Yrd.Doç.Dr.Ahmet Maslakcı

Haklı olmak mı, mutlu olmak mı?





“Tüm insanları bir süre kandırabilirsiniz, bir takım insanları sürekli kandırabilirsiniz, ama tüm insanları sürekli kandıramazsınız” der Abraham Lincoln.

Lincolon bu tanımlamayı demokrasiyi tarif ederken vermiştir. Ona göre; bir hükümet, yozlaşmış ve insanların hayatlarını iyileştirmekten acizse eninde sonunda vatandaşlar durumu idrak edecek ve bu hükümetin yerine başkasını getirecektir. Ancak günümüzde özellikle pandemi sonrasında gelen uygulamalarla bunu yapabilmek pek de kolay değil. Medya, sosyal mecraları hakimiyetine alan hükümetler başarısızlıklarını başkalarının üzerine atma konusunda daha da ustalaşmaktadırlar. Bu bugünlerde dünyanın her yerinde ne acıdır ki bu şekilde ilerlemekte. Bu tarz yönetimlerde yaşamaya alıştığınızda öncelikleriniz de değişiyor. Öncelikleriniz çevre kirliliği, dünyanın ısınması, sağlık hizmetleri olmuyor haliyle. Bunun yerini her daim patlak veren krizler, dış saldırılar, eski yönetimlerin yaptıkları oluyor. Hal böyleyken, kirli sokakları, dolup taşan hastaneleri, kalitesiz eğitimi kim kafaya takar ki. 

İsrailli tarih yazarı Yuval Noah Harari bu yapıyı, “yozlaşmış oligarşi “olarak tanımlamaktadır. Bu yapılarda yaşayan insanlar sürekli başka ülkelere gidebilme ve imkanlarını bulursalar hayatlarını oralarda yaşama eğiliminde oluyorlar. Aklınıza bazı örneklerin geldiğini duyar gibi oldum. Ben uzaklardan bir örnek vereyim ve yorumu size bırakayım.

Siz hiç kimsenin Rusya’yı işgal etmeye niyetlenmediğini düşünüyor olabilirsiniz ama gel görelim Rusların bakış açısı bu değil. Ruslar Kuzey Avrupa Ovası içi ve çevresinde otuz üç yılda bir dış düşman tehdidine karşı savaşmışlar. Bugünlerde de Ukranya ile uğraşmaktalar. Sonunda ne olmuş şu anda nüfusunun en zengin %10’nu servetin %87’sini elinde bulundurmakta. Yani %87’si %10’nunu mutlu etmek için yabancı tehditlere karşı sürekli savaşıyor. Sizi başka örnekler ve başka ülke hayalleri ile baş başa bırakacağım. Siz bu örnekleri düşünürken ülkemizin gündemi ise tüm dünyanın tersine oldukça farklı. Bugünlerde yabancı kanalları ve basını takip ederseniz insanların, İsviçre’de özgürlükleri nasıl daha fazla artırabilirizi tartıştıklarını, ABD’de özel sektörün NASA’nın dışında uzaya astronot gönderme çabalarında olduklarını görebilirsiniz. Bizdeki gündem aslında yıllardır değişmeyen gündem. Hiçbir siyasi yönetime, iktidara bağlı olamayan bir gündem. Hepimiz bu gündeme mahkum edilmiş bir şekilde yaşamaya çalışıyoruz. Gerçekler ise çok farklı. Ekonomik durum, eğitim ve sağlıktaki durumumuz ortada.

Burada niyetim, kimseyi kişisel bazda yargılamak değil. Coğrafya ve koşulların her zaman bir çeşit hapishane olduğunun farkındayım. Ülkemizi belirleyen kimliklerin ve potansiyelleri, birçok yöneticinin aşmak istediği engelleri barındırdığının da farkındayım. Mesele, sonucun daha iyi veya daha kötü olması değil; mesele yöneticilerimizin neden, ülkenin doğal zenginliklerini halkımızın yarışacağı yeni fırsatlar ve yeni alanlar yaratmaya çaba sarf etmedikleri. Mesele her seferinde bu engelleri gösterip hataları geçmişe yıkmaları.

Bu anlayışların geçmesi için kaç kuşağın geçmesini beklememiz gerekiyor. Yeni arabalarla, büyük binalarla, son teknolojik cihazlarımızla bu engelleri kaldırdığımızı düşünüyorsak yanılıyoruz. Başkalarının hayallerine işçiyiz. Bu bizim hayalimiz olmamalı. Bu ülkeyi yönetme iddiasında olanların da bu gerçek olmayan hayallerden kendilerine bir pay çıkarmayı bırakmaları gerekir. Asya bebekte olduğu gibi. Bir bebeğin geleceğini kurtarma çabasında olmak, onun ve ailesinin mutluluğunu haklı olmaya tercih etmemek gerekir. Haklı oluğumuzu iddia ettiğimiz görüşleri, ancak insanlarınızı mutlu ederek sağlayabilirsiniz. Büyük farkları yaratan, küçük farklılıklardır. Yönetmek aklı ön plana alarak, topluma yön vermek demektir. Yönetebilme becerisinin bir insanın, bebeğin hayatı için yaratacağınız farklılığın tüm vatandaşlarınıza örnek olacak bir yaklaşımı içereceğini görmeyi gerektirdiğini düşünüyorum. Hedef kendi ayakları üzerinde duran, muasır medeniyet seviyesi ise onun da gereklerini muhalefetiyle, iktidarıyla yerine getirmeniz gerekir. Elimizden gelenin bu kadar olmaması gerekirdi.
 

Haklı olmak mı, mutlu olmak mı?
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.