Ahmet Tolgay

Pazartesi Notları: Çevre düşünceleri 





ÇÖP TOPLAMA MARATONU:5 Haziran Dünya Çevre Günü’dür… Dilerseniz o günün önsözü olarak algılayınız bu satırlarımı…
“Ülkesine hizmet edenler ve görevlerini layıkıyla yerine getirenler gerçek yurtseverlerdir” derdi Mustafa Kemal Atatürk…
Bu Atatürk özdeyişini anımsattıktan sonra o anlamlı etkinliğe döneyim… Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı ortamıyla da örtüşmüş olan güzel bir etkinlikti…
Başbakan Yardımcılığı, Turizm Kültür Gençlik ve Çevre Bakanlığı ile Gençlik Federasyonu himayelerinde düzenlenen “Sıfır Atık Çöp Toplama Maratonu”ndan söz açacağım… Çevre ve temizlik adına verdiği ilhamlar ve sinerji ile birlikte, coşkuyu ve aidiyet duygusunu da yansıtmıştı bu etkinlik… Güzel, güncel ve yerinde bir proje idi…
Maraton ekipleri, kendilerine öngörülen bir saatlik süre içinde kilolarca çöp toplayarak aralarında yarışmışlardı… Temizlik maratonu, 25 Mayıs Cumartesi günü sabah Lefke ve akşam Güzelyurt etaplarıyla sona ermişti… Ödül töreni ise “5 Haziran Dünya Çevre Günü” etkinlikleri kapsamında Girne Turizm Limanı’nda düzenlenecek…
Maratonda en üst puanı alanlar da, alt puanlarda kalanlar da bizim için önemli ve saygındırlar… Bu çağdaş ve elzem maratonun organizatörlerini de, yurtsever katılımcılarını da gönülden kutlarım…  Ülkemizi sarmalına alan olağanüstü kirlenmeye karşı önemli bir hamlenin ilham verici özneleri oldular çünkü…
Temiz bir çevre, sürdürülebilir bir gelecek demektir… Ortak çabayla hem temiz bir çevre ve hem de sürdürülebilir bir gelecek yaratabiliriz bu güzel ve eşsiz ülkemizde… Sanırım anlamlı maratonun hepimize vermekte olduğu en önemli mesaj da budur…
Hiç bitmesin çevre adına temizlik maratonları… Ülkeyi baştanbaşa kirletmekte olan kirli ve duyarsız maratonculara karşı hep devrede olmalı ve onları da mutlaka yola getirmeliyiz…
***
ÇEVRE KAVRAMI: Mutlaka gerekli olan şu ki, çevre bilinci temel bir öğreti olarak algılanmalı ve daha ilkokul yıllarında çocuklarımızın öğretim programına konulmalı. Topluma yönelik örgün eğitimin de temel konusu yapılmalı. Bunu başaramazsak, tüm çevre ve doğa değerlerimizi, bunun yanında kültür miraslarımızı  yitirdiğimizi göreceğimiz günler uzak değildir. Çevre sevdası herkeste bir yaşam biçimine dönüştürülmeli.                          Çevre kavramını geniş bir yelpazede düşünmeli. Bu kavram kuşkusuz ki sadece temizlikten ibaret değildir…
Çevre yıkımı, hem de her alanda, iflah olmaz duyarsızılar tarafından o kadar hızlı biçimde yapılmaktadır ki, çocukluğumuzda tanık olduğumuz biyolojik çeşitliliğin olgunluk yaşlarımızda alabildiğine yoksullaştığını, temizliğin ve düzenin yok edildiğini, doğa zenginliklerimizin dağ, taş, ağaç ve orman demeden ülkemizin haritasından silindiğini, kültürel mirasın güneşe terk edilen buz misali eridiğini büyük bir acıyla gözlemliyoruz… Vah ki ne vah!.
Bu kadar kısa zamanda yaşamımızda böylesine bir çevresel yoksullaşma oluşabiliyorsa, geleceğe kaygıyla ve hatta dehşetle bakmamak olanaksızdır…
***
GELECEK NESİLLERİN EMANETİ: Temel ve örgün eğitimle, çevreciliğin evlât ve yurt sevgisinin, medeniyetin, toplumsal sağlığımızın ve Tanrı’ya şükranın gereği olduğu yediden yetmiş yediye tüm insanlarımıza öğretilmelidir.
Yeni nesillere yıkılmış ve talan edilmiş bir çevre, köreltilmiş ve yoksullaştırılmış bir doğa, çürütülüp eritilmiş bir kültürel miras bırakmak evlât sevgisiyle de bağdaşmaz. Evlâdını seven, evlâdının çevresel mirasına da özen gösterir. Çevre, çocuklarımızın sağlıklı ve mutlu biçimde yaşayabilecekleri doğal ortamdır. Tüm canlıların yaşam alanıdır…  Ve gelecek nesillerin bize emanetidir…
Yurdun çevresel, doğasal ve kültürel zenginliklerini talan etmenin yurtseverlikle bağdaşır yanı var mıdır?.. “Yurt” dediğimiz zaten o çevresel değerlerin toplamından başka nedir ki?..  Çevre, doğa ve kültürel miras duyarlılığı, medeniyetin ta kendisidir…
Yaşanmakta olan çevre yıkımlarına göndermede bulunan bir espriden çok etkilendim. O espri aynen şöyle: “Ey gelecek nesil, dur gelme!..”
***
ÇEVRE SAĞLIKTIR: Medeniyetin ruhuna saldıranların, gelecek neslin emanetlerini yok edenlerin medeniyetle ilgisi olamaz… Dengeleri bozulmuş, kirletilmiş sağlıksız bir çevrede birey ve toplum sağlığının sürdürülebilmesi olanaksızdır. Tanrı’nın yarattığı değerlere kastetmek, o değerleri haritadan silmek, Tanrı’ya duyduğumuz şükranla da örtüşemez… Tanrı, yarattıklarından ve yarattıklarını bize hem nimet ve hem de emanet olarak sunmasından dolayı kutsaldır ve büyüktür. Yunus Emre “Yaratılanı severim, yaratandan ötürü” der…
Çevreye dair kaygılarımızdan kurtulabilmek için, yediden yetmiş yediye herkesi bu bilgilerin öğretisinden geçirmeliyiz. Öğrenen ve öğrendiğini yürekten özümseyen insan, donandığı bilgileri mutlaka yaşam biçimine dönüştürür. Ve donatıldığı o bilgiler eğer çevre bağlamındaysa, çevrecilik de mutlaka onun için yaşam biçiminin ta kendisi olur.
 

Pazartesi Notları: Çevre düşünceleri 
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.