelde gerekli koşullar yaratılmıştır.

***

Özelde gurdalananlar, sıradan çalışan olamaz elbette. Bir biçimde statü elde edenler, kamudan çok daha rahat gurdalanan grubuna girebiliyor.

Özelde gurdalananların işe yaramayan, üretim dışı “emekleri” çok daha değerli olur genelde. Hatta işe gelme zorunlulukları bile olmayabilir.

Üretimde değil, dillerinde olan “işlemeleri, çalışmaları” hiç bitmez.

Ne ürettikleri sorulduğu zaman, “lafları iş yerine” koyma çabaları fark edilir. Onlar sabahın köründen, akşamın karanlığına kadar, hafta sonu, bayram seyran demeden “çalışırlar”. Ürettiklerine gelince, sıfıra sıfır elde var sıfır.

***

Bu satırları okurken bir zahmet etrafınıza bakınız.

Çok gurdalanancı göreceksiniz.

Konu asla hafife alınacak, espri malzemesi olacak bir konu değildir.

Kuzey Kıbrıs’ın en önemli meselelerinden biridir.

Çünkü bu anomalinin temelinde adaletsizlik bulunuyor. Düşünün herkes işleyecek, gurdalanmacılar keyif çatacak.

Herkes işleyerek, alın terinin karşılığıyla evine ekmek götürmeye çalışırken, bunlar “Beş dönüm bostan, yan yatar Osman” gibi yatacaklar, gezip tozacaklar. İşleyenler ahmak, bunlar açıkgöz.

***

Bu satırların yazarı olarak, toplumun tüm kesimleriyle iletişimim var.

Eskiden, işyeri sahipleri çalışanlardan fazla çalışırdı.

İş yerini onlar açar, onlar kapatırdı.

Patron demek, para yemek değildir.

Uluslararası bir standart var.

Statüsü ne olursa olsun kurumdan, iş yerinden maaş çeken herkes, maaşının yüzde otuz beş fazlası, kuruma getiri sağlaması gerekir.

Üretim organizasyonu, bu prensip dikkate alınarak yapılmalı.

Maaş çeken herkesin, eline geçen maaşın yüzde otuz beş fazlasını, işletme bütçesine kazandırıp, kazandırmadığı şeffaf bir şekilde ortaya konulabilmeli.

***

Bir yerde çalıştığını iddia eden herkes, şahsıyla ilgili şu sorgulamayı da yapmalı ya da yapabilmeli.

“Bu işyerinde yokluğum, eksikliğim hissedilir mi?

Olmadığım zaman, üretimde, iş organizasyonunda bir şeyler aksıyor mu?”

Eğer eksiklik hissedilmiyorsa o kişi statüsü ne olursa olsun, işyerinde gereksizdir ya da fazlalıktır.

Ya da işletmenin sırtında kamburdur…

Yokluğunda, eksikliği hissedilmeyenlerden misiniz?
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.