Pınar Savun

Hiç komik değilsin Cem Yılmaz





   Gülmedim.

Çünkü sahnede söylenen o cümle bir espri değildi.

38 yaşında bir kadını “ölmek üzere” ilan eden bu dil, yalnızca bireysel bir gaf değil; kadınları gençlikleriyle ölçen, yaş aldıkça değersizleştiren bir bakışın ürünüdür.

Kadınlar zaten her gün bedenleriyle, yaşlarıyla, seçimleriyle yargılanıyor. Sokakta, iş yerinde, evde, medyada… Şimdi bir de sahnede, alkış eşliğinde.

Burada mesele mizah değildir.

Çünkü Cem Yılmaz yalnızca bir komedyen değildir. Yıllardır büyük kitlelere seslenen, sözü dolaşıma sokan, neye gülüneceğini belirleyen bir figürdür. Böyle bir pozisyondan kurulan her cümle, masum değildir. Gücü olanın söylediği söz, bireysel olmaktan çıkar.

Kadınları yaşıyla, ilişkileriyle, “seçilme” ihtimaliyle tanımlamak; onları sürekli bir değerlendirme nesnesi hâline getirmek, ataerkil düzenin en eski araçlarından biridir. Bu dil, kadını özne olmaktan çıkarır, vitrine koyar, değer biçer. Gülünerek yapılması, onu daha az sorunlu değil, daha tehlikeli kılar.

Cem Yılmaz’ın esprileri artık zekâdan çok kolaycılığa, ironi yerine aşağılamaya, mizah yerine bayağılığa yaslanıyor. Kadınlar, yaş, beden ve “seçilme” üzerinden kurulan bu dil; yaratıcı değil, aşağılayıcıdır, ucuzdur, çirkindir.

Bir espri, yapan kişiyi güçlü hissettirirken hedef aldığı kişiyi küçültüyorsa, orada mizah değil, zorbalık vardır. Zorbalık ise eğlence değildir.

Öfkeliyim.

Çünkü bir kez daha kadınlar kendilerini savunmak zorunda bırakıldı.

Bir kez daha “Biz buradayız, yaşıyoruz, yapılanı görüyoruz ve kabul etmiyoruz.” demek zorunda kaldı.

38 yaşında, 48 yaşında, 58 yaşında… Ölmek üzere değiliz.

Tam tersine..

Canlı kanlı, dimdik ayaktayız.

Deneyimimiz var.

Aklımız, fikrimiz, vizyonumuz var.

Gücümüz, çalışkanlığımız, duyarlılığımız var.

Sevgimiz, şefkatimiz, empatimiz var.

Güzelliğimiz var, güzel bakan gözlerimiz ve yüreğimiz var.

Bize yöneltilen dili çözecek bilincimiz var.

“Alınan alınır.” deniyor.

Bu cümle başlı başına politik bir susturma aracıdır. Tepki göstereni “alıngan” ilan ederek, gücü elinde tutanın sözünü sorgulanamaz kılar. Karşındakini görmemeyi, duymamayı, yok saymayı normalleştirir.

Oysa biz alıngan değiliz.

Biz neyin söylendiğini, kime söylendiğini ve neden söylendiğini bilen, farkında insanlarız.

Yapanı da görüyoruz.

Yapılanı da.

Ve artık sıkıldık, tiksindik, bıktık..

Sıkıldık çünkü erkeklerin yaşı “olgunluk” olarak kutsanırken, kadınların yaşı hâlâ bir kusur gibi sunuluyor.

Tiksindik çünkü kadınların emeği, bedeni ve özel hayatı alaycı bir dile malzeme ediliyor.

Bıktık çünkü itiraz ettiğimizde “mizah anlamayan” yaftasıyla susturulmaya çalışılıyoruz.

Peki ya buna gülen kadınlar?

Bu çoğu zaman bir tercih değil, bir uyum stratejisidir. Dışlanmamak, hedef olmamak, “aşırı” görünmemek için geliştirilen bir hayatta kalma refleksi. Psikolojide bu, kişinin kendisine yöneltilen aşağılamayı içselleştirmesi olarak tanımlanır. Her kahkaha, bu düzeni biraz daha sağlamlaştırır.

“Evet, hiç komik değilsin Cem Yılmaz; çünkü biz artık kahkahayla gizlenen aşağılamayı tanıyoruz ve buna gülmüyoruz.

“Evet, hiç komik değilsin Cem Yılmaz; çünkü artık ne sahnedeki sözlerin ne de adın kahkaha çağrıştırmıyor.

Gözden ve gönülden düşmek, kimi zaman kariyerin söylenmeyen ama en dürüst eleştirisi olur.

Hiç komik değilsin Cem Yılmaz
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.