Ahmet Tolgay

Pazartesi notları: Kulağa küpe durumlar





GÜVENCESİZ NASIL BİR ÇÖZÜM? : 20 Temmuz konuşmalarının yankıları, etkileri ve tepkileri ile dolu bir haftayı geride bıraktık…  Güney Kıbrıs’ı ziyaret eden Yunan Başbakanı Kiriakos Miçotakis, Yunanistan’ın Kıbrıs’taki etkin, yaygın ve çok somut varlığına hiç bakmadan “Türkiyesiz Kıbrıs” tezini seslendirirdi…
Aylardır dur durak bilmeyen İsrail saldırıları yüzünden Gazze baştan başa mezarlığa dönmek üzere… Miçotakis bir AB temsilcisi olarak hadi Gazze’ye gidip ateş kes sağlasın… Görelim bakalım onun şahsında AB ne kadar etkili olacak… Hele o misyonu bir göstersin de, Türkiye’nin uluslararası antlaşmalardan kaynaklanan garantörlük hak ve yetkilerini ağzına ondan sonra alsın…
Miçotakis’in bu seslendirmesinin yankıları içinde bizim tarafta  TBMM’de kabul edilen tezkereye ilişkin, “Tezkerenizi, dayatmalarınızı kabul etmiyoruz… Çözüm ve barış için mücadeleye devam ediyoruz” diyenler, “federasyondan başka çözüm olamaz açıklamasında bulunanlar oldu…
Soykırımdan sabıkalı Rumlar karşısında güvencesiz nasıl bir çözüm?.. Nasıl bir barış?.. Nasıl bir federasyon?..
Ha, o tezkere zaten Türkiye dışındaki birilerinin değil, TBMM’nin kabulüne sunulmuştur ve kabul da edilmiştir… Tezkere konusunda dilleri bir kez daha çözülenlerden,   bir kez de şu Rum – Yunan marifetleri konusunda, Yunan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias’ın  Güney’de askeri deniz üssü kuracaklarına dair sözlerine, Yunan başbakanının “Türkiyesiz Kıbrıs” vurgularına karşı sesleri bir  çıksa ne olur?!..
Hiç değilse 50 yıldır çözümden inatla kaçanları, ikinci 50 yılda çözüme nasıl ikna edebileceklerini açıklasınlar bari… Türkiyesiz ve Türkiye’nin garantisinden yoksun tezlere biat ederek mi?..
Kaldı ki garantörlük konusu Türkiye’nin de kendi öz yetkisi… Uluslararası antlaşmalardan kaynaklanan, uluslararası hukukta yeri olan bir hak…

*
KULAĞA KÜPE: Soykırımcı siyasetlerle toplu mezarlara gömülenlerimizin anma törenleri, o unutulmaz  katliamların yıldönümlerinde bir kez daha başlamıştır… Soykırımın toplu mezarlarından gelen seslere de kulak vermeli…
TBMM’deki tarihi oylamada, o tarihi ve gerekli tezkereye onay veren TC’nin ana muhalefet lideri, CHP Genel Başkanı Özgür Özel, şu tümceyi KKTC’nin ana muhalefeti CTP’ye yaptığı ziyaret sırasında, ana muhalefetimiz CTP’nin gözlerinin içine bakarak seslendirdi: “Türkiye’nin garantörlüğünün olmadığı bir çözümü son derece riskli görürüm.”
CHP iktidar değil, muhalefet… Türkiye ana muhalefetinden gelen böylesi uyarıcı sözleri de kulağa küpe etmek gerekmez mi? Tabii ki bu soru “Türkiye’nin garantörlüğü tabu değildir” bilinçsizliğine  saplananları hiç ilgilendirmez…
*
RUM TARAFI MÜZAKERELERİ ÇOK MU İSTER?: Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin müzakerelerin başlayamamasının tek sorumlusu olarak Türk tarafını göstermek büyük bir hata ve haksızlıktır. Yeni bir müzakere sürecinin başlayabilmesi için Kıbrıs’taki iki tarafın da çekingen davrandığı, bu müzakere sürecini başlatma misyonunu yüklenenler tarafından da seslendiriyorlar… Bu nasıl görmezlikten gelinir?..  BM Genel Sekreteri’nin müzakereleri başlatma misyonuyla yükümlü kişisel temsilcisi Maria Angela Holguin Cuellar’ın bu bağlamda net demeçleri var, “her iki taraf da ortak zemine çok uzak” mealinde… Holguin’in Müzakereler için ortak zemin bulunmadığını belirtmesi Rum tarafını da kapsar ve bağlar…
Gelinen aşamada müzakerelerin başlayabilmesi için Türk tarafı bazı koşullar öne sürüyorsa, Rum tarafının da bazı koşullar ve müzakere masasını baskı altında tutacak dayatmalar öne sürdüğü göz ardı edilemez… Karşı taraf koşullarını ve dayatmalarını Türkiye’nin Kıbrıs’tan dışlanabilmesi taktiğine odakladı…Türkiye faktörü bertaraf edilirse adadaki Türklerin hakkından şu, ya da bu şekilde gelebilecekleri düşlerindedirler… Somut göstergelere dönüşen düşlerdir bunlar…
BM Güvenlik Konseyi ve Rusya’nın BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Vasily Nebenzia’nın New York’ta yaptığı açıklama da dikkatlerden neden kaçtı?… Rus Diplomat Nebenzia, “Kıbrıs’ta taraflar uzlaşmacı zeminden uzak” vurgusunu yaparak, bu bağlamda Rum tarafının sorumluluğunun da altını çizdi..
Diyeceğim o ki, ön yargılarda ve temelsiz yorumlarda bulunmadan önce özel temsilci Holguin’in  amiri BM Genel Sekreteri’ne sunduğu raporu beklemek gerek… Umalım ki,  “Holguin Raporu” tarafsız ve gerçekçi bir belge olur… Türk tarafının gerçeklerden yana hiçbir kaygısı yok…

Pazartesi notları: Kulağa küpe durumlar
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.