Akay Cemal

20 Temmuz, yıllarca çekilen acılardan kurtuluşun günüdür





Kıbrıs Türk halkı dün en büyük bayramını kutladı. 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı’nın 46’ıncı yıldönümü sıcağa ve Koronavirüse (Covid-19) rağmen coşkuyla kutlandı. 20 Temmuz’un yıldönümünde Türkiye tarafından bazı jestler de yapıldı. Yangın helikopterinin yanı sıra, KKTC’ye içerisinde 20 bin test kiti, 10 solunum ve 2 PCR cihazı da olan 3 TIR dolusu tıbbi malzeme gönderildi.

   Siyasiler ve birçok sivil toplum örgütü gün nedeniyle mesajlar yayınladılar. Başbakan Ersin Tatar, “Devletimiz, özgürlüğümüz, egemenliğimiz ve güvenliğimize sahip çıkmakta kararlıyız” derken, 3’üncü Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, “Yapılması gereken devletimize sahip çıkmaktır. Özellikle genç nesiller tarihimizi iyi bilmeli öğretmenlerimiz ve çok değerli anne babalarımız bu konuda üzerlerine düşenleri mutlaka yapmalıdır” dedi.

   Tamamen katılıyoruz. Çünkü içimizdeki 5’inci kol faaliyetleri, tarihi gerçekleri saptırmak ve Rum tarafı ile ‘diğerlerinin’ çıkarları neyi gerektiriyorsa, ona göre dalgalanmaktadırlar. Nasıl ki, Rum Yönetimi 15 Temmuz darbesini tarih kitaplarından çıkardı, söz konusu çevreler de 20 Temmuz’u tarih kitaplarından söküp atmakta hiçbir sakınca görmeyeceklerdir. Halbuki 20 Temmuz, Kıbrıs Türkünün yeniden doğuşudur. 20 Temmuzu da yaratan 15 Temmuz 1974 Albaylar Cuntası ile EOKA B’nin, ENOSİS’e yönelik darbesiydi…

   20 Temmuz 1974 öncesi dönemde bu adada barıştan, huzurdan ve güvenden söz edebilmek mümkün değildi. Hele de Kıbrıslı Türkler açısından! Adayı Yunanistan’a ilhak etmek amacıyla 1 Nisan 1955’te kurulan EOKA, birkaç yıl içinde adayı cehenneme çevirmişti. Barıştan eser kalmamıştı. Nihayet 1960’de ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla barış, huzur ve güvene bel bağladık. “Çekilen bunca acılar artık yeter” dedik ve bir umut doğdu içimizde. Meğer karşı unsurun içindeki ENOSİS ateşi sönmemiş, durulur gibi olmuş, yeniden alevlenmişti…

   Bu zihniyetle ortaklığın devamı zorlaşmış, imkânsız hale gelmişti…  Kıbrıs Türkünün anayasadaki haklarını çok gören Makarios, ENOSİS anlamına gelen 13 maddelik değişiklik önerisini kabul etmemizi istedi. Ne Kıbrıs Türkü kabul etti, ne de Türkiye hükümeti! Esasen kabul edilmeyeceğini Makarios da biliyordu, Yunanistan da! 13 maddelik değişiklik önerisi bir bahaneydi ve silahlanmaya ağırlık verilmişti. Genelde tüm limanlar da Rumların denetimindeydi. Diledikleri kadar silah ve cephaneye sahip olabiliyorlardı. Hatta bir defasında Mağusa Limanı’nda gemiden vinçle kasalar indirilirken, yanlışlıkla bir kasa yere düşerek açılmış ve içerisindeki modern otomatik silahlar görülmüştü. Kasaların üzerinde ‘Matbaa kâğıdı’ yazılıydı ve Nikos Samson’un ‘Mahi’ gazetesi adına sipariş edilmişti. Olay, günlerce gazetelere konu edilmişti…

   Nitekim beklenen gün gelmiş ve Ada Türklerini yok etmek için hazırlanan ‘Akritas Planı’nda düğmeye basılmıştı. On üç maddelik anayasa değişikliğini ve azınlık haklarını kabul etmeyen Kıbrıslı Türklere karşı girişilen saldırılara da kulp bulmak için ‘Türkler devlete isyan etti’ uydurmacasına yatacaklardı. Minareyi çalacak olan kılıfını hazırlamıştı. Kısacası hep saldırgan taraf onlar, savunma durumunda kalan da Kıbrıslı Türkler idi.

   Kıbrıs’ta hep yaşandı bunlar. 21 Aralık 1963’ten 20 Temmuz 1974 Barış Harekâtına kadar geçen süreçte Kıbrıslı Türklerin çektiği acılar, işkenceler anlatmakla bitmez. 103 köyden kovuldular ve yıllar boyu göçmen hayatı yaşadılar. Şimdi Suriyelilerin yaşadıkları gibi! Rahmetli kayınvalidemin kız kardeşi Şifa hanım vardı. Allah iyiliğini versin, halen hayatta olan Bahire hanım ve Hakkı Müftüzade’nin eşi Şifa hanımı çok iyi hatırlarlar. Senelerce Arabahmet bölgesinde tek göz bir odada göçmen olarak yaşadı. Ya; çadırlarda yaşamak zorunda kalanlar? Utanç barikatlarında çekilen azap ve işkenceler, orada görevli Rum polislerinin, ‘Küçük dağları ben yarattım’ dercesine Türkleri horlamaları…

   Ortak devletteki Türklerin payını çaldıkları yetmezmiş gibi, 11 yılı bu topluma zehir ettiler. Kıbrıs Türkü o sürede ne bayram bildi, ne seyran! Tek istemi mezalimden, eziyetten kurtulmaktı. Kıbrıslı Türkler sanki de bu toprağın evladı, bu vatanın çocuğu değildi. “Bu adada biz ne istersek, ne dersek o olur” düşüncesinde olanlar, o kadar bir şımarmıştı ki, artık son darbeyi indirecekler ve ENOSİS’in gerçekleştiğini, ‘Kıbrıs Elen Cumhuriyeti’nin kurulduğunu ilan edecekler ve Kıbrıslı Türklerin cesetlerinin bulunduğu çukurlar üzerinde coşkulu kutlamalar yapacaklardı.

   Ancak evdeki hesap çarşıya uymamıştı. Ecevit-Erbakan ikilisi ve komutanlar, bu şımarıklığa daha fazla tahammül edemezdi. Karaoğlan Bülent Ecevit’in başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, gerekli değerlendirmelerden sonra beklenen kararı verdi ve beklenen o gür sesle tüylerimiz diken diken olmuştu. “Biz adaya savaş için değil, barış için gidiyoruz” demişti Ecevit ve Türk milleti tek vücut olmuştu. Gözler Beşparmak’larda ve Toros’lardaydı. Bizler, Gönyeli, Hamitköy, Ortaköy ovalarına inen paraşütleri heyecanla izlerken, etrafımızda toplananlar, geç olmakla birlikte kurtuluşa kavuşmanın sevinç gözyaşlarını akıtıyorlardı.

   Kısa bir süre önce de vurguladığım gibi, Kıbrıs Türk Halkının Varoluş ve Özgürlük Mücadelesi Lideri Dr. Fazıl Küçük’ün o sırada yanımda olan eşi merhume Süheyla Küçük, ellerini havaya açarak gözleri dolu vaziyette “En nihayet” demekten kendini alamamıştı…

   Bu nedenle bu günlerin değerini bilelim. Kıbrıs Türk halkının bu adada Barış Harekâtı’ndan önce yaşadığı cehennem hayatını, haksız yere çektiği acıları, verdiği şehitleri unutmadan devletimize sahip çıkalım ve Türkiye ile ilişkilerimizi daha da güçlendirelim. Devlete sahip çıkmak, aynı zamanda barışa sahip çıkmak demektir. Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı mesajında, “Bu güzel ada, iki topluma da yeter” dedi. Doğrudur. Ancak Rum tarafının doymak bilmez iştahına ne dayanır ki? Doğu Akdeniz’i bile dedelerinden kalan miras zanneden, silaha doymayan ve son olarak yakın dostları Fransa’dan menzili 180 kilometre olan Exocet füzeleri satın alan Rum Yönetimi’!nin, bu adada kendinden başkasını, özellikle de Kıbrıslı Türkleri hazmetmesi, kabullenmesi mümkün mü?

   Görüldüğü kadarıyla da zihniyetlerinde 1 milim bile gerileme olmuş değildir!

20 Temmuz, yıllarca çekilen acılardan kurtuluşun günüdür
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.