Bizim toplumumuz geçmişte yaşayan bir toplum. Düşüncelerimiz ve planlarımız bir türlü şimdiki zamana gelmiyor. Neden peki? Geçmişin bir konfor alanı var. Geleceğin ise belirsizlikleri. Gelecek yılları tahmin etmek ürkütücü bir iştir. Buna rağmen usta yazar Jules Verne 1863 yılında yazdığı “Yirminci Yüzyıl’da Paris” adlı romanında, gökdelenlerden, faks makinelerinden, benzinle çalışan arabalardan, hatta internete benzeyen birşeye sahip olacağımızdan bahsetmektedir. Bunun tesadüf olmadığını 1865’de yayınladığı “Dünya’dan Ay’a” isimli kitabıyla kanıtlamaktadır. Yazar bu eserinde Ay’a astronot gönderme sürecini ayrıntıları ile tarif etmektedir. Leonardo da Vinci ise 1400 yılların sonunda bütün gökyüzünü dolduracak paraşüt ve uçak taslaklarını çizmektedir. Peki geleceğe ilişkin 100-200 yıllık öngörülerini nasıl böyle bir doğrulukta yapabilmekteydiler? Bu kahince öngörülerin ardında geleceği hayal edebilmek bulunmaktadır. Bunun tam tersi bir örneği ise 1899 Amerika’sında görmekteyiz. Dönemin ABD patent ofisi müdürü Charles H. Duell” icat edilebilecek her şey icat edilmiş bulunuyor” demişti. IBM başkanı Watson ise 1943’de bilgisayarların gücünü hafife alarak; “Dünya da en fazla beş bilgisayar satılır” diyerek aslında hayal edemedikleri bir geleceği tanımlamışlardır. Bu örneklere baktığımızda kazananların hayal edebilen, geleceğe karşı riske girenlerin olduğunu görebiliriz. Geleceği inşa etmek aslında son derece riskli bir iştir. Ünlü Matrix filmine ilham kaynağı olan Matrix Avcısı’nın yazarı olan Gibson “Gelecek şimdiden burada. Yalnızca eşit dağıtılmamış” derken hayal edebilenlerle, hayal kuramayanların farkını vurgulamaktadır. Hayal edebilmek aslında iyimserliği içinde barındırır. Hiçbir karamsar, yıldızların sırlarını keşfetmedi ya da meçhul topraklara yelken açmadı. Çünkü hayaller geleceğe açılan kapılardır. Gelecek, hayal kurmak ve onları gerçekleştirmek üzere harekete geçenlerle şekillenmektedir. Peki hayal etmek neden bu kadar zor bizler için? Hayaller ilk ailede öldürülmeye başlanıyor. Çocuğumuz evde resim yapmaya başladığında evi kirletmesin diye uğraşıp onu engelliyoruz. Ondan sonra neden bu memleketten sanatçı çıkmıyor diye düşünüyoruz. Tarih hep hayallerini gerçekleştirenleri ve bu hayalleri peşinde koşanları anlatmakta. Toplum olarak hayallerimiz yok. Hep birilerinin hayallerini kıskanıyoruz. Ada’ya gelen yaşlı turistleri kıskanıyoruz “Vay be adamlara bak nasıl bu yaşlarında geziyorlar” diyoruz ama bizim emekliliğimize dair bir hayalimiz yok. Hepimiz bugünü atlatmanın peşindeyiz. Okulların açılıp-açılmamasının gündemde olduğu bu karamsar dönemde neden yaratıcı fikirlerin olmadığını, neden katma değer yaratan bir buluşumuzun olmadığını, neden yeni kuşağın okumadığını konuşmuyoruz? Çünkü bizlerde hayal edemiyoruz da ondan. Tıpkı sürekli aynı söylemleri söyleyen siyasilerimiz, idarecilerimiz gibi. Pandemi hastanesini kurmayı hayal edemediğimiz için zaten aşısını bulmak için hiç çabalamıyoruz bile nasılsa hayal edenler var diyoruz. Sonra da hayal edemememizin suçunu coğrafya ile kültür ile bağdaştırıyoruz. Bu kolayımıza geliyor hepimizin. Öyle mi sizce de? Fatih Sultan Mehmet, bir hayali olmasa İstanbul’u alabilir miydi ne dersiniz? Unutmayın ki herkes kendi zihnindeki dünyanın sınırları içinde yaşar. Yeni zihinleri açmalıyız, onların hayal kuracakları, hayallerinin peşinden gidecekleri bir eğitim sistemini hazırlamak siyasilerin, bürokratların ve en önemlisi öğretmenlerin temel görevi olmalı. Çocuklarımıza hatalarından ders alarak hayal kuracakları bir eğitim sistemi tasarlamalıyız. Hatalarını saklayacakları hayallerini öldürdükleri bir sistem değil. Hayallerini harekete geçirecekleri, bundan korkmayacakları eğitimcileri cesaretlendirmeliyiz. Unutmamalı ki evren hareketi alkışlar. Yeni şeyler bulmalıyız, daha iyilerini bulmalıyız. “Hayaller bizim kim olduğumuzun aynasıdır” der Barbara Sher ve ekler “Aç insan ekmeği olmayan değil ekmeğin hayalini kuramayan insandır aslında”. Geleceği hayal edin Hayal etmekten ve yaratıcı fikirler ortaya koymaktan ve bu kapılardan geçmekten hiç çekinmeyin. Unutmayın ki gelecek onu hayal edebilenlere, tasarlayabilenlere ve gerçeğe dönüştürebilenlere ait olacak. Gelecek şu anda bizim yaptığımız gibi beklenebilecek bir şey değil, yaratılabilecek bir şey.





Yorumlar kapalı.