Ahmet Tolgay

Bozkurt Kuruç’un aziz anısına





Türk Tiyatrosu’nun efsane kimliklerinden Bozkurt Kuruç’un, varlığıyla zenginleştirdiği fani yaşama veda ettiğini sevgili Hüseyin Köroğlu’nun acı satırlarından öğrenmek geçen pazar sabahının şoku oldu… Tiyatrodaki ve ekranlardaki unutulmaz karakterlerin yaratıcısı, 1935 doğumlu bu değerli sanatçımız, konservatuvar mezunu yerel sanatçılarımızın da hocasıdır… YDÜ Sahne Sanatları Bölümü öğretim üyelerindendi aynı zamanda… Tanışmamızı sağlayan Çetin Özen dostuma, ki şimdi büyük yastadır, minnettarım… Pandemiden önce üçümüzün enfes bir sohbetine sahne olan o Lefkoşa mekânındaki buluşmamızda garsonlar çevremizde fır dönüyor,  Kuruç’la fotoğraf çektirmek yarışına girişiyorlardı… “Siz beni nereden tanıyorsunuz?” diye sordu onlara… “Kurtlar Vadisi’ndeki Kudret Hazarbeyoğlu karakterindeki şahane oyununuzdan” yanıtını alınca da, acı bir gülümsemeyle “Tiyatro sahnelerinde onca emeğim, terim ve oyunculuğum var. Viskiyi rakı bardağında içip “Ne de olsa Türküz” diyen Bozkurt ağabeyimiz için Türk ulusunun yasa gömüldüğüne tanık olduk… Çünkü o, Türk ulusunun bağrından çıkmış çok değerli bir sanatçıdır… Ruhu şad, mekanı cennet olsun…Yeni bir buluşma için pandeminin bitmesini bekliyorduk, ne yazık ki pandemi bitmiyor ve hepimizi bitiriyor…. Bugün, iki yıl kadar önce onunla ilgili olarak, yine bu köşede yazdığım “Sanatta Tutsak Akıl Olmaz” başlıklı yazımı, onun aziz anısına yeniden paylaşıyorum:
  ***
Türk tiyatrosuna altın dönemini yaşatan ve çağ atlatan ve de bu özellikleriyle klasikleşen sanatçıların pek çoğuyla gazetecilik yaşamım boyunca yakınlaşma olanağı buldum. Onları sahnede, onlardan elektriklenerek izledim… Röportajlarımın da öznesi oldular… Bozkurt Kuruç’u iki kez Devlet Tiyatroları’nın Ankara sahnelerinde, bir kez de “Kral Oidipus” başyapıtında Girne Kalesi’nde izlediğim halde onunla yakınlaşmam ve söyleşmem bir türlü mümkün olamamıştı… Kıbrıs Türk halkının en bunalımlı günlerine moral saçan radyo tiyatrolarının ve arkası yarınların da emsalsiz diksiyonuyla belleklerimizde iz bırakmış sanatçısıydı o… YDÜ Sahne Sanatları Bölümü’nün öğretim üyeleri arasına katılmasından sonra, o bölümün başındaki sevgili Çetin Özen’den ricam oldu: “Beni ilk fırsatta Bozkurt Kuruç’la buluştur…”
Ve kendisine derinden müteşekkirim ki, sevgili Çetin en uygun zamanda bu buluşmayı gerçekleştirdi… Otantik bir Kıbrıs mekânında dört saat süreyle yaptığımız söyleşide zamanın nasıl geçtiğini hiç fark etmedim… Bozkurt Kuruç, sohbeti doyumsuz bilge ve deneyim yüklü duayen bir sanatçı…
  ***
Pek de hevesli olmamasına karşın aşırı ısrar üzerine birkaç televizyon dizisinde unutulmaz karakterlere can veren Prof. Dr. Bozkurt Kuruç, televizyon  – sanatçı ilişkilerini şöyle anlatıyor:
“Bu dizilerde görev almak büyük özveriyi gerektirir. Kişiyi tüketen çok zor bir uğraş… Her hafta sinema filmlerinden daha uzun bölümleri çeşitli mekânlarda ve çeşitli hava koşullarında çekmek söz konusu… Güzel olan şu ki, yetenekli oyuncularımız hem bu dizilerde ekmeklerine ulaşabilmekte, hem de içlerinden tiyatro kökenli olanlar dizilerden gelen kaynağı tiyatro sanatına aktarmaktadırlar… Ben halen İzmir’de yaşamaktayım… ‘Kurtlar Vadisi’nin oyuncu kadrosuna, o dizide rolü olan rahmetli Ejder Akışık’ın ısrarlı aracılığıyla katıldım ve İstanbul’a haftalarca gidip geldim… Artık sıkıldığımı duyumsadığımda o diziden çıkarılmamı istedim… Bombalı bir suikast sahnesi düzenleyerek beni temize havale ettiler… İtiraf da etmek gerekir ki bazı oyuncular  esaslı para da kazanıyorlar bu işten…”
Sözlerinin burasında o oyunculardan bazılarının adlarını saydıktan sonra gülerek diyor ki; “Kurtlar Vadisi’ndeki haftalar boyu süren emeğim sayesinde ben de işte yeni bir arabanın sahibi oldum…”
Bozkurt Kuruç, Devlet Konservatuvarındaki eğitmenliği sırasında Ayla Haşmetli, Üner Ulutuğ, Hilmi Özen, Çetin Özen ve Perihan Aziz gibi tiyatro sanatçılarımızı yetiştiren hocalardan biri olarak da bilinir… Kuruç’la ilgili etkin gözlemlerini ve ona saygılarını bu sanatçılarımızdan da çeşitli zamanlarda dinledim… Söyleşimiz bu konuya odaklandığında Kıbrıs Türk halkında sanatçı yetiştirme konusunda şahane bir potansiyel bulunduğunu gözlemlediğini vurguluyor hocaların hocası…
  ***
Üsküp göçmeni ve posta memuru Mutallip’in oğlu olduğunu belirten Kuruç, babasını  19 yaşındayken yitirir…  Kendisini devletin okuttuğunu ve yetiştirdiğini belirtirken, bu yaşta bile hiç emekliliği düşünmeden sanat adına hizmet vermesini “devletime olan borcumu ödemekteyim” şeklinde açıklıyor… Konservatuvarı bitirdikten sonra iki yıl süreyle Shakespeare kültürü atmosferinde Londra’da tiyatro eğitimi alan Kuruç, sevgili eşi Christian’la da o ortamda tanışır… Mutlu ve verimli bir beraberlikleri olur… Birçok yabancı oyunun Türkçe çevirisini yaparak bunların Türkiye’de sahnelenmesini sağlarlar… Sinema versiyonunda Jack Nicholson’a Oscar kazandıran “Guguk Kuşu” da bu oyunlardan biridir… Bu oyunda Nicholson’un canlandırdığı karakteri üstlenen Kuruç’un karşısında o otoriter hemşire rolünde Sema Aybars gibi bir diva vardı… Türkiye’de aylar boyunca sahnede kalan ve Bozkurt Kuruç’un ününü doruğa taşıyan unutulmaz oyunlardan biridir bu… 3 yıl afişte tutunabilmek tiyatro sanatında büyük bir başarı öyküsüdür…
İşte o dönemde Türk sineması da altın çağını yaşamaktadır… Sinemaya geçmesi için aldığı yoğun ve cazip önerileri önemsemez Kuruç… Tiyatroya koparılmaz bağlarla bağlıdır ve Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Cüneyt Gökçer’in de yardımcısıdır…  Ama aynı dönemde Ankara Devlet Tiyatrosu’nun yıldızlarından olan yakın dostu Kartal Tibet, tercihini sinemadan yana kullanır ve Türk sinema sanatının en önemli oyuncularından biri olarak sivrilir… Unutulmayacak jönlük döneminin sona ermesinden sonra sinema yönetmenliğine başlayan Kartal Tibet’in bu aşamasına dair şunları söylüyor Bozkurt Kuruç:
“Tiyatronun Türk sinemasına yaptığı önemli katkıların seçkin bir örneği olan Kartal Tibet, yönetmenliğine de akademik yeteneğini ve dünya görüşünü katmayı başardı. Seri halinde yönettiği Kemal Sunal filmlerine sosyal boyut kazandırdı… Sunal’ın halkçı ve toplumsal bir figür olmasında Tibet’in rolü büyüktür.”
***
Devlet Tiyatroları Edebi Kurul Başkanlığı ve bir dönem de Devlet Operası’nın müdürlüğünü yapan (konuk sanatçı Pavarotti’nin “başarısız” diye geri gönderilmesi onun döneminde değil!) Bozkurt Kuruç, sanat yaşamında kendisine gözyaşı döktüren üç olayı hiç unutmuyor. Şöyle açıklıyor bu yaşanmışlıklarını:
“Devlet Tiyatroları olarak Atina’ya Yunan klasiklerini,  Petersburg’a ise Dostoyevski’nin ‘Suç ve Cezası’nı götürdük… Yunan basını ‘Tükler Sofokles’i bizden daha iyi yorumluyorlar’; Rus Basını ise ‘Dostoyevski’yi Türk sanatçılardan izlemek varmış’ şeklinde manşet attılar. Ortaklık Cumhuriyeti döneminde Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makarios’un Girne Kalesi’ndeki ‘Kral Oidipus’ oyunundan sonra ayağa kalkarak ve asasını yere vurarak bizi selâmlaması da anılarımın unutulmaz kesitlerinden biridir.”
  ***
“Tiyatro benim hayatımdır ve bu hayatı aynen son nefesime dek yaşayacağım” diyen Prof. Dr. Bozkurt Kuruç, sanat anlayışını da şöyle açıklamaktadır:
“Özellikle tiyatro özgürlüktür… Tiyatroda ve sanatta tutsak akıl olmaz… Sanatçı, ideolojilerin ve siyasetin tutsağı olmamalı… Her sanatçı evrensel olmalı… Fazlasına gerek yok, tek bir örnek vereyim: Dünyayı hâlâ etkilemekte olan tüm Rus edipleri Çarlık döneminde yetiştiler, şartlandırıcı ve baskıcı Sovyet döneminde değil…” 

Günlükler 18-01-22 “TOLGAY” klasöründe

Bozkurt Kuruç’un aziz anısına
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.