Bugün pazar. Başta Gazze olmak üzere, Filistin’in öteki yerlerinde de insanlara yaşam hakkı tanınmıyor. Dünyanın gözünün içine baka baka Filistinlilere “senin buradaki hakkın ancak ölümdür” deniliyor. On beş günden beri süren bombardımanın amacı başka ne olabilir? Karadan, havadan ve denizden yapılan saldırılarla tam bir soykırım!
Bırakın elektriği, gazı, ilaç ve diğer tıbbi ihtiyaçları; ekmek, su bile çok görülüyor. İşlevi sorgulanmakta olan BM Güvenlik Konseyi ne yapabiliyor? Hiç! Genel Sekreter Antonio Guterres, Mısır’a açılan Refah Kapısı’na giderek, yardım için şu kadar TIR’ın, kamyonun beklediğini söylüyor, ama Biden’dan güç alan İsrail, onu takar mı? “İstediğim zaman açar, istediğim zaman kaparım” havalarında.
Zaten istediği de, bombardımandan ölmeyip de sağ kalan Filistinlilerin ilaç, su ve gıdasızlıktan ölmesi değil mi?
Yazıyı yazarken, Refah Kapısı’nın açılıp açılmadığını merak edip baktığımda, kısmen açıldığını ve yardımların bir kısmının ulaştırıldığını öğrendim. Umarız yardımlar ihtiyaçlılara bir an önce gider ve amacına ulaşmış olur.
Her neyse; bu yazdıklarım, başlıkla ters düşse de, değinmeden edemedim.
Değerli dostum, sevgili meslektaşım, duayen gazeteci Özcan Özcanhan’ı önceki gün son yolculuğuna uğurladık. Hakkında yazılacak çok şey var da, bu pazar günü aklımda kalan notlardan birkaçını sizlerle paylaşmak ve ruhunu şad etmek istedim.
Çeşitli ortamlarda sesini yükseltmesi, sert görünümü ve çoğu zaman tepki koymasına rağmen, Özcan, kalbi temiz, yumuşak yürekli, yardımını esirgemeyen bir karaktere sahipti. Canını sıkan bir şey oldu mu, haklı veya haksız işi bırakır, ardına dönüp bakmazdı. Onu yakından tanıyanlar bilir, haksız ve acımasız baskılara maruz kaldığı olayları anlatırken duygulanır, göz yaşlarına hakim olamazdı.
Bir dönem Ankara’ya giderken, genelde Rumların kontrolündeki Lefkoşa Uluslararası Havaalanı’nda işkenceye varan bir muameleye tabi tutulmuş, polisler ve gümrük memurlarınca sorguya çekilmiş, horlanmış, koskocaman adamı ağlatmışlardı. TMT mensubu olduğunu söyleyerek, sıkı bir sorguya tabi tutmuşlar, en sonunda pasaportuna mührü vurarak yere atmışlar, “Şimdi bunu emekleyerek alacak ve defolacaksın” demişlerdi.
Aslında aradıkları kardeşi Özer Komando idi. EOKA’ya karşı, o zaman İngiliz idaresince istihdam edilen Türk polislerdendi. Kim bilir niçin arıyorlardı? Özcan da kardeşi Özer’e çok benzediğinden sorgulanmış, aşağılanmıştı. Türk Hava Yolları (THY) Lefkoşa ofisinde görevli Önder Bey, birkaç kez kapıyı çalarak, tüm yolcuların uçağa bindiklerini ve Özcan’ı beklediklerini söylemesine rağmen, Rum polisler “sorgulama henüz bitmedi” diyerek, beklemesini emretmişlerdi.
En nihayet Özcan’la Özer arasındaki fark anlaşılmış, Özcan da koşar adımlarla uçağın merdivenlerinden çıktıktan sonra Türk Hava Yolları uçağı havalanmıştı.
Özcan bu olayı her anlattığında gözlerinden yaşlar boşalır, “Beni köpek gibi yerlerde süründürdüler. Allah kimseyi düşürmesin” derdi.
Kardeşi Özer Komando, Kıbrıs’tan ayrıldıktan sonra, Londra’da, marketlerin et ihtiyacını karşılayan Kıbrıslı Türklerden Sallakoğluları’nda çalışırdı. Barış Harekâtı’ndan hemen sonra, Londra Temsilcimiz merhum Faik Müftüzade’nin girişimleriyle bir grup gazeteci olarak Londra’ya gitmiştik. Amaç buradaki durumu anlatmak, yeni durum ışığında İngiltere Türkleri ile köprü kurmak, onları yatırıma teşvik etmekti.
O dönemde Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Özer Hatay’ın başkanlığındaki heyette Halkın Sesi’nden ben, Enformasyon Dairesi Müdürü Oktay Öksüzoğlu, Bozkurt Gazetesi Müdürü merhum Sadi Toğan, BRT’den Mehmet Fehmi, Rumca Haberler Amiri merhum Cafer Elgin, Başbakanlıktan merhum İsfendiyar Altuğ, Salahi Aldanmaz vardı.
Çeşitli temaslardan sonra bir akşam salonu hınca hınç dolduran soydaşlarımızla yaptığımız ve çok yararlı geçen uzun toplantıda, geniş bilgi vermiş ve sorularını yanıtlamıştık.
***
Ayhan Angın Lefkoşa’da, Dora da
Yenierenköy’de toprağa verildiler
Tanınmış simalardan Angın ailesinin direği, iyi insan Ayhan Angın dün Lefkoşa’da son yolculuğuna uğurlandı. Onu canından çok seven kıymetli eşi Hatice Hanım, evlatları Havva-Merih Nigar, Mustafa-Seda Angın, torunları Doruk, Derin, Nigar, kardeşleri Sevilay-Mehmet Tavukçuoğlu (merhum), Girsel Tavukçuoğlu (merhum), Onur (merhum)-Ayşen Angın, Mustafa ve Mehmet Angın, Kadri-Ayşe Angın, Şahan ve Hayriye Angın, sevgili babaları, can dedeleri ve kardeşleri, sonsuz acılar içerisinde olduklarını ifade ettiler.
Aile mensupları ayrıca “Acımız büyüktür. Tüm dost, akraba ve sevenlerine üzüntü ile duyurulur. Yattığın yer nur, mekânın cennet olsun” dediler.
Bu arada Yenierenköy’ün sevilen simalarından, iyi insan Kadri Dora dün aynı köyde defnedildi. Vefatı ailesi ve sevenlerini yasa boğarken, mekânının cennet olması temennisinde bulunuldu.





Yorumlar kapalı.