Bir söz var, ALLAH KİMSEYİ HEKİME VE HAKİME DÜŞÜRMESİN…
Aslında HEKİMİ bu ifadeden çıkarmak gerekir.
İnsan sağlığı ve koruyucu hekimliğin bir gerekliliği olarak hekime gitmek gerekliliktir. Yeter ki dermansız bir dert olmasın.
Başlığa bankayı da ekledim. Hem de büyük harf.
Neden? Nedeni, bankacılığın geldiği durum.
***
Hiç kuşkusuz bankalar hayatımız da vardır ve var olmalıdır.
Kıbrıs’ta bir gelenektir. İlkokullarda pazartesi ilk ders saati banka saatidir. Öğrencilerin tasarruf amaçlı yatırımlarını öğretmen toplar.
Bu uygulamanın devam edip etmediğini sorup öğrenmek istiyordum. Geçenlerde yolum Öğretmenler Kooperatifine düştü. Bir okuldan gelen para küçük bir torbacıkta işlem için bekliyordu. Sordum… Devlet okullarında bu geleneğin devam ettiği söylendi.
***
Kıbrıs adasında kooperatifçiliğin temeli İngiliz sömürge döneminde atılmıştı.
Neredeyse tüm meslek gruplarının kooperatifleri vardı. Hemen hemen her köy, halkın ŞİRKET dedi köy kooperatiflerine sahipti.
ŞİRKET, köylünün hem bankası hem, marketi hem de tarımsal gereksinimlerini karşıladığı ekonomik kuruluşlardı. Ürünün pazarlanmasında da yine kooperatifler devredeydi.
Liberal ekonomi anlayışı yok.
Özel sektör henüz gelişmemişti.
Rekabet bile yoktu.
Pazar doğal olarak dardı.
Tüketiciye sunulan ürün çeşidi sınırlıydı.
Piyasa ülke ve yakın komşu ülkelerden oluşuyordu.
***
Liberal ekonomiyle, ekonomide, finansa dünyasında daha doğru kabul edilen MODA ANLAYIŞLAR GELİŞTİ. Bu gelişmeden Kıbrıs ve Kıbrıs Türk Toplumu da nasibini aldı.
Kıbrıs Türkü uzun yıllar bir elin parmaklarından az ticari bankalara sahipti.
Dikkatinizi çekiyorum kooperatiflere, TİCARİ BANKA GÖZÜYLE BAKILMIYORDU.
Çünkü kooperatifler için üyelerin kazancı esastı.
Ticari bankalarda yerel banka olarak Türk Bankası uzun yıllar tekti.
Türkiye’nin Kıbrıs’ta açılan ilk şube bankası İş Bankası’ydı. Biri Lefkoşa’da merkez öteki Mağusa’da iki şubesi vardı.
Bir de Lefkoşa Sarayönü Meydanında İngilizlerin ünlü Barclays Bankın şubesi anımsanır.
***
Çok uzun yıllar insanlar bankaların kapısından, korkmadan girdi.
Bankaların hem mevduata hem de kredilere faiz uyguladığı bilindi elbette. Ancak nazik adı finans şirketi olan tefeciler yoktu. Onların yerine FAİZCİ denilen sınırlı sayıda insan vardı.
O zaman da insanlar faizcilerin elin düşmek istemez, tıpkı tefecilerin elin düşmek istenmediği gibi.
***
Bankaların, kazanç amaçlı işlem sayısı da sınırlıydı.
Her fırsatta yalın bir anlatımla seslendiririm. FAİZ, PARANIN KİRASIDIR.
Gereksinim fazlası paralar, mevduat olarak bankalara yatırılır.
Bu paraların, faizi vardır.
Yatırılan paralar, ihtiyacı olanlara kredi olarak verilir. Buna paranın kiralanması demek de olasıdır.
Kredi faizi daha yüksektir.
Mevduat faizi ile kredi faizi arasındaki fark, bankanın kazancıdır.
Tıpkı emlakçıların, taşınmaz mal kiralarken aldığı komisyon adındaki fark gibi.
***
Bizim, hükmettiğimiz bir para birimimiz yoktur.
Ancak Merkez Bankamız vardır.
Kıbrıs Türkü, denetim ve bankacılık disiplinin yok denecek kadar az olduğu dönemlerde ciddi bankacılık krizi yaşamıştır.
Sonrasında gelen disiplinli, finans dünyamızda bir güven söz konusudur.
Bankacılık kazançlı bir yatırım olarak da öne çıktı.
***
KKTC Merkez Bankası yanında, on altısı yerli, altısı Türkiye Bankaların, KKTC şubeleri olmak üzere toplam 23 banka aktif olarak var.
Bir biçimde kooperatif bankalar etkisizleştirildi.
Kooperatif Merkez Bankası ve Limasol Türk Kooperatif Bankası, bankacılık sektöründe kooperatifçilik kökenli ticari bankalardır.
Var olan öteki kooperatiflerin isimlerinde BANKA olmaması, yasayla engellenmiştir.
***
Bu satırların yazar olarak finans uzmanı değilim.
Zaten biz gazeteciler çok konuda az ya da yetecek kadar bilgisi olan insanlarız.
Bu iki cümleden sonra şu vurguyu yapmak isterim. BANKACILIK, FARKLI İSİMLENDİRMELERLE, MÜŞTERİDEN TALEP ETTİKLERİYLE, TİCARİ BANKACILIĞIN ÖTESİNDE BİR KAZANÇ KAPISINA DÖNÜŞMÜŞTÜR. Tefecilik anlayışıyla bankacılık yapanları da görmüyor, bilmiyor değiliz.
Yazımın giriş bölümlerinde belirttim. Asıl olan mevduatla, kredi faizi arasındaki farktır. Bu fark da makul olacak elbette.
Bir de yılda bir kez bankalar, aynı noktaya çıkan isimlerle her hesaptan bir miktar para alırdı.
Bu günün bankacılığı giderek DELİ DUMRUL BANKACILIĞINA, dönüyor.
Deli Dumrul, bir halk hikayesi kahramanıdır.
‘Deli Dumrul’un susuz derenin üzerine kurduğu köprüden “geçenden beş akçe, geçmeyenden on akçe” alması Türk halk kültüründe bir deyim haline dönüştü. Bu ifade bazen de ,“Geçenden otuz, geçmeyenden döverek kırk akçe’ olarak da kullanılır.’
Deli Dumrul Bankacılığında, neredeyse bankanın kapısından girseniz girmeseniz fark etmez, aklınıza gelen gelmeyen her konuda müşteriden haraç gibi para talep ediliyor.
Türkiye’de bu iş o kadar çığırından çıkmıştı ki, hükümet müdahale edip, haksız olarak nitelenecek talepleri azaltmıştı.
Biz de özellikle şube bankaları DELİ DUMRUL BANKACILIĞINI SÜRDÜRÜYOR.
Birkaç örnek vereyim.
Bir banka, KKTC’de başka şubesine ait çeki bozarken para talep ediyor ve alıyor. Bazı şube bankalarında bu amaçlı talebin alt sınırı 65 TL.
Yine hesabınız farklı şubedeyse, aynı bankanın bir başka şubesinden paranızı, haraç benzeri masrafı ödemeden çekemiyorsunuz.
Bu örnekler çoğaltılabilir.
KKTC Merkez Bankası mı Hükümet mi, her kimdeyse yetki, müdahale edip, bu rezilliği son versin. Bankacılıkta kılıf giydirilmiş haksız kazancın önü alınsın.





Yorumlar kapalı.