Prof.Dr.Mehmet Hasgüler

2020’den geriye bakarken…





2019 yılının son akşamının karanlığı Lefkoşa’nın üzerine düştüğünde sokak aralarında yürüyordum. Köşklü Çiftlik’i normalde olduğundan katbekat fazla bir kebap kokusu sarmıştı. Tuhaftır, içime sıcaklık geldi aniden. İnsanımızın yeni yıla ailesiyle, evlatlarıyla geleneksel mangalını yakması ve giden bir yılın ağırlığından yiyerek eğlenerek kurtulmak istemesi hoşuma gitti… Yoksa aslında sıra dışı bir durum yoktu, o bildiğimiz mangal kokusu hepsi. Ama belki de kişisel olarak çoktan unuttuğum bir keyfi, ritüeli hatırlattığı için o burnuma ulaşan o duman çok cezbediciydi.

1975 yılına girerken de çok umutluyduk…

Daha on yaşına yeni bastığım günlerde evde hep birlikte yeni yılı karşıladığımız anlar geldi aklıma sonra. Televizyonda TRT’nin Yılbaşı Özel Eğlence Programı… Saat gece yarısına yaklaşırken geriye doğru sayışımız… Büyük beklentiler içindeydik üstelik. En azından biz çocuklar… Oysa daha yeni çıkmıştık 1974 yazında yaşanan o vahim savaştan. Önümüzdeki 1975’ten çok umutluyduk.

Halbuki içinde olduğumuz ev bile bizim değildi. Bir Rum aileye ait olan ve savaşın ardından başımızı soktuğumuz bir evin içinde karşılıyorduk yeni yılı. Henüz bilmiyorduk ama sonraki 8 yeni yıla da o evde girecektik.

Sonra? Sonra üniversite için Eskişehir ve Ankara günleri başladı. Hayatımda ilk kez evin dışında, aileden olmayan insanlarla, alışık olduğum mahallenin dışında yılbaşı kutlaması o zaman yaşadım. 31 Aralık gecesi saat tam gece yarısını vururken komşu evlerden sokağa tabakların atılışını duymak kadar hiçbir şey eğlenceli gelmedi bir daha. Nedendir bilmem, hiç sevmedim yılbaşı kutlamalarını. Hele de evin dışında geçirilenlerini…

Siyah beyaz TRT’de Nurhan Damcıoğlu ile yeni yıl eğlencesi…

Onca yıl çocukluğumun evinden uzakta geçirdiğim yılbaşlarından aklımda kalan hiçbir sahne yok. Ama siyah beyaz TRT ekranında Nurhan Damcıoğlu “Yangın var, ben yanıyorum, yetişin a dostlar, tutuşuyorum” diye şarkısını söyleyip dans ederken evin içinde eğlencenin tavan yapması halen gözümün önünde.

Çocuktuk sonuçta. Çok büyük emellerin peşinde, derdinde değildik. Bir yanımız bahar bahçe bir yanımız utangaç bir çocukluk ve gençlik yaşamıştık. Üniversitede arkadaşlarla bir araya geldiğimiz ve yetişkinliğe adım attığımız o ilk günlerde artık biz de yeni yıldan bir umut devşirme, tüketilen yılı geçmişe itip zaman tünelinin belleğini sıfırlama isteğine kapılmanın nasıl olduğunu öğrendik. Farkında bile olmadan…

O ruh halinden çok da şikayetçi değilim. İstediğim kadar takvimin bir gün daha ilerlemesinden dolayı büyük beklentilere kapılmanın, bakalım önümüzdeki bu 365 gün nasıl olacak diye sormanın manasız olduğu söyleyip durayım aslında yeni bir yılın bu açıdan psikolojik bir rehabilitasyon yönü de var bence. Yoksa o kadar laf ettikten sonra ben niye her sene bir yeni yıl yazısı yazayım? Yaşlanmaya karşı bir reflekstir belki de. Tam da o yüzden çocuklukta zihnime kaydedilmiş eski görüntüler bir filmden sahneymişçesine gözümün önünde canlanıyordur yeniden.

“Umarım tuhaf zamanlarda yaşarsın!”

Oysa kendime tek kişilik yılbaşı partisi yapmaya niyetlenmiştim. Öğleden sonra Baba serisini peş peşe izleyip gece yarısını öyle bulacaktım. Hiç şamataya karışmadan yılın ilk uykusuna yatacaktım sonra. Ama daha ilk filmde yarıda bıraktım. Önümüzdeki yıla erteledim Baba serisini bir defada izleme gecesini… Niye Baba’ya sardırdım aniden? Onu da bilmiyorum.

Çinlilerin ilginç bir bedduası olduğunu söylerler. “Umarım tuhaf zamanlarda yaşarsın” derlermiş. Birilerinin tutmuş bedduasının getirdiği bir hayatı yaşar gibi olduğumuza git gide daha fazla inanmaya başladım son yıllarda. “Öyle zamanlarda yaşıyoruz ki; artık yeni yılı kutlamalı mıyız yoksa kutlamamalı mıyız?” diye kendime sorarken dışarıda patırtı arttı iyice. Komşularımız sanki biraz erkenden ateşlediler havai fişekleri. Bizim taraftan cevap da gecikmedi. Belki havaya fırlamaya pek teşne olduğumuzdandır bu kadar gürültü patırtı. Umarım değildir, dedim. Takvim yaprağında iki 20’nin yan yana gelmiş olmasında bir keramet vardır gibi bir hisse kapıldım sonra durup dururken… Ne diyelim; hayırlısı olsun… Hâlâ hayattayız ne de olsa…

2020’den geriye bakarken…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.