Ahmet Tolgay

Asude bahar ülkesine göçenler





   HAYRETTİN DENNER: Onun kaybını şokları yaşayarak öğrendim… Hastalıkları bilgimdeydi, ama ölebileceğini de hiç düşünmedim… Gelgelelim acı gerçek tokat gibi indi ve; “Dünyalar iyisi Hayrettin Denner  kardeşimizi de yitirdik, vay be!..” diye eseflendim… Yahya Kemal’in “Asude bahar ülkesi” diye tanımladığı yere uçtu o da bir anda… Hayrettin dostum, özel bir insandı kesinlikle… Sinema kültürünün ta derinliklerinde, TAKSİM Sineması efsanesinde, yıllar önce başlayan onunla ilgili sımsıcak dostluğumuz ve anılarım bir film şeridi gibi yaşlı gözlerimin önünden geçti ölümünü duyunca… Zengin anılar filminin tek bir karesinde, tek bir olumsuzluk yok… Hep güzellik, iyilik ve içten sevecenlik…
Ne güzel bir insandı o?.. Kıbrıs Türk Sinema Kültürüne silinmez imzasını atan unutulmaz İBRAHİM HAYRETTİN abimizin yüreği hep sevgi ve barışla dolu vefalı ve beyefendi oğlu idi… İş hayatında ve sinema sektöründe başarılı izlerini bırakarak ilerleyen, Lefkoşa Dereboyu’nun elit simgesine dönüşen Avenue mimari başyapıtının yaratıcıları DENNER kardeşlerin babası…
Işıklar yoldaşın olsun sevgili kadim dostum… Denner Ailesi’nin ve tüm sevenlerinin başı sağ, metaneti güçlü olsun… Sinema salonlarının karanlığı bir yas dalgası halinde ruhlarımızı sarsın… O salonların kibar efendisi Hayrettin Denner artık yok…  Toplumda ve dostlukta bıraktığı boşluğun doldurulabilmesi de olanaksız… Asude bahar ülkesi onlarla dolup taştıkça, gittikçe yalnızlaşıyor ve yoksullaşıyoruz bu acı gidişlerin her seferinde…
***
   ERKAN YOLAÇ: İç mimardı, ama gösteri sanatlarındaki yükselişi eğitimini aldığı bu mesleği yapmasına hiç fırsat tanımadı… Kader ona gerçek yeteneklerine uygun bir konum hazırladı… Büyük kalabalıklar önünde yaptığı sunumlardan dolayı Kıbrıs’ta da çok iyi tanınan ve sevilen bir sunum sanatçısı olarak sivrildi… Bu sanatın duayeni oldu… Çeşitli dönemlerde Kıbrıs’a da gelip, programlar ve sunumlar yaptı… Adı Erkan Yolaç, soyadı ise anlamlı, etkileşimleriyle tam müsemma… Çünkü ilham ve sinerji veren performansıyla kendisinden sonra gelecek olan sunucuların yolunu gerçekten açtı…  Erken dönem TRT’nin ünlü ve yankılı yarışmalarından ’Evet-Hayır’ın sunucusu olarak bir dönemin fenomenine dönüştü… Ve geride bıraktığımız hafta içinde uzun süredir tedavi gördüğü, birkaç kez de yoğun bakıma alındığı İstanbul’daki hastanede 89 yaşında yaşamını yitirdi, asude bahar ülkesine uçup gitti o da…
Bir zamanların en sevilen yarışma programı olan “Evet-Hayır”ı, İngiltere’de izlediği programlardan aktarıp Türk kültürüne uyarladı… “Kafamızı emme basma tulumba gibi sallamıyoruz” sözüyle de tanınan Erkan Yolaç, Covid-19’un sağlık darbesini yiyenlerden oldu… 2022 yılında geçirdiği rahatsızlık nedeniyle hastanede tedavi altına alınmıştı ve o günlerden bu yana bir türlü yakasını hastanelerden kurtaramadı…
Erkan Yolaç 24 Şubat 1935, Babaeski doğumlu… Alpullu Şeker Fabrikası’nın revirinde dünyaya geldi… Aslen Edirneli olan ailesi 1941 yılında İstanbul’a taşındı. Saint-Joseph Fransız Lisesi’ndeki eğitiminden sonra, üniversite eğitiminden iç mimar diplomasıyla mezun oldu… Babasının işi gereği Kastamonu’ya taşınmaları onun yaşam çizgisinin belirleyicisi olacaktı… Burada lisedeyken, saf Türkçesi ve konuşma yetenekleri edebiyat öğretmeni Rauf Mutluay’ın dikkatini çeker… Ve onun yönlendirmesiyle belediye mikrofonlarından sunum yapmaya başlar… Belediye Başkanı Osman Zeki Oktay’ın da sunumunu beğenmesiyle tüm anonsları profesyonelce o yapmaya koyulur… 1960 yılında Ankara Radyosu’nun sınavlarını kazanarak orada kadrolandı… İlerleyen yıllarda Huysuz Virjin, Orhan Boran, Leyla Sayar gibi isimlerle gazinolarda çalışmaya başladı. Ancak Türkiye kendisini sunduğu “Evet-Hayır” yarışmasıyla tanıyacaktı.
Bazı Yeşilçam filmlerinde de “sempatik kötü adam” tiplemeleriyle rol alan Erkan Yolaç, 1976 Türkiye güzeli Asuman Tuğberk ile evliydi. İlginçtir ki, evlenme kararlarını Kıbrıs’taki bir etkinlikleri sırasında almışlardı… Asuman Tuğberk, Erkan Yolaç’ın Lefkoşa Saray Otel’de sunumunu yaptığı bir defilenin baş mankeni idi… Mutlu bir evlilik yapan ünlü çiftin, Göksu ve Mehmet adında iki çocuğu oldu…
***
   AYTEN GÖKÇER: Geçen hafta, Türk Tiyatrosunun büyük bir yıldızının kaybıyla da sarsıldık… Ardında bir sürü güzellikler bırakan Ayten Gökçer de, 84 yaşında asude bahar ülkesine gitti… Her zaman sevgi, takdir ve saygıyla anılacak… Ankara’da Devlet Konservatuarı’nı bitirdikten sonra 1958’de Devlet Tiyatroları sanatçı kadrosunda yer alan Ayten Gökçer’in ondan sonraki yaşamı parlak bir yükselişin öyküsü oldu… Sadece sahnelerdeki iddialı ve pırıltılı rollerinde değil, Yeşilçam Sineması’nda da izler bırakan Ayten Gökçer, Türk Tiyatro ve Sineması’nın efsane usta sanatçısı Cüneyt Gökçer’in eşi idi ve eşinin yanında toprağa verildi… Sinemaya 1965’te, futbol ikonu Metin Oktay ile başrolleri paylaşarak ‘Taçsız Kral’ adlı filmle başladı. Ancak daha sonra sinemadan daha çok tiyatroya önem verdi. Uzun süre sahnede kalan ‘Yedi Kocalı Hürmüz’ adlı müzikalde ‘Hürmüz’ rolü ile başrolde oynadı. 1988’de devlet sanatçısı olan Ayten Gökçer, pek çok ödül kazandı. 1999’da ‘Yılan Hikayesi’ adlı uzun soluklu yapım  ile televizyon dizilerinde oynamaya başladı. Devlet Tiyatroları ekiplerinin Kıbrıs turnelerine katılan ve çeşitli oyunda büyük alkışlar toplayan Ayten Gökçer, tatillerini de fırsat buldukça Kıbrıs’ta geçirmeyi yeğleyen bir sanatçı idi…
***
   GÜLTEKİN ÇOLAKOĞLU: Benim, Lefkoşa Çağlayan bölgesindeki, unutulmayacak çocukluk ve ilk gençlik günleri arkadaşım… Surlar içi Lefkoşa’nın ikonik dükkânı Çolakoğlu Bakkaliyesi’nin sahibi, dükkânı kadar ikonik merhum İbrahim Çolakoğlu’nun büyük oğlu… Çok okuyan ve çok düşünen babası, oğullarına mitolojik Türk kahramanlarının adını vermeye özen gösteren milliyetçilerimizdendi: Gültekin, Aytekin, Atilla, Cengiz…  Gültekin’in de hafta sonunda asude bahar ülkesine göç ettiğini hüzünle öğrendiğimde nice çağrışımların fırtınası içinde kaldım… Karşılıklı evlerimizde yaşadığımız mutlu birliktelikleri, her sabah hava koşulları ne olursa olsun ağır çantalarımızı yüklenerek ta Çağlayan bölgesinden Haydarpaşa’daki okulumuza giderken yolda hayallerimizi de katarak yaptığımız konuşmaları, birlikte keşfettiğimiz sinema kültürünün içine birlikte dalmamızı, haftalık filmlerin yeni bölümlerini birlikte iple çekmemizi, arada bir ünlü Rum sinema salonlarına kaçamak yapmalarımızı, “Tom Miks” ve “Teksas” çizgi romanlarını takas etmemizi, hayatta tanıdığım ilk filozof olan tatlı dilli babasından birlikte fıkralar eşliğinde nasihatler almamızı anımsadım… Ve bir de onun sayesinde mahalle bakkallarının büyük sermayeli bakkaliyeler tarafından nasıl yaşamımızdan silindiğini gözlemledim… İbrahim Çolakoğlu amcamız, bir zamanlar çok ünlü mahalle bakkaliyesini ona bırakmıştı… Büyüyen rekabet karşısında, müze gibi bir yapı içindeki  o ikonik bakkaliyeyi yürütemedi… İşi kapatmak ve bir devlet görevine kapağı atmak zorunda kaldı Lefkoşa beyefendisi Gültekin arkadaşım… Işıklar içinde uyusun çok iyi insan Gültekin Çolakoğlu…

 

 

Asude bahar ülkesine göçenler

Yorumlar kapalı.