Ahmet Tolgay

Efsanevi sağlıkçımız… Nam-ı diğer: “Sinekçi”





Akademisyen yapımcı Johan Duchateau’dan kısa bir mektup eşliğinde teşekkürlerimle aldığım davete göre, “Sinekçi” (The Flycatcher) belgeselinin halka açık gösterimi KKTC’de 25 Nisan Cumartesi günü saat 17.00’de Lefkoşa Arkhe’de yapılacak…
Bu davetin ve bilginin daha geniş kitleye ulaşabilmesi için istenen desteğe memnuniyetle karşılık vermeyi, toplumsal belleğimize  “Sinekçi” tanımıyla da geçen efsanevi değerimiz Mehmet Aziz’e ve onun hakkında bu belgeseli yapan yabancı ekibe bir vefa borcu sayarım…
Dünya genelinde de yayını yapılacak olan “Sinekçi”,  Mehmet Aziz’in o olağanüstü başarı öyküsüne bir saygı duruşudur…
***
“Sinekçi” belgeselinde de yer aldı mı bilmem… Ama sinekli Kıbrıs’ın bu bağlamdaki öyküleri tarihin derinliklerine dek uzanır… Arslan Yürekli Richard, Haçlı Seferleri sırasında 1191’de ele geçirdiği Kıbrıs’ı önce Templer Şövalyeleri’ne kiralamış, daha sonra da ucuz sayılacak bir fiyata Lüzinyanlara satmıştı. Kıbrıs Türk halkının efsane isimlerinden Mehmet Aziz, anılarında bu satışın para ihtiyacından değil, adanın baştan başa bataklıklarla dolu bir Malarya beldesi olmasından kaynaklandığına vurgu yapmaktadır.  Uçsuz bucaksız bataklıklarda üreyen sivrisinekler Malaryayı yayarak katliam yapmaktaydılar.
Sürgün yaşamını Mağusa’da geçiren vatan şairi Namık Kemal de, İstanbul’daki yakınlarına yazdığı mektuplarda, “Bıktım bu Kıbrıs’ın sineklerinden ve dedikoducularından” ifadesini kullanmaktadır…
***
Bu katliamı durdurmak, İngilizlerin Kıbrıs’taki ikinci egemenliğinde, halk arasındaki adı “Sinekçi Aziz” olan Mehmet Aziz’e nasip olacaktı. Tarihe geçen inanılmaz mücadelesini tamamladıktan sonra Mehmet Aziz vasiyet niteliğinde şu uyarıyı da yapmıştı: “Kontrol altında tutulmazsa, düşman geri gelecek…”  Mehmet Aziz’in uyarıcı vasiyeti ne yazık ki pek tutulmadı. Bazı yaz mevsimleri Kıbrıs sivrisineklerin istilasındadır hâlâ…
İngiliz yönetiminin Kıbrıs’ta bıraktığı önemli miras, senede 10,000 kişiyi etkileyen Malarya ya da Sıtma hastalığının kurutulmuş olmasıdır. Bu büyük başarının mimarı ise Mehmet Aziz’dir. Yoksulluğun da kırıp geçirdiği Kıbrıs’ta çok zor koşullar altında verilen kararlı bir savaşımdı bu…
Kıbrıs’taki malarya dönemleri uzun ve trajik olmuştu. Ada, 1878’de Arslan Yürekli Richard’dan sonra, İngilizler tarafından tekrar geri alınmıştı. Hükümet, sülfat dağıtmaya, belli başlı bataklıkları kurutmaya ve ağaç dikmeye başladı. Çünkü gerek İngiliz ordusu ve gerekse yerli halk bu hastalıktan ciddi şekilde etkileniyordu… 1912’de  bu hastalıkla bilinçli bir mücadele için İngiltere dışişleri bakanlığına baş vurulur…1913’de Kıbrıs’a gönderilen Sir Ronald Ross’un  muayene ettirdiği çocukların yüzde 25’inde dalak büyümesi görülür. Bu da, malarya hastalığının adada çok yaygın olduğunun göstergesiydi… Mehmet Aziz, Ross’un asistanı olarak onunla birlikte adayı dolaşır ve yapılabilecekleri birlikte kararlaştırırlar… Aziz Bey, Ross’un 1932’deki ölümüne dek onunla birlikte malarya mücadelesini sürdürür…
“Sivrisineklere karşı savaş kampanyası”nda bataklıklar kurutulur ve sivrisinekleri kontrol işini üstlenen özel bir ekip oluşturulur… Ayrılan bütçe ada çapında bir savaşım için yeterli değildi. Birçok yerde şartlar düzelmeye başlasa da, malaryanın yüksek etkisinde kalan epey köy vardı. Bu yüzden geniş bölgeler kontrolsüz bırakılmış ve kontrol edilen bölgelerden evini barkını terk etmek durumunda kalan halk çok acı çekmişti. Anti-malarya ölçüleri içinde en ufak bir teşkilât aksaması halinde, bu anormal yıllar içinde malarya yaygınlaşacak, hatta bir salgın durumuna geçebilecekti.
***
Ross’un ölümünden 3 yıl sonra, 1935’de Rockfeller Kurumu’nun Uluslarararası Sağlık Bölümü malarya uzmanlarından Dr. Barber Kıbrıs’a gelir ve bazı köylerdeki çocukların yüzde 70’inin kanında malarya paraziti bulur. Mehmet Aziz’in başında bulunduğu kampanyaya yeniden hız verilir… Görev, adanın 3,548 mil karelik dağ ve ovalarından bütün anofel sineklerini yok etmeyi kapsıyordu…
Ekip mensuplarının helikopter ve kayık gibi araçları yoktu… O nedenle bu işi yaya yapmak zorundaydılar… Kendisi de çocukluğunda birkaç kez malarya nöbeti geçiren M. Aziz, 1946’da anofel sivrisineğini yok etmek için bir fon sağlamayı başarır… Kampanya askeri disiplinle yürütülür… Ada, 556 bölgeye ayrılır… Her bölge 12 iş günü içinde bir kişi tarafından taranacaktı. Ekip, sistemli çalışarak tüm su birikintilerini ilaçlar… Havuzlara, derelere, bataklıklara, kuyulara hatta hayvanların ayak izlerinde biriken sulara bile el pompalarıyla ilaç püskürtülür… Sivrisineklerin üreme olasılığı olan her yer ilaçlanır… Bataklıklar boydan boya geçilirken, kimi zaman görevliler iplerle uçurumlara sarkıtılarak oradaki mağaralar da ilaçlanır… İlaçlanan alanlar her hafta kontrol edilerek oralarda larvaların üreyip üremediğine bakılır… Larva görülen bölgeler yeniden ilaçlanır… Kirli bölgelerden “temiz” bölgelere seyahat eden insanlar, hayvanlar ve araçlar dezenfekte edilir…
Bu yoğun kampanya 1949 yılının Temmuz ayı ortalarında başarıya ulaşır… Ancak anofelin yok edildiğine ve malaryanın kökünün kazındığına ilişkin resmi açıklama 1950 Şubat’ında yapılır…
Aziz Bey’in dünya çapında ilgi uyandıran bu kampanyayla ilgili anılarındaki şu tümce çok ilginçtir:
“Ben artık gidiyorum. Geride kalan sizler gözlerinizi dört açın. Yüzyılların düşmanı tekrar saldırabilir…”
***
Anofel’in Kıbrıs’ta yok edilmesinden sonra Beyrut Amerikan Üniversitesi, “Çevre ve Kamu Sağlığı” bölümünü kurması ve yürütmesi için Mehmet Aziz’le işbirliği yapar… On yıla yakın bir süre, Beyrut üniversitesinde “profesör” titri ile dersler verir. Hocalık yaptığı dönemde hem mezun ettiği öğrencilerini denetlemek, hem de onlara yardımcı olmak amacıyla Bahreyn, Doğu Pakistan, Libya, İran, Mısır, Sudan ve Suudi Arabistan ülkelerini ziyaret eder… Dünya Sağlık Teşkilâtı’na danışmanlık da yapar.
***
24 Eylül 1893’te Larnaka’nın Vuda köyünde doğan M. Aziz, altı kardeşin en küçüğü idi. Köy ilkokulunu bitirdikten sonra Larnaka Rüştiyesi’ne devam etti. 13 yaşında iken Amerika’da bulunan ağabeyi Hayrettin’in yanına gitti. Orada da Bridgeport Meslek Lisesi’ne devam etti. 1912’de Amerika’dan ayrılmaya karar verdiler. Ağabey Hayrettin Türkiye’ye gitti, genç Aziz de Kıbrıs’a döndü.
67 yaşında Beyrut’dan adaya dönen Aziz Bey, yeni kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kamu Hizmeti Komisyonu üyeliğine atanır. 1963 olaylarının başlamasından sonra kurulan Kıbrıs Türk Yönetimi’nde aynı göreve devam eder. 1967’de Kamu Hizmeti Komisyonu Başkanı olur. 1971’e kadar bu görevde kalır… 58 yıl çalıştıktan sonra 1971’de 78 yaşında iken gerçekten emekliye ayrılır. 1991’de 98 yaşında Lefkoşa’da yaşama veda eder…
O, Türkân Aziz ve Kâmran Aziz’in babasıdır. Ki kızları da kendi dallarında eczacılık, sağlık ve müzikte birer efsane olmuşlardır…

Efsanevi sağlıkçımız… Nam-ı diğer: “Sinekçi”
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.