Akay Cemal

‘Anılarıyla Ertuğrul Hasipoğlu’ Tremeşeli ve öldürülen koca’





Değerli arkadaşımız Deniz Gürgöze’nin hazırladığı ‘Anılarıyla Ertuğrul Hasipoğlu’ isimli kitabın tanıtımı geçtiğimiz günlerde Merit Lefkoşa’da yapılmıştı… Okman Printing’de basılan, editörlüğünü Bülent Fevzioğlu ve Eralp Adanır’ın yaptığı, 233 sayfanın yer aldığı kitap, çoğu renkli bol fotoğraflarla da desteklenmiş durumda. Diğer bir lakabı ‘Kartal Tibet’ olan Hasipoğlu hakkındaki önsözde Deniz Gürgöze özetle şunları anlatıyor:

“Çocukken yüzü pek gülmez, sert mizacı ile kaldı hep aklımda. Deyim yerindeyse ağır ağabeylerimizden biriydi. Tanıdım tanıyalı, gözlükleri de gözünden çıkmamıştır hiç. Geçmiş yıllara dair her anını yeniden yaşadı ve bir kez daha o yılları yaşar gibi anlattıklarıyla ben de dalıp gittim geçmişe. Hayatının hiçbir evresinde dik duruşundan ve ilkelerinden asla ödün vermedi. Bir doktor olarak savaş denilen vahşeti en kanlı haliyle ve en yakından görmüş bir adamın yaşadığı travmayı, ancak o dönemde yaşayanlar bilirdi elbette. Dostları ve arkadaşları olduğu gibi, ailesinden kaybettikleri de oldu savaş içinde…

Sinde (İnönü) köyünde yetişen ve köyüne özel sempati duyan Hasipoğlu, yine Sinde köyünde yetişen bana da bu kitabı yazdırdı. Savaşı birebir yaşadı ve rahmetle andığı Bülent Ecevit’i konuşurken hüngür hüngür ağladı.”

1964-66 yılları arasında tahsiline ara vererek, Erenköy’e çıkan ve Bölük Komutanı olarak görev yapan Hasipoğlu, 1967’de İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu ve Kadın Hastalıkları ve Doğum Hekimliği dalında ihtisas yaptıktan sonra adaya döndü. Çeşitli kabinelerde Sağlık Bakanı olarak görev yapan Ertuğrul Hasipoğlu, son olarak Meclis Başkanlığı görevini ifa etti. Lefkoşa’da Reşadiye Sokağı’nda doğan Hasipoğlu, anaokulda öğretmeni Sevilay Sadıkoğlu’nun annesi Emine Hanım, Yenicami İlkokulu’nda da Hacı Faik Efendi olduğunu anlatıyor.

Kitapta soyağacına değinilirken, Hasipoğlu özetle şunları aktarıyor:

“Babaannemin ismi Nazif idi ve Magundalıydı. Baf’a bağlı çok güzel küçük bir köydü. Maalesef görmek nasip olmadı. Bana söylediklerine göre Tahir Ağalar’dan geldiğimizdir. Çok zengindi. Afrodit Hamamları’nın orası yani Magunda’ya kadar olan çiftlik bölgesi hep onunmuş… Tahir Ağa her şeyini sattıktan sonra yolda gelirken bir Rum kadını görmüş ve ona aşık olmuş. Kızın babası “40 dönüm tarla verirsen kızı sana veririz” demiş ve 40 dönüm tarla karşılığında kızı dedeme vermişler. Kız bir gece Tahir Ağa ile kalmış ve Tahir Ağa, o gece kızın akli dengesinde bir sorun olduğunu anlamış, ama Rum kızı uğruna verdiği tarlası da boşuna elden gitmişti böylece…

Tahir Ağa’nın, nenemin dedesi olduğunu Avukat Menteş Aziz’in kardeşi Fuat Aziz’den öğrenmiştim. 1960 yılında atanan ilk Büyükelçi Emin Dırvana da Magundalıydı. Dırvana’nın, Makarios ile de çok iyi ilişkileri vardı.”

Hasipoğlu lise öğrencisiyken TMT çalışmaları yanında, tiyatro ve futbol ile de ilgilenmiş, köyü olan Sinde ve kısa bir süre Çetinkaya’da forma giymişti. O dönemlerde şişman olmamasına rağmen, futbolda lakabı ‘Göbek’ idi. “TMT’nin isim babası Kemal Tanrısevdi’dir” diyen Hasipoğlu, TMT yıllarını anlatırken, yemini Münir Karabardak’ın evinde yaptığını, ilk görevinin Ayluka ve Gölek mahallesinde broşür dağıtmak olduğunu aktarıyor ve şunları ekliyor:

“Aslında ‘Kara Çete’nin disiplinsizlik dışında davaya zararları yoktu. Dr. Küçük’ün bilgisi dahilinde Volkan’ı kuranlar arasında Velesbitçi Şakir ve İsmail Sadıkoğlu da vardı. Birçok Kara Çete üyesi yaşanan olayların ardından Londra’ya giderek oraya yerleşti.”

Kitapta bazı ilginç başlıkları şöyle sıralayabiliriz: Viktorya Lisesi’nden kaçırdığımız kız öğrenciler… Bir garip silah taşınma olayı ve ilk deniz şehitlerimiz… İngilizce öğretmenimiz bizden şüpheleniyordu… Üniversite yılları… Üniversite-İhtilal ve TMT üçgeni… Alpay’ı kim vurdu? Sancaktar oldukça sarhoştu… Türk Mukavemet Teşkilatı üzerine anılar… Kıbrıs İstirdat Projesi… Tremeşeli ve Lozan Taksi önünde öldürülen koca…

Kitabın 56 ve 57’inci sayfalarında ilginç bir anı dile getirilirken şunlar kaydediliyor:

“Kurucu ekibin başı Mehmet Ali Tremeşeli idi. Evli bir kadınla anlaşmış, aşık olmuştu. Kadın da ona karşı böyle bir his edinmişti. Kadının kocası bir gün Lozan Taksi önünde vurularak öldürüldü. (Adamın öldürülme sebebi de, bu adamın Mehmet Ali’yi öldürmek için Rumlardan silah almasıydı.)Biz o gün Kamyoncu Raif’in yazıhanesinde İbrahim, yani Mehmet Ali Tremeşeli’nin kardeşi ile beraber oturuyorduk. Silah seslerini duyunca merak ettik ve seslerin duyulduğu tarafa doğru yürüdük. Bu arada adamı TMT’nin vurduğundan Mehmet Ali Tremeşeli’nin haberi yoktu. Bu bilgileri edindikten sonra, İbrahim (Mehmet Ali’nin kardeşi) başka yere gitti, ben de Sönmezliler Ocağı’na yürüdüm…

Ertesi günü İbrahim’i, adamı öldürdü diye tutukladılar. Halbuki adamı kimin öldürdüğünden haberi bile yoktu. En önemli şahidi de bendim. Çünkü adamın vurulduğu gün İbrahim ile birlikteydik. Kim vurdu diye gidip bakmıştık olay yerine. Adamı İbrahim vurmuş olsa niye gidip baksın ki tekrar diye düşündüm. Bu olay üzerine iki kişi tutuklanmıştı.

Mehmet Ali Tremeşeli, kardeşi İbrahim’in de tutuklanması üzerine, bizi topladı ve dedi ki, “Eğer mahkûmiyet verilirse İbrahim’i kaçıracağız.” Bizim ekip 12 kişiydi. Böyle bir şey gerçekleşirse Mahkemeye girip, hakim dahil hepsini alacaktık. Diğer ekip de dışarıdan gelecek ve herhangi bir tehlikeye karşı tedbir alacaktı. Mahkemede karar beraat çıktı. Bu karar sonrasında bu kez de herkes adamı Mehmet Ali’nin öldürdüğünü düşünüyordu. Halbuki Mehmet Ali Tremeşeli’nin haberi bile yoktu. Ben şahittim.”

Deniz Gürgöze’nin yazdığı ‘Anılarıyla Ertuğrul Hasipoğlu’ kitabında daha neler yok ki! Erenköy’de geçirilen süreç ve siyasetteki yılları da önümüzdeki pazar gününe bıraktık.

İyi pazarlar.

‘Anılarıyla Ertuğrul Hasipoğlu’ Tremeşeli ve öldürülen koca’
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.