Yrd.Doç.Dr.Ahmet Maslakcı

Ustalaşmak





Hannah Arendt; “Deneyim ancak dile getirildiğinde kendini gösterir” diye söyler ve “Dile getirilmeyen deneyimler de, deyim yerindeyse, namevcuttur” şeklinde devam eder. Deneyim kazanmak çok önemlidir. Deneyim kazanmadan bir şeyleri başarmak gerçekten zordur. Bunu hepimiz hayatımızda tecrübe etmişizdir.

İlkokulda matematiğin temellerinde sorunlarımız varsa o boşluğu bir türlü dolduramayız.

Covid öncesine bir bakın. Sosyal medyaya, online ders ve toplantılarına uzak olan birçok kişi şu anda bu konuda çok ciddi deneyim kazanmış durumdalar. Bu sebepten dolayı da bu videoları yüklemek, online dersleri takip etmek artık birçoklarına çok kolay gelmekte. Aynı süreç birçok spor dalında da vardır. Sporla uğraşanlar bilirler, önce hareketleri sürekli tekrar edersiniz. Bu hareketlerde ustalaştıkça yeni hareketlere geçersiniz. En zor hareketleri sürekli tekrar edersiniz ve onlarda ustalaşmaya başlarsınız. Bu süreç zaman alır. Kişiden kişiye değişir. 

Osmanlı’nın Ahilik sisteminde, Japonların Ochi tarzı yönetim sistemlerinde ustalar her zaman çıraklarını tamamlar, onlara ahlakı, hayat felsefesini aktarırlardı. Usta aslında çırağın bir rol modeli olurdu. Bu rol modeli ilişkisinde bir müddet sonra çırakla, usta arasındaki ayrılık kalkar birlik oluşur. Çırak ustasının aynısı olur. Bu süreç sonrasında artık usta çırağına el verir. Çırak kendi yerini açsa bile ustasına hala saygı duymaya devam eder. Bu ahlak toplumun tümüne yansırdı.

Bir konuda ustalaşmanın diğer önemli kuralını ise Malcolm Gladwell’in ilk olarak 2008 yılında basılan “Outliers” adlı kitabında bulmaktayız. Temel olarak kural, bir konuda uzmanlaşmak için en az 10.000 saat üzerinde çalışılması gerektiğini söyler. Yani iyi bir doktor, öğretmen, boyacı, teknisyen olmak isterseniz bu konularda 10.000 saat çalışmanız gerektiğini söyler Gladwell. Bu iki anlayışın politika ve siyasetçilerimizi içinde geçerli olduğunu düşünüyorum. Ustalık ve 10.000 saat kuralını tüm siyaset yapıcılara da işletmemiz gerekir. Bölünmenin, ekonomik sıkıntılarla birlikte daha da derinleştiği ülkemizde aklı selim politika yapıcılarına ihtiyacımızın olduğu gerçeğini hepimiz görmekteyiz. Bölünmüşlüğümüz artık öyle derinleşmeye baş aldı ki tek yumruk olmamız gereken dış politikamızda bile herkes en uçlara doğru savrulmaya başladı. Onlar ve bizler siyasetinin kimlere faydası olacağını hepimiz gerek AB, gerek ABD gerek Rum Kesiminden yapılan açıklamaların satır aralarında bulabiliriz. Uluslararası ilişkilerde karşı tarafın söylemleri, talepleri, baskıları elbette etraflıca dikkate alınır. Buna karşın siz kendi doğrularınızı savunmaya ve gerçekleştirmeye kararlılıkla devam edersiniz. Yani bu konularda ustalaşırsınız.

Usta -çırak ilişkisi ile süreci diğer karar yapıcılarına aktarırsınız. Ustalara saygı da kusur etmeden yeni anlayışların zemin bulması için yeni fikirlerin tartışılmasına ve toplumun tüm kesimlerinden kabul görmesine çalışırsınız. KKTC’deki son cumhurbaşkanlığı seçimlerini, “İki egemen devlet arasında makul ve yaşayabilir bir ortaklık’ olması gerektiği” düşüncesi ve iddiası kazanmıştır. Şu sırada ülkemizdeki karar vericilerin yaptıkları bu bağlamda kendilerince doğru olsa da Kıbrıs konusunda ki gerçekleri gözden uzak tutmamak ve halkın bu konuda bölünmesini derinleştirmemek gerekir. Tüm tarafların bilinen gerçekleri ve dengeleri yok sayarak hareket etmemesi bize kazanımları getirecektir.

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşunda önemli etkileri ve katkıları olan dönemin Yunanistan Dışişleri Bakanı Averof’un ifadesiyle “Kıbrıs Cumhuriyeti, aslında bir Türk-Yunan ortaklığıdır ”. Onun için karşı tarafta Rumlar Yunanistan’la, KKTC de Türkiye ile yakın işbirliği yapmadan ve gerekli desteği sağlamadan sağlıklı bir dış politika yürütme şansını bulamaz. Kaldı ki bu denklemde kabul edelim veya etmeyelim AB gerçeği de vardır. Ne acıdır ki; Kıbrıs Türk toplumu, 1878 yılında Ada’nın İngilizlere terk edilmesinden günümüze kadar, kah tek başına kah Rum komşuları ile birlikte, kah Rum komşularına karşı kah da İngiltere ve AB’ye karşı “kendi kaderini özgürce belirleme hakkı” mücadelesi vermeye devam ediyor. Burada bazı şeyleri değiştirmenin gerekliliği gözükmekle beraber bu sarmala dönen yapıyı ancak herkes arasında gerekli görüş ve anlayış birlikteliğinin sağlanmasıyla aşabileceğimizi iktidarıyla, muhalefetiyle tüm tarafların artık anlaması gerekiyor. Yazımızı yorumunu size bırakacağım bir Musevi atasözü ile bitirelim: “Ülküler bir yıldıza benzer, belki o yıldızı tutamazsın ama oraya doğru yürürsün”.
(Kısa bir not: Bir okuyucum yasalarımızda, Kedilerin canlı kategorisine dahil olmadığını bu sebeple bir araba çarpması veya öldürülmeleri halinde yasal bir uygulamanın yapılmadığını başına gelen üzücü bir olaydan dolayı polisimizden öğrendiğini söyledi. Bu konunun doğruluğunu araştırmak bir sonraki yazılarımıza kaldı.)

 

Ustalaşmak
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.