Akay Cemal

ELAM istedi, Anastasiadis de ‘Malista Kirye’ dedi…





Lefkoşa Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi’nin Başhekimliğini yaptığı dönemde başarılı icraatlarıyla bilinen Dr. Bülent Dizdarlı ile kısa bir telefon sohbeti yaptık. Hastane yangını aklınıza gelmesin. Konu, korona virüsünü bahane ederek, Rum Yönetimi’nin dört sınır kapısını keyfi bir şekilde kapatmasıydı…

Sn. Dizdarlı’ya sordum: ‘İnsanlara tüm kapıları kapattı diyelim; kedilere-köpeklere, serçelere, güvercinlere, hatta her iki tarafın her noktasında cirit atan kargalara da kapatabilir mi?’

Kısa bir gülüşmeden sonra, sosyal medya hesabından da paylaştığı gibi, “Virüslerin pasaporta, vizeye ihtiyacı yok” dedi ve ekledi:

“3 Şubat’ta yapılan İki Toplumlu Sağlık Komitesi’ne iki taraftan da uzmanlar çağrılmış ve ‘bir ada ülkesi olmamız hasebiyle her taraf kendi hava ve deniz limanlarını kontrol ederse, ara bölgede fazladan bir tedbir almaya gerek olmadığı’ kararı alınmıştı. 20 Şubat’ta yapılan ikinci toplantıda da kararlar teyit edilmiş ve sonrasında karşılıklı olarak şüpheli çıkan bizde iki, onlarda bir vaka birbirine bildirilmiş ve negatif çıkmasıyla da ekstra tedbir gündeme gelmemişti.”

Dizdarlı, “Ada’da ve Türkiye’de hiçbir vaka görülmemişken, alınan bu bilim dışı kararın politik olmadığını anlamamak için ultra ahmak olmak gerekir. Karşılıklı geçiş noktalarımızı değil, salgının adeta patladığı İtalya ve yeni yeni patlamaya başladığı Yunanistan’a kapılarını kapatmaya salık veririm. Yoksa virüs adaya geldi mi, araya duvar da örseniz fayda etmez. Virüslerin ne pasaporta, ne de vizeye ihtiyacı var” dedi.

Peki, kedi ve köpeklerden, her türlü kanatlılardan bulaşabilir mi? Hayvandan inana geçmez, ama virüs taşıyan bir kişi, kedi-köpeği okşarsa 13 saat içinde kendini belli ettirir.

Bunları geçelim ve esas konuya dönelim. Kapıların kapatılması, ırkçı ve faşist ELAM’ın istemi ve Anastasiadis’in de onayı ile gerçekleştirildi. Bundan kimsenin kuşkusu olmamalıdır. Zaten ELAM’dan yapılan açıklamada, ELAM’ın başkanı Hristu’nun, Rum lider Nikos Anastasiadis ile yapmış olduğu görüşme sonrasında 4 geçiş kapısının kapatılmasını sağladıkları belirtildi.

ELAM, açıklamasında “4 barikatın kapatılması, ELAM’ın ağır baskılarının sonucudur. Bu baskılar 28 Şubat sabahı, hareketimizin başkanı Sayın Hristu tarafından, Başkanlık Sarayı’nda gerçekleşen görüşme çerçevesinde tırmandırıldı. Hareketimiz, bunca yıldır sorundan başka bir şey elde etmediğimiz barikatların tamamının kapatılması ezeli tezinde ısrar etmeyi sürdürüyor. Dahası, Yeşil Hat’tın sıkı korunmasını, havaalanları ve limanlarda katı denetimler yapılmasını istiyoruz” denildi.

Kısacası kapıların neden kapatıldığı bal gibi de meydanda! Başlıkta da vurguladığımız gibi, “ELAM istedi, Anastasiadis de ‘Malista kirye’ (Başüstüne – peki efendim) dedi. Anastasiadis, kapıları kapamaya dünden razıydı ve korona virüsünü bahane ederek, ELAM’ın da baskılarına boyun eğerek talimatı verdi, kapıları kapattı. Hem de Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’ya sorma gereğini dahi duymadan!

İşte Anastasiadis’in nazarında Kıbrıs Türkünün değeri bu kadar! Kıbrıs Türk halkını yok sayan bir zihniyetle biz anlaşacağız da falan filan. Hepsi hikâye. Bir AB üyesi olmalarına rağmen, bırakın Türklerin; kendi soydaşlarının seyahat özgürlüğünü bile engelleyen bir yönetimden daha ne beklenebilir? Anastasiadis ve mesai arkadaşlarının tek derdi, Rumlardan Türklere tek bir kuruş bile geçmesin.

Bu güne kadar uygulanan psikolojik baskıların etkili olmadığını gören, daha ucuz olduğundan uzayıp giden benzin kuyruklarını gördüğünde dizlerini döven Anastasiadis’in bu kararı tamamen siyasidir. Onun için değil midir ki, ambargoları yıllar boyu sürdürmektedirler. BM öteden beri güven artırıcı önlemlere hassasiyet gösterirken, Rum lider ne AB’yi takar, ne de BM’yi! Onları takmaz da, Türkleri mi takacak? Ortaklığa mı kabul edecek?

Şunu da ekleyelim. Eğer kapıları Türk tarafı kapatmış olsaydı yer yerinden oynar, bu ülkede kıyametler kopardı. Bu arada Ahmet Yatman arkadaşımızın da ifade ettiği gibi, Derinya Kapısı’nın açılması için çalmadık kapı, yapmadık eylem bırakmayan ‘Mağusa İnisiyatifi’ acaba bu duruma ne diyor? Bir ses verseler ya!..

***

Hastane yangınının 3’üncü kurbanı

Zalihe Karabey, Alsancak’ta defnedildi

Lefkoşa Dr. Burhan Nalbantoğlu Hastanesi’nde çıkan yangın sonucu hayatını kaybeden Erdoğan Kalaycılar ve Asım Uyguroğlu’ndan sonra, Zalihe Karabey de yaşama tutunamadı. Baf’ın Mandirga köyünden olup, Alsancak’ta ikamet eden ve herkes tarafından sevilen, sayılan Zalihe Karabey, dün gözyaşlarıyla Alsancak’ta son yolculuğuna uğurlandı.

Çok sevdiği kıymetli eşi Süleyman Karabey ile evlatları İlknur-Fadıl Yaradanakul, Zehra-Mustafa Şekeroğlu, Ülkü-Eşref Kutca, Nazım ve Mehmet Karabey, torunları Cenk, Zalihe Ş, Süleyman, İsmet, Hüseyin, Yağmur, Şermin, Zalihe Y, Zalihe K, Ali, Rifat, Can, Timur, torun çocukları Nil, Nesil, ayrıca tüm kardeşleri, eşleri ve yeğenleri, iyiliksever, kıymetli insan Zalihe Hanım’ın vefatı nedeniyle acılarının sonsuz olduğunu ifade ederek, üzüntülerini tüm akraba, dost ve sevenleriyle paylaştılar, ‘Yattığın yer nur, mekânın cennet olsun’ dediler.

Bu arada aslen Akıncılarlı olup, Akdoğan’da ikamet eden, Özyanak ailesinin çınarı, 1934 doğumlu Osman Özyanak dün köyü Akıncılar’da toprağa verildi. Osman Özyanak, gerek Kıbrıs’ta, gerekse dünyada cereyan eden nice olaylara tanık olmuş bir çınardı.

Sevgili eşi Meryem (Fatma) Özyanak, oğulları ve gelinleri Zafer-Pelin Özyanak, İsmail-Emili Özyanak, Ersoy-Gülin Özyanak, kızları ve damatları Hilal (merhume)-Hasan Cingöz, Erkan-Yılmaz Kaygısız, torunları Ahmet Cingöz, Hüseyin-Aytaç Özyanak, Can Kaygısız, Dilara, Roberk, Albert ve İbrahim Özyanak ile torun çocuğu Zafer Özyanak, üzüntülerini tüm akraba, dost ve sevenleriyle paylaştılar, nur içinde yatmasını ve mekânının cennet olmasını dilediler.

ELAM istedi, Anastasiadis de ‘Malista Kirye’ dedi…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.