Siyonist İsrail soykırım yaparak yerle bir ettiği Gazze’yi dünyanın gözleri önünde işgal ederken ve Ukrayna savaşı tüm şiddetiyle sürerken Birleşmiş Milletler kafayı, Türkiye’nin etkin güvencesi sayesinde barışın hüküm sürdüğü Kıbrıs’a taktı… BM Genel Sekreteri António Guterres’in Kıbrıs Kişisel Temsilcisi María Angela Holguín Cuéllar, taraflar arasında görüşme zemini olmadığına ilişkin raporunu sunduktan sonra atandığı görevi bırakmıştı… Ama Cuellar tarafından yeniden sahneye sürüldü… Holguin, KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar ile Rum Yönetimi Başkanı Nikos Hristodulidis arasındaki görüşmelerin yeniden başlamasını umduğunu belirterek atraksiyonlarını sürdürüyor…
1964 Martı’nda Kıbrıs ortaklık cumhuriyetinin tapusunu o menhus Güvenlik Konseyi kararıyla Rum’a veren Birleşmiş Milletler, o günden bu yana Kıbrıs Türkü için umutsuz vakadır…
*
Dünya sorunlarına çarpık yaklaşımlar, dünya barışı adına İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan Birleşmiş Milletler’in evrensel faaliyet sürecini zaten bir başarısızlıklar tarihine dönüştürmüştür… Bu örgütün Kıbrıs başarısızlıklarını ve hatta fiyaskolarına ise Kıbrıs Türkü nice trajedi yaşayarak tanıklık etti…
20’nci yüzyılın ikinci yarısından günümüze dünyamızda sayısız çatışma ve savaş yaşanmıştır. Tüm bunlar hiçbir etkin girişimin ve sonucun sahibi olamayan BM’nin gözü önünde gerçekleşmiştir.
BM Güvenlik Konseyi’nin Gazze’de Filistinlilere karşı işlenen soykırıma “dur” diyememesi de 21’inci yüzyılın en kanlı savaşlarını sonlandırma konusunda asgari görevlerini yerine getiremeyen bu uluslararası organın işlevselliğini ciddi biçimde gündeme getirdi. BM’nin, Gazze’de sivillerin bombalanmasını, kadın ve çocukların, onlarca gazetecinin ve hatta BM çalışanlarının öldürülmesini kınayan bir karar bile alamamış olması, onun “dünya barışını ve güvenliğini koruma” temel misyonunu yerine getirmekten aciz olduğunu trajik biçimde ortaya koydu…
*
BM’nin üye ülkeler arasında barış ve güvenliği sağlamaktan sorumlu ve kararları bağlayıcı olan en güçlü organı Güvenlik Konseyi’ndeki 5 daimi ülkenin (ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa) mutlak veto yetkisine sahip olması, sunulan karar tasarılarının kabulünü güçleştiriyor ve teşkilatı işlevsizleştiriyor. BM’nin Genel Kurulu’nun da aldığı kararların bağlayıcılığı bulunmuyor. Birleşik Arap Emirlikleri ve aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 90’dan fazla ülkenin eş sunucusu olduğu Gazze karar tasarısının 8 Aralık 2023’te Güvenlik Konseyi’nde yapılan oylamada ABD tarafından veto edilmesi bu ciddi durumun tarihe geçen örneği oldu.
Oylamadan 2 gün önce 6 Aralık’ta Genel Sekreter Antonio Guterres, görev süresi boyunca yetkisini ilk kez kullanarak Gazze’deki insani felaketin önlenmesi için BM Şartı’nın 99’ncu Maddesi’ni işletmiş ve 6 Aralık’ta Güvenlik Konseyi’ne mektup göndermişti. Guterres, “Güvenlik Konseyi üyelerini insani felaketin önlenmesi için baskı yapmaya çağırıyorum ve insani ateşkesin ilan edilmesi talebimi yineliyorum. Bu çok acil” ifadelerini kullanmıştı. Genel Sekreterin hamlesinin ardından 8 Aralık’ta gerçekleşen toplantıda, Gazze’de insani ateşkes talep edilen karar tasarısı da yine ABD tarafından veto edilecekti…
Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesinin “mutlak veto” yetkisiyle donatılması ve BM Genel Kurulu’nun kararlarının da bağlayıcılığının olmaması, dünyanın kaderinin bu 5 ülkenin eline terk edilmesi anlamına geliyor. Bu durum, “Dünya 5’ten büyüktür” vurgusunu ısrarla dillendiren TC Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere birçok ülkeyi, küresel ve bölgesel pek çok örgütü, BM’nin yapısında reform yapılması talebinde bulunmaya itti.
Guterres de 10 Aralık 2023’de Katar’ın başkenti Doha’da düzenlenen Doha Forum’da yaptığı konuşmada, “Gazze’de insani ateşkes kararını uygulamaya gücünün olmaması nedeniyle BM Güvenlik Konseyi’nin otoritesinin ve güvenirliğinin zedelendiğini” belirtti. BM tarihinde bir Genel Sekreter ilk kez böylesine sarsıcı sitemde bulunuyor ve Teşkilat içinde tarihi bir özeleştiri yapıyordu…
İçine sürüklenilen bu durumda dünya ülkelerinin, “dünya barışı”nı sağlayabilecek daha etkin ve adil kurumlar ve alternatifler araması ya da en azından barışı 5 ülkenin tekelinden kurtaracak şekilde BM’yi modernize etmesi gereksinimi ortaya çıkıyordu…
*
On binlerce insanın hayatının ve kaderinin bir ya da 5 ülkenin ağzından çıkacak söze bağlı olması hiç de mantıklı ve olağan değildir… Henüz hiçbir devlet BM’ye alternatif yeni bir uluslararası yapılanmadan, ya da BM’nin merkezinin New York’tan başka bir şehre taşınmasından söz etmiş değildir… Ancak BM’de reform yapılması özellikle Güvenlik Konseyi daimi üye sayısının artırılması yönünde güçlü bir düşünce akımı tetiklendi…
İkinci Dünya Savaşı’nın kaybedenleri Almanya, Japonya ve İtalya’nın yanı sıra, Arap ve İslam ülkeleri, Afrika ve Güney Amerika kıtaları da şimdi haklı olarak BM Güvenlik Konseyi’nde daimi üyelik istiyor.
İkinci Dünya Savaşı’ndan 80 yıl sonranın dünyası artık eski dünya değil. Pek çok ülkenin ekonomik olarak atağa geçtiği, çatışma ve sorunları çözmede ve insani yardım sunmada diplomasiyi etkin şekilde kullandığı görülüyor.
Onlarca yıldır ötekileştirilen ülkelerin seslerinin duyurulması için yükselişe geçen bu ülkelerin Güvenlik Konseyi’nde yerini alması gerektiğinin altı her fırsatta çiziliyor… (Yarın sürecek)
Ahmet Tolgay
Diğer Yazıları
Köşe Yazarı





Yorumlar kapalı.