Hasan Hastürer

İlkeli olmakla, inatçı olmak asla aynı değildir





   Fırtına öncesi sessizliği Kıbrıs sanırım hiç yaşamadı. Her zaman için bir seri temaslar olmuştur. Görüşmelerin çıkmaza girdiği kabul edildiği anın hemen sonrası yeni görüşmeler için çabalar başlamıştır.

   Aslında bu durum uluslararası kimlik kazanan sorunların tümü için geçerlidir. Dünya, dünya barışını tehdit edebilecek sorunları, ilgili tarafların tekeline bırakmaz.

   Taraflara önce tatlı tatlı, uzlaşı yolu gösterilir. Uzlaşı için gerekli katkılar konulmaya çalışılır. Bu yardımı kendi düşünceleriyle birlikte harmanlamayı başaranlar, uluslararası desteği de yanlarına alarak çözümde kendilerine daha yakın sonuç elde eder.

   O noktada sorun eğer bir ince ayar meselesiyse, o ince ayarı kendi yapınızda dışa uyumlu olarak yapmanız gerekir.

   “Şu taraf böyle dedi, bu taraf böyle dedi.”

   “Senin dediğin yanlış, benim dediğim doğru.”

   “Eninde sonunda, dünya bizim haklılığımızı anlayıp yanımızda olacak.”

   “Niye bunları söylüyorsunuz?” diye sorarlar, aynı yaklaşımları, üç aşağı beş yukarı aynı kelimelerle tekrarlamamızı da bir hastalık işareti olarak algılarlar.

***

   İlle de haklıyım diye yineleyerek haklı olamazsınız.

   Öneriler uzlaşıya katkısıyla doğru orantılı olarak değerlidir.

   Önerileriniz ilk anda karşı tarafça ve de uluslararası camia tarafından reddedilirse yaklaşımlarınız uzlaşıya katkı koyabilecek öneri olarak kabul edilmez. 

   Okun ucu tektir. Aklın yolunun bir olduğu gibi.

   Konuşarak sorunlara çare bulunmak isteniyorsa, karşılıklı konuşulanların önyargısız, hatta ekstra iyi niyetle dinlenilmesi gerekir.

   Sadece siz anlatarak sağlıklı bir diyalog gerçekleştiremezsiniz. Karşınızdakini de dinleyeceksiniz ve en önemlisi kendinizi olabildiğince onun yerine koyacaksınız.

   Eninde sonunda uzlaşı olacak bir sorunu yokuşa sürüp çözümü geciktiren taraf konumuna düşenin uluslararası aileden ciddi anlamda katkı alması mümkün değildir.

***

   Ve en önemlisi, ilkeli olmakla, inatçı olmak asla aynı değildir.

   İnatçılığı vazgeçilmez sayanlar, inatçılığı ilkeli olmakla karıştırırlar. Ancak o noktada önemli olan dıştan bakanların neyi nasıl görüp, nasıl algıladığıdır.

   Yol ayırımları her türlü davranışın sınanma noktasıdır.

   O noktada, ya doğru karar ve davranışlarla yolunuzu doğru bulup ilerlersiniz, ya da yanlış yolda ilerleyip çeşitli biçimlerde bedel ödersiniz.

   Bedel ödemeye genellikle razı olunmaz. Çünkü, inat gözün gerçekleri görmesini, engelleyebiliyor.

   Uzun süreli ısrarların tedavisi de mutlaka daha zordur.

   Mesele, yanlış tavrın zamanında fark edilip tedavi edilmesidir. Yanlış insanlar içindir. Önemli olan yanlıştan erken dönüp, bedeli olabildiğince hafif tutmaktır.

***

   Kıbrıs konusunda yarım asra yakındır taraflar çözüme taşıyacak bir uzlaşı gerçekleştiremedi. Farklı seslendirmelerle herkes kendi çıkar analizine göre hareket ediyor… Rum tarafı dünya ile daha uyumlu hareket ettiği için en zor anda bile olumsuzluğu olumluya dönüştürebiliyor. Biz en güçlü olduğumuz anda bile kalıcı kazanımlar elde edemedik. İleriyi göremedik. Kendimiz söyleyip, kendimiz dinleyerek, söylem tatminliği yaşıyoruz.

   Allah sonumuzu hayır etsin!!!

İlkeli olmakla, inatçı olmak asla aynı değildir
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.