Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, New York’ta BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ile yapacağı görüşme öncesinde KIBRIS Medya Grubu Genel Yayın Yönetmeni Mete Tümerkan’ın sorularını yanıtlarken, kesin bir ifadeyle “Eşitlik yoksa müzakere de yok” dedi.
Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ve eşit uluslararası statü talebi kabul edilmeden yeni bir müzakere sürecine başlanmayacağını söyleyen Tatar, yeni müzakere sürecine ancak ortak zeminin oluşmasıyla girilebileceğine dikkat çekti. Cumhurbaşkanı Tatar, “Kıbrıs Türküne uygulanan ambargo ve izolasyonların kalkması gerektiğini Genel Sekretere bir kez daha söyleyeceğini kaydetti.
Annan Planı referandumunun sonuçlarının alındığı 24 Nisan 2004 tarihinden sonra, Kıbrıs Türk tarafı açısından masaya oturmanın yanlış olduğunu defalarca bu sütunda dile getirdim. Dünya kamuoyunun dikkatini Kıbrıs’a ve de referanduma çevirdiği o günlerde AB, çözüme ‘evet’ diyen Kıbrıs Türk halkının üzerindeki ambargoların kaldırılacağı sözünü vermişti. Bekledik, olmadı. Meğer o söz, Arap’ın hurmadan inip ayağının yere basmasına kadarmış. Yere bastıktan sonra Arap ‘Mafiş kurban’ dedi ya, AB de aynını yaptı.
Hatta BM Genel Sekreteri Kofi Annan da, aynı şekilde Ada Türklerine ambargoların kaldırılması gerektiğine ilişkin bir rapor hazırladı ve BM Güvenlik Konseyi’ne sundu. Ancak zamanında 4 Mart 1964’te aldığı kararla Rum tarafını resmen devlet olarak tanıyan Güvenlik Konseyi, Annan’ın raporunu görüşmedi bile! Herhalde o rapor BM’nin tozlu raflarında hala durmaktadır. Güvenlik Konseyi aldığı kararla bir tarafı devlet, bir tarafı da toplum olarak nitelerken, çözümün önüne en büyük engeli bizzat kendisi koyuverdi.
O günden bu yana, gelmiş geçmiş Rum liderleri, tanınmışlık zırhını giyerek, Türklere hava attılar. Kendi isteklerine göre bir çözüm bulununcaya kadar Türk tarafını müzakere masasında oturmaya mahkûm ettiler. Ha; Annan Planı referandumundan sonra ve verilen sözlerin tutulmadığı o günlerde masaya oturmaya mecbur muyduk? Değildik. Belki Ankara üzerinde de bazı baskılar olmuş olabilirdi. Yine de iyi niyeti son kez ortaya koyalım dedik ve Crans Montana’ya gittik. Zihniyet değişikliği olabilir düşüncesiyle yeniden masaya oturduk. Ama karşı taraf ‘devlet’ olmanın şımarıklığında masayı öyle bir tekmeledi ki, ne dosya kaldı, ne de kalem!
Ve tekmeleyen kimdi? Şimdiki başkan Nikos Hristodulidis.
Sen AB olarak, BM Güvenlik Konseyi olarak, bir tarafa tanınmış devlet unvanı verir, öteki tarafı da dikkate ve ciddiye almazsan, ikisi arasında bir uzlaşı olabilir mi? Ortak bir zemin bulunabilir mi?
Şu anda Gazze’de de durum aynı değil mi? Bir taraf Güvenlik Konseyi’nin kararlarını sallamayan, sorunu kuvvet yoluyla çözmeye çalışan bir devlet, diğer tarafta kanayaklı ve orantısız güç karşısında aciz kalan, dünyanın gözü önünde ezilen bir Filistin halkı ile devleti! Başkanı var, bakanları var da, sanki de kâğıt üzerinde. Ne siyasi yönden İsrail ile eşitliği var, ne de askeri ve ekonomik yönden! Bırakın anavatanını, dayısı bile yok! Halbuki öteki hem her bakımdan güçlü, Dayısı da en büyük güce sahip ABD… Yapılan ise tam bir soykırım! Sonuçta taraflardan hangisinin kârlı, hangisinin zararlı çıkacağı gün gibi aşikâr değil midir?
Öldürülen Filistinlilerin sayısı 33 bin, yaralıların 80 bin. Yaralı olanlar iyileşmesin diye de Gazze’de en büyük hastane olan Şifa Hastanesi de nihayet yerle bir edildi. Eşitlik olsaydı Gazze bu hallere düşer miydi? Eşit koşullar ve eşit olanaklar olsaydı, elbette savaş bu boyutlara ulaşmaz, ortak bir zeminde uzlaşıya varılabilirdi.
Kıbrıs için de kaldırsınlar Güvenlik Konseyi’nin çözüme engel teşkil eden kararlarını, kaldırsınlar ambargoları ve görsünler çözüme yönelik nasıl mesafe alındığını.
***
Yabaner ve Kağan, Mağusa’da,
Yılmaz da Lefke’de defnedildi
Yabaner ailesinin değerlisi, iyi insan Özder Yabaner dün Gazimağusa’da son yolculuğuna uğurlandı. Sevgili eşi Songül Hanım, kızı Ayten Yabaner, annesi ve babası Ayten (merhume)-Halit Yabaner, kardeşleri Katriye ve Aygün Yabaner, kardeşi çocukları Özlem ve Sibel Soybir, tüm dost, akraba ve sevenlerine üzüntü ile duyururken, yokluğuna asla alışamayacaklarını belirttiler, “Acımız sonsuzdur. Yattığı yer nur, mekânı cennet olsun” dediler.
Kağan ailesinin çok sevdiği, kıymetli büyüğü Güner Kağan da dün Gazimağusa’da toprağa verildi. Tüm dost, akraba ve sevenlerine üzüntü ile duyuruldu. Sevgili eşi Mehmet Ali Kağan, kızları Sibel Kağan Gülhan, Dr. Serap Kağan, Selen Kağan Şahin, oğlu Sertan Kağan, damatları Çetin Gülhan ve Cengiz Şahin, gelini Simge Kağan, torunları Ali, Güner, Sıla, Barış, Sel, Sürel, Lara ve Mehmet Ali, torun çocukları Sesil, Duru ve Nova, sonsuz acı içerisinde olduklarını ifadeyle, nur içinde yatmasını, mekânının cennet olmasını dilediler.
Öte yandan feci bir trafik kazası sonucu hayatını kaybeden, aslen Manisalı olup Yeşilyurt’ta ikamet eden Zihni Yılmaz’ın dün Lefke’de son yolculuğuna uğurlandığı tüm akraba, dost ve sevenlerine üzüntü ile bildirildi. Sevgili eşi Meryem Hanım, çocukları Ali-Susem Yılmaz, Burcu-Ahmet Köker, Elif Yılmaz, torunları Sual Yılmaz, Neva ve Mart Köker, “Yokluğuna asla alışamayacağız. Acımız büyüktür. Nur içinde yatsın” dediler.
Aslen Aynannalı olup, Lefkoşa’da sakin, Başkar ailesinin değerlisi Günay Başkar’ın bugün Lefkoşa’da toprağa verileceği tüm akraba, dost ve sevenlerine üzüntü ile duyuruldu. Sevgili eşi Tansel Başkar, kızları Hicran Taşdemir, Müge Cibo, Meyrem Başkar, damatları İbrahim Taşdemir, Hasan Cibo, torunları Aysol ve Hanife Cibo, Günay ve Dinçer Taşdemir, Tansel ve Gökmen Ekmekçi, nur içinde yatmasını, mekânının cennet olmasını dilediler.





Yorumlar kapalı.