Yıllar sonra mevsim iyi geçmesine rağmen, bir takım nedenlerden dolayı tarım kesimi yine huzursuz. “Kuraklığa şükür, ama” diyor adeta çiftçi. Bol yağışlı geçen mevsimin, kuraklığı silip süpürdüğünü ve kuraklıktan eser kalmadığını ifade eden çiftçiler, ancak geçen yılın kuraklık parasının hala ödenmemiş olmasının düşündürücü olduğunu da kaydettiler. Hüseyin Çavuş, “en verimli toprakları inşaat sektörüne kaptırdık” diye de dert yandı.
Gerek Kelle, gerekse Naimoğulları, bu yılın son 50 senenin en verimlisi olduğu noktasında görüş birliğinde. Böyle olmasına rağmen tarım politikasında bir takım eksiklikler olduğunu da dile getirdiler. Çiftçiler ve Hayvancılar Birliği başkanları, 2019 yılı mali bütçesinde tarıma yeterli bütçe ayrılmadığından yakındılar. Naimoğulları, bu ülkede özel sektörün ve üretim sektörünün her zaman üvey evlat muamelesi gördüğünü savunarak, dünyanın en yüksek maliyetleriyle üretim yapmaya çalıştıklarını belirtti.
Üretimin bitme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu dile getiren Naimoğulları, “Maliyenin tek derdi, ay sonu geldiği zaman kamu maaşlarını nasıl ödeyeceğidir” şeklinde görüş beyan etti.
Peki, tarım sektöründe durum böyle de, balıkçılık sektörü ne alemde? Bildiğimiz kadarıyla geçtiğimiz günlerde balıkçıların karşı karşıya bulunduğu sorunlarla ilgili geniş kapsamlı bir toplantı yapılmıştı… Bazı kararlar da üretilmişti… Hayata geçirilir mi, geçirilmez mi bilemeyiz. Ancak KKTC Balıkçılar Birliği Başkanı Kemal Atakan’ın yetkililerin “balıkçılık sektörüne katkı yapacağız” şeklindeki söylemleri üzerine, “şov değil, icraat istiyoruz” şeklindeki sözlerini duyar gibiyiz.
Balıkçılık bu ülkede çok ihmal edildi, bu nedenle de sektörde bir ilerleme kaydedilemedi, ayak uydurulamadı. Elbette birçok nedenleri vardır. En başta balıkçı barınakları… Bunun yanında diğer balıkçılık malzemeleri. Onlar da girdi maliyetlerinden şikâyetçi. Aynen çiftçi ve hayvancılar gibi!
Barış Harekâtı’ndan bu yana aradan nerdeyse yarım yüzyıla yakın bir zaman geçti. 1974 öncesini boş verdik. Çünkü Kıbrıslı Türklerin denize açılma şansı pek yoktu. Deniz sahillerinin yüzde 90’ından fazlası Rumların kontrol ve denetimindeydi. Bu yüzden balıkçılık sektörü diye bir sektör de yoktu. Zaten toplumca varoluş mücadelesi içindeydik. Ama Barış Harekâtı sonrasında Ada’nın sahil şeridinde ciddi anlamda söz sahibi oluverdik. Yeşilırmak’tan Dipkarpaz’a ve Maraş’a kadar. Daha önce böyle bir olanaktan yoksunduk.
Gerçek durum bu iken, maalesef balıkçılık alanında ilgisizlikten, plan ve programdan yoksun olunmasından dolayı beklenen randımanı alamadık. Her yanımız denizle çevrili olmasına karşın, doktorların da tavsiyeleri uyarınca balık tüketiminde dünyanın en alt sıralarında bulunuyoruz. Hele dar ve sabit gelirli vatandaşın balığa hasreti giderek artmaktadır. Bu sektörü canlandırmak ve layık olduğu noktaya getirebilmek o kadar mı zordur diye düşünüyor ve yanıt bulamıyoruz. Avuç içi kadar bu ülkede bunu da beceremezsek artık ne diyelim?
Tekrar tarım ve hayvancılık konusuna dönecek olursak, çiftçiler ve hayvancılar birlikleri başkanlarının görüş, düşünce ve önerilerinin ciddiye alınması gerektiği kanısındayız. Dünya nüfusu giderek artarken, ülkelerin en fazla üzerinde durduğu sektör tarım sektörüdür. Çünkü artan nüfusu besleyecek gıdalar yeterince üretilememekte, böylelikle pahalılığa neden olmaktadır. Birçok ülke bu konuda bir dizi önlemler almış bulunuyor.
Türkiye’de de bu konuda büyük eksiklikler vardır. Bu günlerde yoğun bir şekilde gündemde konu edilmektedir. Ünlü Çorum leblebisi birçok ülkeye ihraç edilirken, ne yazık ki maliyetlerden ötürü nohut ABD ve daha birçok ülkeden ithal edilmekte, nohut üreticisi de ürettiğinin yüzüne bakmaktadır. Cevizde de durum aynıdır ve çoğunlukla piyasada alıcı bulan ürün dış ülkelerden ithal edilmektedir.
Bu konularda yalnız bizde değil, Türkiye ve daha birçok ülkelerde tarımsal alandaki sorunları ve gelişmeleri takip ederken, biz yine de kendi küçük ülkemizde bunların daha kolay çözümlenebileceği inancındayız.
Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün tarımla ilgili sözlerini burada anımsatmak gerekirse, bazılarını şöyle sıralayabiliriz:
“Milli ekonominin temeli tarımdır. Bunun içindir ki tarımda kalkınmaya büyük önem vermeliyiz – Burada bir çiftlik kuracağım. Bu çiftlikte hayvanlar yetiştireceğim. Ve bir küçük ormanın kenarında tarım endüstrimize ait bacalar – Ekonomisi zayıf bir ulus, yoksulluktan ve düşkünlükten kurtulamaz.”
“Köylü, milletin efendisidir” diyen Ata’nın tarıma dair daha nice sözlerini hep anımsamak gerek.
Ülkede turizm ve eğitimin en önemli iki sektör olduğu ifade edilmektedir. Doğrudur. Ancak tarım sektörü de bu iki sektör kadar önemli ve hatta onların anası konumundadır. Öylesine ki, halkımızın yanı sıra, buraya gelen turist, öğrenci ve aileleri bu ülkenin çiftçisinin, hayvancısının ürettiklerini tüketmek durumundadır. Ekmekten süte, hellime, peynire, kümes hayvanına, meyve sebzeye varıncaya kadar! Ama patateste veya sebze ve meyvede yaşanan sorunlar çözüme kavuşturulamadığı takdirde, eğitim ve turizm sektörleri de bu durumdan etkilenmeyecek değildir.
Bu halk, birkaç ay öncesinde narenciyede olduğu gibi, patates üretimiyle de tanınan bu ülkede, layık olmadığı bir durumla karşılaştığını unutmuş değildir. Öteden beri kilosu 2 veya en fazla 3 TL’ye satılan patateste henüz denge sağlanmış değildir. İleriki günlerde sağlanabileceğini umut ediyoruz.
Değişen koşullar karşısında, tüm sektörlerde ve özellikle de tarımda esaslı bir devlet politikası olması gerektiğini bu vesileyle bir kez daha vurgulama ihtiyacını duyuyoruz.
***
Topçuköy’ün anası Niyal Hanım
ve Mehmet Güllü’yü de kaybettik
Niyal Hanım, Topçuköy’ün anası gibi bir çınardı adeta. Kemal Soğancı’nın kıymetli eşi Niyal Soğancı geride büyük acılar bırakarak dün Topçuköy’de son yolculuğuna uğurlandı. Üç erkek evlat, üç de gelin sahibi olan iyiliksever insan Niyal Soğancı’nın altı da torunu vardı.
1974 Gazisi, Şenay ve Hayriye Güllü’nün değerli eşi, Boğaztepe’nin tanınmış simalarından, Güllü ailesinin direği Mehmet Güllü de dün Boğaztepe’de dualarla defnedildi. Güllü altı evlat, beş gelin, birçok torun ve torun çocukları sahibiydi. Bu arada aslen Ciyaslı olup, Bostancı’da ikamet eden ailenin çınarı, iyi insan Yaşayan Kıray ise dün Lefkoşa’da toprağa verildi. Yaşayan Kıray üç evlat, üç gelin, 13 torun, 9 da torun çocuğu sahibiydi.
Diğer yandan Cihangir’de Topalcık ailesinin ulu çınarı, saygıdeğer insan Mümüne Topalcık da dün kendi köyünde defnedildi. Beş evlat ve gelin sahibi olan Mümüne Hanım aynı zamanda birçok torun ve torun çocuğu sahibiydi.
Tümüne Allah’tan rahmet, yaslı aileleri, dostları ve sevenlerine sabır ve başsağlığı dileriz.





Yorumlar kapalı.