Son günlerde adını sıklıkla duyduğumuz “Mavi Vatan” kavramı gerek Türkiye Cumhuriyeti gerekse Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti açısından oldukça önemlidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilân edilmiş veya edilmemiş tüm deniz yetki alanları (iç sular, karasuları, kıta sahanlığı, münhasır ekonomik bölge) akarsu ve göllerini kapsamına alır. Ayrıca Mavi Vatan Türkiye Cumhuriyeti’nin Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz’deki denizci politikasını şekillendiren bir doktrin olmuştur. Sözü edilen görüş özellikle 2015 yılından sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin deniz alanlarındaki aktif ve askeri güce dayalı stratejisinin temelini oluşturmuştur. Mavi Vatan, vatan savunmasının bilhassa sınır ötesi operasyonlarla yapılabileceğinin de bir göstergesidir.
Türkiye Cumhuriyeti, Libya ile yaptığı andlaşmayla Akdeniz’deki sınırlarını ilk kez uluslararası meşruiyet zeminine oturtmuştur. Ancak Yunanistan ve diğer ülkelerle olan sınır konuları hala tartışmalıdır. Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Ege ve Kıbrıs Adasındaki Türk varlığını görmezden gelerek 1960’lı yıllardan bu yana geliştirdiği politikalar doğrultusunda Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarından tek taraflı faydalanmak istemesi de tartışmaların daha da alevlenmesine sebep olmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti ise Doğu Akdeniz’de yabancı devletlerin deniz yetki alanlarındaki hukuk dışı faaliyetlerini birçok kez engelledi. Sözü edilen engelleme faaliyetleri gerçekleştirilirken ise en büyük destekçi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti’nin, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile sürdürdüğü Mavi Vatan’daki haklara sahip çıkma çabaları, şüphesiz ki hepimizi memnun etmektedir. Zira faaliyetlerin devamını ve Mavi Vatan’ın zenginliklerinin araştırılarak haklarımızın korunmasının önemi büyüktür. Türkiye Cumhuriyeti meşru garantörlük sıfatını kullanarak, Doğu Akdeniz’de Kıbrıs Türk Halkının haklarını korumayı amaçlamıştır. T.C. Millî Savunma Bakanlığının yaptığı açıklamada da değindiği üzere; ‘’Oruç Reis Araştırma Gemisine Türk Deniz Kuvvetleri tarafından refakat ve koruma sağlanmaktadır. Türk Silahlı Kuvvetleri, deniz yetki alanlarımızda uluslararası hukuktan kaynaklanan hak, alaka ve menfaatlerimizi koruma azim ve kararlılığı çerçevesinde gerekli tüm tedbirleri almıştır”. Ayrıca Oruç Reis Araştırma Gemisi, Türkiye Cumhuriyeti’nin Birleşmiş Milletlere bildirdiği kıta sahanlığı içinde ve ruhsat sahaları dahilindedir. Meis Adası başta olmak üzere, bölgedeki Yunan adalarının Türkiye Cumhuriyeti’nin kıta sahanlığını kesmesi, uluslararası hukukun temel ilkesi olan “hakkaniyet ilkesine” aykırıdır. Akdeniz’de sürekli gerginliğin olduğu şu günlerde devletlerin sağduyulu yaklaşması ve uluslararası hukuktan doğan haklarını kullanabilmesi adil bir zeminin oluşması açısından gereklidir. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Türkiye ve Yunanistan’ın Doğu Akdeniz’de çatışmayı önleme mekanizmaları kurmak için teknik görüşmeler yapmak üzere mutabakata vardığını açıklamıştı. Stoltenberg; “Türk ve Yunan liderlerle yaptığım görüşmeler sonrasında iki müttefik ülke, Doğu Akdeniz’de askeri çatışmayı önleme mekanizmaları kurmak ve kazalarla olayları önleme riskini azaltmak için NATO’da teknik görüşmelere başlamak üzere mutabakata vardı” şeklinde bir açıklama yapmıştı. Ayrıca açıklamanın devamında Türkiye ve Yunanistan, “iki değerli müttefik” olarak nitelendirilmişti. Bu açıklama sonrasında Atina Yönetimi, bahsi geçen haberi yalanladı.
Doğu Akdeniz’de petrol ve gaz kaynaklarının çıkartılması üzerinden yaşanan deniz yetki alanı konusunda gerginlik devam ederken, bu gerginliğin minimum seviyeye indirilmesi için Türkiye Cumhuriyeti ve Yunanistan’ın diyaloğa açık olması ve olası bir savaşın önlenmesi için çaba sarf etmesi gerekmektedir. Uluslararası hukuk ilkelerinin zedelenmemesi, vatan toprağının korunabilmesi, dışarıdan gelebilecek tehlikeye karşı önlem alınabilmesi şarttır. Tüm bunlar olurken Doğu Akdeniz’de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin de söz sahibi olduğu gerçeği kabul edilmelidir.
AV.Dr.Saniye Albaş
Diğer Yazıları
Köşe Yazarı





Yorumlar kapalı.